6 Mayıs 2013 Pazartesi

Hayatı nasıl anlamlandıracağımız kendi elimizde

Sezen Aksu, "Türk olmuşum, onu da seviyorum" demiş.
Çok doğru söylemiş.
İnsanın kendini sevmesi için, illa ki baskı sonucu bastırılmış, pörtletmek istediği bir kimliğinin mi olması gerekiyor?
Pörtletemeyenler, pörtletenlerin kendilerini sevmesine faşistlik diyorlar ama, "Tınnn!"
Siz hiç faşistlik görmemişsiniz galiba.
Asıl kendi içlerindeki hegemonik duygulara baksınlar.
Faşistlik, benim bildiğim, kendini başkasına dayatırsan olur, kendini seversen değil.
Bu pörtletemeyenler, bana, kim, ne olduğumu daha kendileri hatırlatıyorlar nefretleriyle.
Yoksa huzur içinde yaşamak varken, kendimi hatırlatma ihtiyacını niye hissedeyim ki? Başkalarını rahatsız etmek için mi?
Bana "Sen şusun" diyenlere, "A öylemi, unutmuşum, iyi ki hatırlattın" diyesim geliyor bazen.
Sen eziksen, hatta ezilmişsen, biraz da kendinde suç bulsan ya.
Şimdi birileri beni eziyorsa, benim de kendimi ezik hissetmem veya, kendimi ezdirmem mi gerekiyor?
Daha da ötesi, beni ötekileştirenlere karşı nefret mi duymam gerekiyor?
Ötekileştirilenlerin ezikliği, biraz da kendilerinin kendileriyle barışamamasından değil mi?
Birileri sana küs diye, senin de mi kendine küsmen gerekiyor?
Ben mesela ayrımcılıklardan dolayı kendime küsmediğim gibi, ayrımcılık yapanlara da küsmem.
Küsen küser, ama gönül kapılarım sevgiyle sonuna ve sonsuza kadar hep açıktır, açık kalacaktır.
Bu sayede insanlar sana baka-baka, belki sevgi adına mahçup olurlar da, nefret azalır, sevgi çoğalır.
Ben mesela her şeyimi kabul ederim. Yani her şeyimle barışığım.
Doğduğum topraklarla da, cinsel kimliğimle de, milliyetimle de, inanmasam da, olmasını istemesemde dinle bile.
Zaten dini kötü amaçlı kullanmasalar, insanların varoluşuna yardımcı oluyorsa, niye karışayım ki?
Yeter ki insnalar mutlu olsunlar, sevgiyle barış içinde yaşasınlar.
Birileri bana, "Şu" demiş, "Bu" şekilde tanımlamış, hiç de rahatsız olmam. Yeter ki bana dokunmasınlar.
Önüme taş koymadıkları sürece eşcinselliğim aleyhinde bile konuşabilirler.
Ben kendimi yaşaya-yaşaya, hakkımda doğru şekilde konuşmaya başlayacaklardır sonunda.
Burnum çok mu kemerli? Göre-göre o burnuma da alışıp, burnumla seveceklerdir beni. Çünkü benim güzel taraflarımın bir sembolü haline gelecektir o burnum zamanla. Hatta o beğenilen karakterle özdeşleşen burnum moda, akım haline bile gelecektir.
Demek istediğim, ayrımcılıkların bir sebebi de, bizim kendimizden kaçmamız.
O yüzden şikayetçi olmak yerine, varoluşumuzun güzel taraflarının kıymetini bilelim. Güzel olmayan taraflarına da biz bir şeyler katarak güzelleştirmeye çalışalım.
Hayatımda hiç memleketimi değiştirmeyi düşünmedim.
Bazıları sürgün ediliyor, seninki farklı diyebilirsiniz.
Acaba ruhumuzu taşıyan varoluş koordinatlarımız için, biz hiç fedakarlık yaptık mı?
Hep "Biz" diyip tembellik mi yaptık?
Biz kendimizi bu güzel topraklara yakışır şekilde anlatamamış olabilir miyiz?
Ben çekim kuvvetine inanırım.
İçinde bulunduğum her şeyi, bütün engellere rağmen seviyorsam, bana sevgi olarak geri dönmesini beklerim.
Bu bekleme sürecinde de, nefret yerine sevgi tohumları ekmeye çalışırım ama her şeye rağmen.
Ben huzurluysam, bu biraz da benim elimde. Hatta en çok benim elimde!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder