26 Haziran 2013 Çarşamba

17 yaşında bir çocuk niye öldürülmek istenir?


17 yaşında bir çocuk hiçbir şekilde öldürülmeyi hak etmez. Bir suçu olsa bile, cezası bireyler tarafından ve bu şekilde verilemez.

Daha önceki bir yazımda da değinmiştim. Her erkek cinayeti, bana bu cinayetin nefret cinayeti olabileceğini aklıma getirir. Genellikle de öyle çıkar. Bu seferki değildir belki ama çıplak erkek cinayetlerini okuyunca hep yüreğim farklı cız eder. Çünkü ötekileştirilenlerin cinayetinde nefret vardır, acımasızlık vardır, işkence vardır. Ve benim bu zalimliklere karşı direkt olarak bir şey yapamamam kendimi suçlu hissettiriyor, vicdanımı çok rahatsız ediyor.

Aslında Gezi Parkı eylemleri sırasında eylemle alakası olmayan birinin polisler tarafından gözü çıkarılacak şekilde işkence yapılıp, sonra da öldü diye yanan ateşe atılmasının bende bıraktığı etkiye değinecektim sadece. Ama Muğla-Marmaris'te bir evin bahçesinde 17 yaşında İngiliz turist bir gencin 10 yerinden bıçaklanıp çırılçıplak ve ağır yaralı bir şekilde bulunması, sistemin ruhumda bıraktığı katlanılamaz etkiye resmen asit döktü.

17 yaşında bir çocuk niye hunharca öldüresiye bıçaklanır? Herkes kendi cezasını kendisi verecekse adalet denilen mekanizma ne diye kurulmuş öyleyse ? Demek ortada suç diye bir şey yok. Sistemin, sisteme dahil olanlara verdiği cesaretin, kafalarına ve çıkarlarına göre fırsatçılığı olarak düşünüyorum zalimlikle neticelenen, sistematik varoluşu sağlayan bu egosal öfkeyi, kini ve nefreti.

Hep sistemi suçluyorum, hep sistemin devamlılığını sağlamak isteyen yönetimleri suçluyorum ama bu suçu işleyenlerin hiç mi suçu yok? Sistem beni cesaret babında suça teşvik ediyor diye, emir de olsa, sistem beni koruyacak fırsatlar sunsa da, benim insanlığımdan vaz mı geçmem gerekiyor? Hangi vicdana sığar her kim olursa olsun, her ne olursa olsun savunmasız bir insanın gözünü çıkarıp ateşe atmak veya 17 yaşındaki bir çocuğu öldüresiye bıçaklamak?

Hayatım boyunca hiçbir şey beni yaşama umudundan vazgeçirememiştir. Direnme gücüm kalmasa bile hiç ölmeyi aklımdan geçirmemişimdir. Hep "Nasıl hayatta kalabilirim?"i düşünmüşümdür. Ama sistemin insanlarına yaptıklarını gördükçe çok defa dayanamama noktasına gelmişimdir. İnsanların birbirlerine yaptıkları hunharlıklara şahit oldukça kafamdaki insan tanımı bambaşka boyuta dönüşüyor. Yani bir cana kasdetmenin insanlıkla alakalı olabileceğine inanamıyorum, inanmak da istemiyorum aslında bana ters geldiği için. 

Sistem diyor ki, mesela Gezi Parkı olaylarında ölümlere sebep olan polisleri korumak amacıyla, "Polis kendini korumak, savunmak amaçlı tetiğe basmıştır". Peki silahsız ve savunmasız bir kişiye karşı orantısız gücü ortaya sürmenin nasıl mantıklı bir açıklaması olabilir? Özgürlük isteyen bu insanlar ne yapmıştır ki devlete ve polisine? Özgürlük isteyenlere karşı can güvenliği mi tehlikededir devletin ve polisinin? Özgürlükçülerin derdi gerçekten özgürlük ve barış olmasa karşı tarafın da bir kaybı olması gerekmez miydi özgürlükçülerin sebep olduğu? Özgürlükçüler ne yapmıştır? Sadece meydanlara çıkmıştır özgürlük sloganlarıyla. Sistemin iktidarı kaybetme korkusundan daha öncelikli bir korkusu olmadığı için de, saldırıya geçmesi büyük muhtemeldir her zaman olduğu gibi.

Kim kazanıyor, kim kaybediyor? Sistem insanlığını kaybediyor sadece. Kazanan hiç kimse yok. Oysa kazanılması gereken sadece insanlıktır, insanların kısacık hayatlarını insanca yaşamaları için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder