29 Haziran 2013 Cumartesi

Şakşakçı olmadığın sürece topun ağzındasındır

Ben 20 yıllık çalışma hayatım boyunca birisi 3-5 ay olmak üzere toplam üç iş yerinde çalıştım ve üçünden de kendi isteğimle çıkmadım, hep kovuldum. Nedeni de doğru olmam, dürüst olmam. Bir çoğu da buna inanmayacaktır. Çünkü onların doğruluk ve dürüstlük anlayışı da işverenin çıkarlarını korumak üzerine kuruludur.

Bugünkü haberlerde gönderilenler, gönderilme ihtimali olanlar, kovulanlar, maddi-manevi çıkarlara uymadığı için işine son verilenler dikkat çekiciydi.

Fransız öğrenci Elisa Couvert, "Gezi" eylemcisi olmadığı halde, o kargaşada tutklanıp ajan olduğu gerekçesiyle sınır dışı edildi. İnsanın sorası geliyor. Ajansa niye sınır dışı ediliyor. Hukuki olarak da bilmiyorum ajanların bu kadar kolay ülkelerine falan gönderildiğini.

Bir rektöre, kendisinin dediğine göre ayağının kaydırılması için komplo kuruluyor.

Bir şehir planlamacası, "Gezi"deki dayanışma gruplarından birinin sözcülüğünü yaptığı için başka bir şehire sürgün ediliyor.

Devletin el koyduğu bir televizyondaki magazin programlarının yayınlarına son verildiği için 30 çalışan işsiz kalıyor.

Ethem Sarısülük'ü serbest bırakan adalet görevlisi de görevinden olmamak için mi adil davranamıyor acaba? Savunma amacıyla da olsa cinayet işleyen kişi polis olmasaydı bu kadar kolay serbest bırakılır mıydı?

Polisler de olumsuzlukla karşılaşmamak için mi bu kadar acımasız oluyorlar?

Televizyonlarda, dizi sektöründe, müzik dünyasında çalışan sanatçı grubundan bazılarının "Gezi" eylemlerine destek verdikleri için daha önceki günlerde işlerine son verildiği haberlerini okumuştuk.

Ve camide bira içildiğini görmediğini söylediği için, cami imamının başına da aynı şey gelecek mi? Mesela sürgün edilebilir mi?

"Gezi" eylemlerinden bahsedip, doğruları söyledikleri için görevlerine son verilen gazetecilere şahit olduk daha önceki günlerde ve bugün de iki kadın gazetecinin işine son verildiğini, yani kovulduklarını okuduk.

Hava yolu çalışanlarından birinin "Gezi" olaylarında hükümeti eleştirdiği için işine son verileni hatırlıyorum.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz ve işçi olarak sadece "Gezi" dönemine ait bir mağduriyet değil. En başta kendimi örnek olarak gösterdim zaten. İşverenlik de bir anlamda iktidar, iktidarın küçük birimi demektir. Dolaylı veya direkt bağlantılıdır zaten büyük iktidarla.

İşçisini kendinden, işyerinden daha çok düşünen ve işini kaybetmek isteyen bir patron gördünüz mü hiç? Önemli olan işçinin hakları değil, iş yerinin devamlılığıdır. İşçinin biri gider, bir gelir. Çünkü sistem ona göre ayarlanmıştır ve bilgi toplumu olunmadığı sürece de insanlar bu sömürgeci sistemi pekiştirmeye ve bu sisteme bağımlı kalmaya mahkumdurlar.

Bu bağımlılık da insanların birbirlerini düşünmesine, birbirlerine acımasına engel teşkil etmektedir. Çünkü herkesin kendini düşünmekten başka çaresi yoktur, yoksa aç kalır. Karnını doyurmanın birilerinin aç kalmasına bağlı olması... Herkes biri atılsa da onun yerine geçsem diye bakıyor. Biz de kısa vadeli düşünüp, birilerinin aç kalmasını umursamıyoruz. Mağdur olanlar birlik içersinde olmak yerine, sisteme dahil olmayı tercih ediyorlar, sistemin kendilerini de yutabileceğini düşünerek veya düşünemeyerek.

Sistemi, iktidarları, işverenleri oluşturan ve sadece kendilerini düşünmelerine sebep olan da aslında halkın kendisinden başkası değil. İktidarlar ve halklar birbirlerinden cesaret alıyorlar, birbirlerinden yüz buluyorlar. Çünkü birbirlerine benziyorlar. Benzemeyen ve benzemek istemeyenler çelme takılıp düşürülüyorlar zaten. İşini ne kadar iyi yaparsan yap, ne kadar dürüst olursan ol, sistemin şakşakçılığını yapmadığın sürece her zaman topun ağzındasındır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder