İnsan sıradan yaşamak istemiyorsa, yaratıcılığını hayatın her alanında uygulamak istiyor. Sanat ruhu olan bir insan da yaratma dürtüsünü hiçbir şekilde bastıramıyor tabi.
Yemek benim için, aslında arabanın benzin ihtiyacından farklı bir şey değil. Bu konudaki yaratıcılığımı işin vitrininde ve cakasında değil de, özünde kullanmayı seviyorum.
Yemek yapmayı seviyorum ama az kişilik. Amele gibi çok kişiye yemek hazırlamak zaman kaybı benim için.
İkramı severim ama olanı paylaşarak. Yoksa davet vereyim, onlara özel yemek hazırlayayım şeklin de olamaz bende. O zaman görgüsüzlük tekeline dahil olmuş hissederim kendimi.
Hayatım boyunca hiç tarife göre yemek yapmadığım gibi, bir çok yemeğin ne adını bilirim, ne kendinden haberim vardır, dolayısıyla tatmamışımdır da. Zaten bu binbir malzemeyle hazırlanan tarifsel yemeklerden hiç tat da alamamışımdır değişik vesilelerle buluştuğum kadarıyla.
Mesela canım bir sebze ister, onu pişiririm, kalanlarını da etinden, sütünden, yününden faydalanacak şekilde değerlendiririm.
Pazarlardan birinde, satıcı kadın ıspanaklarını satamamış, herkese ücretsiz dağıtıyordu. Ben parasıyla 1 kilo kadar almak istedim ama o bana kilolarca doldurdu. Bayağı yedik.
Aklıma gelmişken. Ben öyle aynı anda binbir çeşit yemek yemeyi de sevmediğim gibi (Çünkü tatlarını özümsemem gerek yediğim şeyin), bir yemeği seviyorsam, günlerce aynı yemeği de yiyebilenlerdenim. Çünkü seviyorum ya o yemeği, niye yemeyeyim. Üstelik zararlı da değilse bünyeme. Mesela protein proteindir, karbonhidrat karbonhidtrattır. Bu besin ihtiyaçlarını da damağına uygun malzemelerle gidermek en mantıklısı değil mi?
Her neyse... Ben ıspanakların yaprakları ve saplarıyla birlikte pişirilmesini sevmem. Çünkü yapraklarının ve saplarının pişme kıvamı farklıdır. Biri hamur olurken biri diri kalabilir.
Ispanağı ayrıca öyle pirinçle falan sulu pişirilmesinden asla hazzetmem. Ne o öyle lapa gibi.
Ben ıspanağı soğanla ve yumurtayla kavurulmasını severim.
Börek yapacaksam da içi bol ıspanaklı olmalı.
Tabi yanında da ayran, yoğurt ne varsa...
Peynirle de güzel olur... İster çökelek ekebilirsiniz üstüne, ister yanında beyaz peynir.
Ama kalan saplarını atmam ıspanağın. Birazını turşu olarak değerlendiririm. Bunu da sirkeyle veya limonla, sarmısak ilaveli yapabilirsiniz. Kırmızı biber turşuyu da bu ıspanak saplarıyla renklendireblirsiniz. Ispanak saplarını ister haşlayarak, ister sirkede bekleterek.yumuşatablirsiniz.
Kalan saplarının pişirilmesiyse, soğan, bir yeşil biber ve yumurtayla güzel oluyor. Bugün yaptığım gibi.
Eskiden hatırladığım, köklerindeki vitaminlerden dolayı, haşlanarak turşu yapılmasıydı. Ama ben o kadar temizleme zahmetine girmek istemediğim için, köklerini attım ne yazık ki.
Diyebilirsiniz ki, "Herkes böyle yapıyor". "Aklın yolu bir" diye boşuna dememişler demek ki.
Ispanağın faydaları. Genellikle demir denilince ilk ıspanak gelir ama içinde, iyot, kalsiyum ve klorofil başta olmak üzere A, C ve K vitaminleriyle birlikte diğer sebzelere oranla bol miktarda protein de barındırıyor-muş. Folik asit içerdiği için de alzheimer hastalığını azaltıyor-muş.
Ispanak Avrupa'ya (İspanya) 11. yüzyılda İran'dan gitmiş bu arada.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder