27 Haziran 2013 Perşembe

Mutluluğa geç kalan eşcinseller

"Ben de senin gibi mutlu olmak istiyorum"

Bu sözün anlamı, yıllardır aktif olarak eşcinsel ilişki yaşayan, hatta eşcinselliğini kabul etmek istemeyen, bu yüzden heteroseksüel evlilik yapıp çoluk-çocuğa karışmış bir eşcinselin yıllar sonraki pasif olma isteği ve bunun itirafı. Çünkü bakıyor görüyor erkek geçinerek, eşcinselliğini yarım gerçekleştirerek kendisi mutlu değil, kendini kasmayan ve sınır tanımayan eşcinseller daha mutlu, o da mutlu olmaya karar veriyor. Çok doğru bir karar. Çünkü bu beden bizim mutluluğumuzu sağlayan bir aracı. Ona ahlak gibi, namus gibi anlamlar yükleyerek saklamanın hiçbir anlamı yok. Cinselliğini yapısına uygun yaşamayanlar belki toplumsal anlamda daha erkek, daha namuslu, daha şerefli, daha onurlu, daha ahlaklı sayılabilirler ama kendi dünyalarında bu değerler mutlu olabilmek için, sağlıklı bir psikoloji için ne kadar yeterli? Ben kendi adıma, kendi ahlaki değerlerimle mutlu olabiliyorum ancak. Toplumsal ahlak anlayışı hatta ters tepiyor bende. Çünkü neyin ahlaklı neyin ahlaksız, neyin kötü amaçlı kullanıldığının bilincindeyim. Belki bir çoğu da bunun bilincinde ama kendileri olabilme cesaretleri olmadığı için, yapılarına uygun varolmayı toplumsal varoluşa feda ediyorlar. En baştan toplumsal ahlakın kendilerini kısıtlayan bir baskı olduğunu görseler belki daha az zarar görecekler ama telafi edilemeyecek yıllardan sonra akılları başlarına geliyor. Belki bazılarının gerçekler öğrenmesi için düşe-kalka yönteminden başka çareleri yok. Yani önce kaybedecekler sonra telafi etmeye çalışacaklar geçmiş yıl kayıplarını. Çünkü bazılarının özgüven kazanmaları için öncelikle heteroseksizme sahte de olsa kendilerini ispat etmeleri gerekiyor. Bu süreci yaşamasalar belki eşcinsellikleriyle gecikmeli olarak bile barışamayacaklar. Zaten çoğu eşcinselin kendisiyle barışması eşcinsel dünyasında kalıyor. Topluma karşı gene ahlaklı heteroseksüel erkek olmaya devam ediyorlar. Buna da şükür diyebiliriz kendileri, kendi mutlulukları açısından. Ama toplumsal açılım gerçekleşmeyip, toplumsal ahlak anlayışı değiştirilmediği sürece, mutluluğa hep geç kalınacaktır.

Transsesküel bir arkadaşım da eşcinselliğin bir çocukluk, bir gençlik hatası olduğunu, askere gidip gelince düzeleceğini düşünerek hep cinselliğini ertelemiş. Hatta babasının evlilik ısrarına evet demiş ama annesinin yaşının küçük olması dolayısıyla karşı çıkması bu hatadan farkında olmadan dönmesini sağlamış. Şimdilerde çocuğunun transseksüelliğiyle yüzleşemese de kabul etmekten başka çaresi kalmayan anne, oğlunu babasının evlendirme isteğine o dönem yaşı küçük diye karşı çıkmasından pişman mıdır? Belki aileler çocuklarının cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleriyle yüzleşemeseler de, onları mecburiyetten kabul ediyorlar ama eşcinsellikle, transseksüellikle asla barışamıyorlar. Bu da kendilerinin, çocuklarının cinsel kimlikleriyle açıkça yüzleşmelerine engel oluyor tabi. Bunun sebebi de eşcinsel nefretini toplumsal boyuta taşıyan makamlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder