15 Kasım 2013 Cuma

Obsesifliği nasıl yendim?

Obsesiflik-takıntılılık bir hastalık değil, mükemmelliyetçiliktir


David Beckham da obsesif-kompulsifmiş. Yani takıntılı ve kendini takıntıdan koruma takıntılı. Ben takıntılılığın bir hastalık olmadığını anlayalı bayağı zaman oldu. Nasıl mı? Çünkü ben bir şeyi kafaya durduk yerde takmıyorum ki. Her şey yolunda giderken, hadi şuna da takılıp kalayım durumu olmuyor sonuçta. Mutlaka olumsuz bir şey oluyor ve olumsuzluğun giderilmesi için kafa yoruyorsun. Veya bir şeyin daha iyi, daha mükemmel, daha kusursuz olmasını istiyorsun. Yani bir şeyin, kendi yapının seviyesine göre mükemmel, arızasız, kusursuz, güzel, temiz, dakik, emin, güvenli vesaire olmasını istiyorsun. Yani hayat ve hayata dair şeyler daha mükemmel olsa, daha sorunsuz olsa, hiçbir şey kafaya takmayabilirsin. Çünkü hayat mükemmel olunca, mükemmelliği mi kafaya takacaksın?

Mesela benim kafaya taktığım şeylere örnek vereyim. CD'lerin çizik çıkması, kıyafetlerdeki dikiş bozuklukları ve asimetriler, kitaplardaki dergilerdeki kırışıklıklar, kirlilikler, fotoğraflardaki parmak izleri gibi eşyasal takıntılar. Bu takıntılarım durduk yere değil ki. Ne var ki bir şeylerin temiz ve düzgün olmasını istememde. Suç burada üretim hatasında mı, bende mi? Tabi CD'leri veya fotoğrafları falan yağlı elleriyle elleyen bir kültürde bu durum kimsenin umrunda olmaz, sonra Halil takıntılı olur. Fotoğrafçı fotoğraf basarken tost yiyip yağlı parmaklarının yağını fotoğraflara bulaştırabiliyor be. CD'ler hem araba süsü oluyor, hem müzikçalarda çalıyor. Hele kitaba hiç saygı yok. Neymiş, okurken üzerine çay dökülürse, okunmuşluğu, yaşanmışlığı gösterirmiş. Bu senin ne kadar pasaklı olduğunu gösterir, başka hiçbir şeyi değil.

Neden CD, fotoğraf, kitap, dergi örneklerini verdim takıntılılığıma, pardon mükemmelliyetçiliğime, çünkü hayatımın önemli unsurları. Kısaca, takıntılılık bir hastalık değil, hayatı birazcık olsun mükemmel yaşamak isteyenlerin bir davranışı. Yani sorun bende, benim gibilerde değil, sorumsuz çevrede. Hem insanın sevdiği şeylere karşı mükemmelliyetçiliğinden doğal ne olabilir. Araba sevdası olanlar, mesela ellerinde bez arabalarını parlatırlar. Ne kadar komik gelir bana. Mesela sofra donatanlar falan nasıl emek harcarlar. 5 dakika sonra yerinde yeller esecek nasıl olsa, değer mi bu kadar anlık bir şeye sanat yaratıyormuş gibi çabalamaya? Başkaları da benim CD veya kitaplardaki temizliği kafaya takmamı saçma bulabilir. Demek ki bu sevdiğin bir şeyin mükemmel olmasını istemekten başka bir şey değil.

Bir de ne kadar bu kafaya taktığın şeylerden uzak durmaya çalışırsan çalış seni bulduğunu zannedersin. Başkalarının CD'sinde hiç çizik çıkmaz, benim her aldığım çizik çıkabilir diye düşünebilirsin. Hatta bir keresinde Can Bonomo'nun albümünü CD'cide sağlamı çıkıncaya kadar açtırmıştım, hepsi de çizik çıkmıştı. Anladım ki gerçekten standardı olmayan toplumların yarattığı bir durum bu standartsızlık ve bu da mükemmeliyetçileri bulmuyor da boşvermişlerin umrunda olmuyor. Yani burada düzeltilmesi gereken ben değil, duyarsızlık, duyarsız olanlar.

Belki de takıntılılığa falan sebep olan sorumsuzluk, ciddiyetsizlik, boşvermişlik, insan haklarına falan duyarsızlığın bir başka açıdan görüntüsü. Yani yaşadığın düzen güven vermeyince de her şeye karşı şüpheyle yaklaşıyorsun, sonra da paranoyak diyorlar. Size bir şey söyleyeyim mi, obsesif veya paranoyak olmak güven vermeyen bir ortamda gerekli. Ya onlar gibi olacaksın, ya da kendini korumak adına adına bir şeyleri kafaya takacaksın, bir şeylere şüpheyle yaklaşacaksın. Emniyetsiz ortamlarda emniyetten bir şey çıkmaz. Olsun, biraz kafamız yoruluversin canımız yanacağına.

Takıntılılık için psikiyatra falan hiç gitmeye gerek yok. Haplarla uyuşturulmakla bu düzen değişmeyeceğine göre, niye kendimizi kobay olarak kullandıralım ki. Düzeltilmesi gereken mükemmelliyetçilik değil, gayesizlik, kaygısızlık, boşvermişlik, standartsızlık...

Kısaca, obsesiflik neden bir hastalık değildir; Takıntılılık yaratan şey halledilince geçiyorsa, demek ki takıntı insanın kendinden kaynaklanan bir şey değil, takıntıya sebep olan şeylerle alakalı. O yüzden kafaya takanlara böyle bir tanı koyulmamalı, takıntıya sebep olan standartsızlıklar giderilmeli. Rahatsız olan mükemmelliyetçiler değil, standartsız yaşayan çevre. Mükemmelliyetçiler, üst üste gelen standartsızlıklarla mutsuz oluyorlar ama bunun çaresi mükemmelliyetçilere hasta gözüyle bakmak değil, çevredeki bozuklukları gidermek. Çünkü standart bir dünyada, mükemmelliyetçiler mutsuz olmayacaklar ki. "Standart kötü bir şey değildir"le noktayı koyayım. Standartsızlık güzel bir şey olsaydı, sorunlar olmazdı.

Şu anda obsesifliğimi çok seviyorum artık biliyor musunuz? Çünkü beni amacıma götürüyor. Takıntılılığım sayesinde içimden geldiğim gibi yaşıyorum ve bu da beni mutlu ediyor. Belki beni hala zorladığı anlar oluyor ama önemli olan sonuca varmak, başarıyı yakalamak değil mi? Obsesif olmasaydım, mutsuz olurdum veya obsesif olmasaydım diğerleri gibi mükemmelliyetsiz olurdum. Obsesif olmak güzel bir şey ama obsesifliğimizin bizi boğmasına, pes ettirmesine izin vermemeliyiz. Dirayetli olup mükemmeli yakalamalıyız. Çünkü haklı olan mükemmelliyetçiliktir!

Son bir not: Obsesisflik-mükemmelliyetçilik sayesinde estetiği yakalıyorum. Belki de estetiğe düşkünlüğümden takıntılıyım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder