Çocukluğuma dönelim... Eğer çok aristokrat bir ailen yoksa, geleneksel bir yapının ailesinde ne yaşanırsa, sen de o yollardan geçmek zorunda kalıyorsun belli bir yaşa gelinceye, sosyal bağımsızlığını kazanıncaya kadar. Ülkemizde okullar kapanınca yazın din kurslarına-hocaya gitmek bir klasiktir. Sureleri öğrenirsin, Arapçanın okunuşunu ve yazılışını öğrenirsin falan; keşke Arapçayı öğretseler, bari bir dil öğreneceğin için bir işe yarar. Yani bir dilin okunuşunu ve yazılışını öğreniyorsun ama bunu daha ileri boyuta, anlamını öğrenmeye taşıtmıyorlar. Ben bur'da da dogmatizmin bir oyununu görüyorum. Çünkü Arapçayı öğretseler, dogmatizm gene çürüyecek. Kutsal atfedilen kitabın ne dediğini sen öğreneme ki, "onlar" bunu çıkarlarına alet etmeye devam etsinler. İlkokul dönemime denk düşüyor tabiki de bu anlattıklarım. Arapçanın okumasını, yazmasını söktükten sonra bir gün din kursuna gitmemeye karar verdim. Zor geldi veya bana cazip gelen bir tarafı kalmamıştı belki de. Çocukluğum olduğu için bilinçaltımı çok da sorgulayamıyorum. Tabi her şeye rağmen, kişi kendisi oluncaya kadar, yani belli bir yaşa ve donanıma gelinceye kadar insan sığınacak bir şey arıyor. Kendisine eşlik edebilecek bilgili insanlar ve bilgiye dair bir şey olmayınca dine sığınabiliyorsun, kafanın içinde hala bir Tanrı olabiliyor temennide bulunmak zorunda kalınca falan. Ne zaman bilgi kaynağına ulaşmaya başlıyorsun, işte o zaman her şeyi sorgulamaya başlıyorsun. Tabi ben herkesin sorgulayıcı bir yapısı olduğunu iddia etmiyorum, hatta genetiğe inanan biri olarak sorgulayıcı ve sorgulama yetisi olmayan diye ayırıyorum insanları.
Benim dini inançlarım ne zaman ve nasıl değişti tam hatırlamıyorum ama sanırsam kitabın adı "Tanrıyı Öldürmek"ti, bu kitabı görüp alıp okuyunca bir şeylerden tam anlamıyla emin oldum. Gerçekten bir kitap, bir düşünce, bir kelime bile insanın kendini bulmasını sağlayabiliyor. Çünkü çok basit bir şekilde Tanrıyı sorguluyor kitap. Yani anlaMamak için geri zekalı falan olmak gerekiyor! Kitapta Tanrı varsa niye ayrımcılık yapıyor, niye insanları eşit yaratmıyor, Tanrı adaletsiz mi gibi sorgulamalar işte. Kimse de bana kalkıp hala Tanrı'nın herkesi farklı şekilde sınadığını söylemesin. Niye ben kötü bir şeyle sınanayım ki bazıları sınanmazken bile. Saçmalamayın lütfen. Ülkeyi soyup soğana çevirenleri de Tanrıysa ödüllendiriyor olsa gerek bu kafaya göre! Tabi şu Lut Kavmi hikayesiyle falan karşılaştım bir eşcinsel olarak ama karşılaştığımda benim içimde dine dair zerre bir şey kalmamıştı. Sadece öfkelenmiş veya gülüp geçmişimdir Lut Kavmi mitiyle karşılaştığım zaman. Bir etkisi olsaydı, aklımda kalırdı.
Tabi bundan sonra hayatını din üzerinden değil de bilim üzerinden şekillendirmeye başlıyorsun. Tübitak kitapları, DNA gibi o dönem popüler olmuş bilimsel kitaplar falan da okudum. Zaten zamanla yeni keşiflerin, bilimsel şeyleirn beni ne kadar heyecanlandırdığını falan anladım. Sonra dinin yaşamsal pratiğe ne kadar olumsuz etkileri olduğunu, ne kadar adaletsizlik yaptığını, ne kadar dengeleri bozduğunu falan gördükçe; bu sefer dine öfkelenmeye başlıyorsun. Ki çocukluğumdan itibaren ne kadar hassas ve de hayvanlara, çevreye düşkün olduğumu çok iyi biliyorum. Ben gerçekten çocukken de kedilere düşkündüm, çiçeklerin dallarından kopartılmasına, hayvanların yük aracı olarak veye binek olarak kullanılmasına, vesaireye de karşıydım. Horozlarımızın kesilmesine, kurban bayramlarındaki çektiğim acılar... Kulaklarımı kapatırdım hayvanların kesilirkenki seslerini duymamak için.
Tabi insanın yapısında var ise okumak ve öğrenmek, nerede yaşarsan yaşa bunun önüne geçemiyor ve koşullarını zorlayarak bunu gerçekleştiriyorsun. Şöyle bir şey... Bir yerlerde içinde bilgilerin olduğu bir şey var, o dönem kitap-derg-gazeteydi bu, ve tk hedefin veya en büyük hedefin bu oluyor... Bilgiyle donanımlandıkça daha bir özgüvenli oluyorsun, dayanağın güçlendikçe bildiklerine daha çok inanıyorsun ve bunlara karşı daha güçlü savunu geliştiriyorsun, karşıt düşünceleri de daha bir cesurca eleştirebiliyorsun. Ama şöyle de bir gerçek var; içinde yaşadığın kültürde bir araştırmacı ruh yoksa, senin öğrendiklerin bir karşılık bulmayabiliyor ve susmak zorunda kalabiliyorsun. Çünkü ya tepki çekiyor, ya da boşa kürek çekiyorsun. Ama her şeye rağmen insanın bir dönüşüm, bir gelişim sağlaması kendi adına çok güzel bir şey; çünkü öğrenmek-bilmek, sana ve düşüncelerine karşı bir çevreye rağmen hayatını kolaylaştırıyor. Düşünsenize ben çevreci ve eşcinsel biri olarak; dine saplanıp kalan bir yapıya sahip olsaydım, araştırıp öğrenemeseydim, bir çok eşcinsel veya çevreci gibi bir iç çatışma yaşayacaktım. Diyebilirsiniz ki sen dine inanan bir yapıya sahip olsan, nasıl bir eşcinsel ve çevreci olacaktın? Bakınız duyarlı-hümanist yapı ve eşcinsellik, vs. genetiksel bir şeydir ve sonradan öğrenilen dinin geniş bir ağı olduğu için, eğer biraz kendini bilme-bulma kapasiten yoksa dinin etkisinden kurtulamayabilirsin. Çevremde bir çok eşcinsel var mesela çatışma yaşayan; eşcinselliğinden vazgeçmesi söz konusu bile olamayacağı gibi, kapasitesizlikten dolayı dinden de vazgeçemiyor ve ikisini birarada yürütmek zorunda kalıyor. Tabi toplumsal bazda din daha baskın olduğundan dolayı eşcinselliğini baskılamak zorunda kalıyor ama tabiki de tutamıyor ve öyle veya böyle bir şekilde kaçınılmaz olarak eşcinselliğini de gerçekleştiriyor ama sonrasında pişmanlıklar, sonrasında gene kendini gerçekleştirmeler, ardından gene dinin yarattığı pişmanlıklar; eşcinsellerin bir çoğu işte böyle bir çıkmaz yaşıyor din yüzünden. Bazıları, din eşcinselliğe karşı çıkmıyor diye bu çıkmazı aşmaya çalışarak ikisini birlikte yürütmeye çalışıyor; çünkü ne topluma karşı gelebilecek bir potansiyeli var, ne de genetiğinden vazgeçebilir zaten insan. Oysa bir bilse gerçekte olmayan bir şeyin-dinin hayatını alt üst ettiğini.
Lafı uzatmak istemiyorum bu arada. O yüzden toplamak ve kapatmak istiyorum yazımı. En çok da zaman içersinde yaşam politiğinin dine alet edilmesinden dolayı üzülüyorsun. Çünkü iktidarı ele geçirenler de bu dinsel çoğunluktan dolayı(İktidar olanlar da tabi bunların içinden çıkıyor kaçınılmaz olarak), gene çok güzel kullanabiliyor dini. Çünkü politikayı din üzerinden yaptıkları gibi; bunun devamlılığı için bilimi de baltalamaya, engellemeye çalışıyorlar. Mesele evrim teorisi düşmanıdır dindarlar, mesela laiklik düşmanıdır. Çünkü bilim ve laiklik hegemonyalarını sonlandıracaktır. Yani burada korku sadece iktidarlarda yoktur, dogmatik kitlelerde de vardır. Çünkü bu kitleler de dogmatizm üzerinden varolmaktadırlar ve eşitlik, özgürlük, laiklik gibi demokratik şeyler onların kolay varoluşlarını zorlaştıracaktır.
Bakınız, kapasitesi eksik olanlar dogmatik olurlar: bu deneyimle sabit bir şeydir. Çünkü kapasitesi olan insnaların algıları açıktır ve hayatı bilimsel anlamda araştırmaya, öğrenmeye çalışır ve yenilikçidirler; saplanıp kalmazlar bağnazlığa, hayatlarını daha güzel yapacak bilimsellik varken dogmatizm üzerinden varolmaya çalışmazlar, bilimselliğin daha vicdanlı yaptığını, daha insancıl yaptığını görebilirler, karşılarındaki kişileri, farklılıkları anlamaya çalışabilirler düşman olmak yerine, paylaşmanın güzelliğini ve paylaşımcılığın hayatı daha da güzelleştirdiğini falan, filan... Tabiki de ben kimseyi aşağılamıyor, küçümsemiyorum yapılarından dolayı ama insan olan insan ne kadar yapısal olarak kapasitesiz olsa da konuşabilmektedir, düşünebilmektedir ve öğrenebilme, en azından az çok kendini geliştirebilme yeteneğine sahiptir. Benim kabul edemediğim nokta, gücü ele geçirenlerin dogmatizmi-dini çıkarlarına alet etmesi ve bu sayade bencillikleirni hat safhaya ulaştırmaları, gücü kaybetme noktasındaysa canilik derecesinde acımasızlaşması. Mesela iç çatışmalar falan oluyor ve gücü elinde bulunduranlar acımaızca insnaları öldürebiliyor veya ölmelerine sebep olabiliyor.
Oysa dogmatik olmayan bir insan daha akıl ve mantık çerçevesinde hareket eder, öyle bencilce gücü elinde bulundurma gibi hırsları olmaz, hayatı paylaşmayı tercih eder, içindeki öldürme gibi kötü duyguları idare edebilir, yani öyle canice duyguları gelişmemiştir bile. Hani dogmatikler bilimsel düşünüp dogmatik olmayanları allahsız-kitapsız olarak tanımlarlar ya düşmanca, her şeyi vurup-kırıp-yakacağını iddia ederek; oysa bu bir yansıtma politikasıdır dogmatiklerin. Tarihe bakarsanız bütün canice yobazlıklar dinle alakalıdır ve din ile alakalı kişiler tarafından yapılmıştır. Çünkü bilimsel düşünen ve dogmatik olmayan insanların kafasının içinde dengeleri sağlayabilecek bir bilgi birikimi, içinde yaşam felsefesi barındıran yüzlerce kitaptan oluşan bir kitaplık vardır. Dogmatikler bir kitaba dayanarak yaşam kültürü oluştururlar; bilimselciler kapsamcılardır, dolayısıyla hayata geniş bakarlar.
Hani sevgiden saygıdan bahseder ya dindarlar; o kadar çelişkilidir ki yaşamlarıyla söyledikleri. Mesela bir bakmışsınız bir eşcinseli sırf cinsel yöneliminden dolayı linç etmişler, en azından ötekileştirmişler. İşin en vahim tarafı da onlara bir şey anlatılamaması, anlayabilecek olsalar bile anlamak istemememeleri; çünkü kolaylarına gelen, çıkarlarına uygun bir yaşam geliştimişlerdir artık. Sevgi pratikte-uygulamada sorumluluk, emek gerektrir ama söylemde bir külfeti yoktur... Aynı şekilde saygı da, vicdan da, insnalık da, adalet de, eşitlik ve özgürlük de... İşte dogmatizm de dar bir şeydir, kolay bir şeydir ve dolayısıyla bazı şeyleri-erdemleri uygulamaya geçirmeden dil üzerinden yapmak işlerine gelir dogmatiklerin.
Sonuç mu, çözüm mü dediniz; gücü ellerinden alacaksın dogmatikleirn ve her gün bilgi okuluna göndereceksin; gitmek isemeyenleri yerin 7 kat dibine maden ocaklarına veya taş ocaklarına... Başka türlü iflah olmaz çünkü bunlar... Bakınız ben önce bilgi tarlasına gönderilmelerini öneriyorum, acımasız olarak adlandırmayın beni. Keşke ben bilgi denizinde boğulsam.
Bu yazıyı niye yazdım; Yukarıda da söylediğim gibi, her gün dinin yan etkileriyle karşılaşıyoruz ya; Mesela adamlar her gün din üzerinden siyaset yapıyorlar ama biz laikler #herşeyçokgüzelolacak diye pozitif bir söylemde bulunuyoruz, bunu bile her şeye siyaseti sokuyorsunuz diye engellemeye çalışıyorlar. Keşke bütün siyasetler dogmatiklerin bencilce ve cahilc çıkarları üzerine kurulması yerine, böyle güzellikler üzerine kurulsaydı...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder