Dobra kadın vesselam ama insanın çelişkilerinin farkında olup da yanlışına devam etmesi samimiyetine gölge düşürüyor. Hayvanların da tabiatın dengesinde önemli olduğunu dile getirip kürk giymenin nasıl insani bir açıklaması olabilir ki? Bir şeyi bilerek yapmak, bilmeden yapmaktan daha kötü değil midir? Yani bile bile doğanın dengesini bozmak değil mi bu? Ve sadece abartıyı, şatafatı sevdiği için kürk giydiğini söylüyor üstelik.
Transseksüel olduğu için 8 yıl sahne yasağı koyan kişiye nefreti de ilk günden beri gram eksilmediği için, adını bile telaffuz etmeyerek ressam dediği Kenan Evren'den hala rahatsız olduğu gibi, herkesin de bir şeylerden rahatsız olabileceğini ama bu rahatsızlığı dile getirmenin yolunun sandık olduğunu söyledi.
Şimdi ben Bülent Ersoy'a bir şey sormak istiyorum. Şu koşullarda sandıktan eşcinsellerin, eşcinsel haklarının çıkma ihtimali hiç var mı acaba? Yoksa eşcinseller Bülent Ersoy için de mi önemli değil? Ama "Ben herkesin ablasıyım" demesini biliyor. Kendisi de bir LGBT bireyi olduğu halde neden eşcinsellerin, transseksüellerin de ablası olmuyor açık açık? Kendisinin trans olarak da olsa kadınlığının 76 milyon tarafından tasdiklenmesinden dolayı artık LGBT'likle alakasının kalmadığına mı inandığından mı? Sözleriyle hep ifade ediyor zaten "Benim doğurma özelliğim yok." diye. Bu eksikliği dışında zaten biz LGBT'lerin de kadınlığına itirazı yok. Ama bir insanın özellikle transseksüel bir kadın heteroseksüel olması, heteroseksist olmasını ne kadar gerektirir?
İnsanın geçmişte onca sıkıntılara rağmen transseksüel olarak belli bir konuma gelmesine, kendini toplumsal olarak kabul ettirmesine rağmen, kendi grubundaki insanların haklarına açıkça destek vermemesinin nasıl bir açıklaması olabilir? Bu, ruhuna ters olan doğduğu andaki bedenini tamamen unutma çabası mıdır? Veya transseksüel bir kadın olabilmesine rağmen, doğuştan bir kadın biyolojisine sahip olamadığı için cinsiyet kimliğiyle tam anlamıyla barışamamasının bir duyarsızlığı mıdır LGBT'lere karşı ki, bir keresinde Tanrı'ya karşı günahkar olduğunu söylemesi bu düşüncemi bir anlamda doğruluyor.
Bülent Ersoy bilirsiniz ki uzun uzun ve de kendinden çok emin bir şekilde konuşur. Çünkü bildiği, inandığı ve arkasında durabileceği şeyleri söyler ama biz eşcinsellerin, transseksüellerin arkasında hiç durmamıştır. Tamam, her LGBT'nin aktivist olması gerekmiyor ama anladığım kadarıyla Bülent Ersoy eşcinselliğe karşı, transseksüelliği de bir mecburiyet olarak görüyor kanımca. Yani eşcinsellik yanlış, keşke kadınlar da sadece kadın bedeninde doğsalardı ona göre. Yoksa insan 60 yaşına kadar artık kaybedeceği bir şey olmamasına rağmen, kendi grubunda olanların magduriyetine, kendisi de bir zamanlar mağdur olmasına rağmen bir kere de mi değinmez? Hani "Ben direkt konuşurum, ucunda ölüm de olsa doğruları söylerim." diyor ya, bir kere de biz LGBT'ler için doğruları milyonlara anlatabilir mi acaba Bülent Ersoy? Üstelik ucunda ölüm de yok.
Cümlemin birinde Bülent Ersoy için heteroseksist kelimesini kullandım ama heteroseksist olmak için illa ki açık açık heteroseksüel cinsiyetçiliği yapmak gerekmiyor. Ayrımcılığa maruz kalan cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinin yanında durmamak da bir cinsiyetçilik sayılmaz mı?
Bülent Ersoy Müslüman bir toplumda Otuz küsur sene önce cesaretiyle; trans cinsiyet kimliği konusunda ameliyatı ve transseksüel olarak varolabilmesiyle başlı başına bir devrim yapmıştır ama o devrimin LGBT'lere etkisi ne kadar olmuştur, daha fazla olamaz mıydı? Bülent Ersoy'dan daha fazla şey bekleyerek ona haksızlık etmek istemiyorum ama, ne bileyim eşcinsel ve transseksüel haklarına biraz ucundan bucağından dokunarak bu konuyu politikleştirebilseydi, LGBT hakları konusunda farklı bir aşamada olabilir miydik diye düşünüyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder