21 Haziran 2013 Cuma

İktidar hırsı zayıflığın göstergesidir

Bazıları neden birilerini yönetmek ister, iktidar olmak ister?
Bu bir güç meselesi mi, güçsüzlük meselesi midir?
Hangi güç?
Fiziksel güç zayıflığın göstergesi değil midir?
Akıl, birilerini yönetmek isteyerek gereksiz yere sorumluluk almak ister mi kısacık hayatı keyfince yaşamak varken?
O halde insan niye yönetmek ister?
Düzen için tek seçenek bu mudur?
İktidarların yönetmekteki amacı toplumsal fayda mıdır?
İktidar olmanın amacı bana, güçsüzlük gibi geliyor.
Güçsüzler açığını iktidar olarak kapatıyor diye düşünüyorum.
Geçmişte neden saltanat hüküm sürüyormuş, neden hala bazı toplumlarda sürüyor ve sürdürülmek isteniyor?
Kişi kendini tamamladığı iktidarın elinden alınmaması için de her yolu deneyebilir.
İktidar olmak ve o iktidarda hayat boyu kalma hırsı şiddeti bile normalleştirebiliyor.
Hatta şiddet yaratmak için bahaneler bile yaratabiliyor.
Masum insanı mağdur edip kışkırtabiliyor kendini haklı göstermek için.
Bütün bunlar da sadece güçlü olduğunu göstermek için.
Çünkü iktidar olmanın tek yolu, akıl ve mantık dışı gereksiz bir şekilde güçlü olmaktır.
Güçlü olmak için de vicdani duyguların tamamen köreltilmesi gerekir.
O yüzden iktidarlar acımasızdır.
Onlardan anlayış beklemek akıl dışıdır.
Acımasızlığına cevap vermekse seni sindirmek için bahanesidir.
O yüzden iktidara hiçbir şekilde yaranamazsın.
Ona göre, ona karşı tek yapman gereken itaat etmektir.
İktidarı durduracak tek güçse, ondan korkmamak, onu onaylamamak ve onunla şiddet dışı savaşmaktır.
Çünkü o zaman sana saldırması için hiçbir gerekçesi olmayacak, ona cesaret veren hiçbir güç kaynağı kalmayacaktır yanında.
Korkmamak ve insanlığından hiçbir şekilde ödün vermemek gerçek güçtür.
Ve bunun karşısında da hiçbir şey duramaz diye düşünüyorum.
Bu tarz güç zararsız olduğu için de herkes tarafından tasvip edilip uzun vadeli bir demokrasi sağlayacaktır.

Zayıf insanlar kendi başlarına hiçbir şey yapamazlar.
Yönetilmeyi ve yönetmeyi tercih ederler.
Korkunun sebebi de bu zayıflıktır.
Bilgiyle güçlenseler kendi başlarının çaresine bakabilirler ve hiçbir şeyden korkmazlar.
Yönetmek ve yönetilmeye de ihtiyaç duymazlar o zaman.
Yönetilecek bir topluluk olmayınca, kimse de yönetmeye cesaret edemez.
Zaten herkes kendi işini görebilecek bir kapasiteye erişince, kimsede yönetme arzusu olmaz ki.
Herkes hayatını yaşar.
Evet, güçsüzler hayatlarını yaşamasını da bilmiyorlar.
O yüzden hayatlarını yaşayanları da hazmedemeyip kendilerince kurallar koyuyorlar.
Adına ahlak diyorlar, örf diyorlar...

Ben güçsüzleri, yani akıl ve mantık bazında güçsüzleri doğanın defosu olarak görüyorum.
Farkındaysanız iktidarlar zarar verir doğaya dair ne varsa.
Kendisiyle barışık, içinden geldiği gibi yaşayanlar, yani korkusuz olanlar, insancıldırlar, doğayı severler, hayvanlara falan kıyamazlar, mülayımdırlar, şiddetten, kinden, nefretten uzaktırlar ve de şeffaftırlar, karanlık değildirler... Yani doğaldırlar kısaca.
Belki bu doğallıkları yüzünden korkmuyorlardır.
Yapaylar onların bu sessizliklerini belki korkaklık olarak agılayabilirler.
Oysa bu sadece insanlığa dair bir sabırdır. Bir iradedir korkaklarda asla olmayan.
...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder