29 Mayıs 2013 Çarşamba

Güle Güle Visser


Kadın voleybolunu takip etmeyenler bilmeyebilir ama bir voleybol izleyicisi olarak Ingrid Visser'in o kocaman mavi gözleriyle dikkat çekmemesi mümkün değildi. Zaten milli takımda (Hollanda) ilk 6'da oynayan sporcunun başarısını ve kapasitesini anlatmaya gerek yok.

Sporcuların kaza sonucu yaralanmasını ve sağlık problemlerinden dolayı hayattan ayrılışlarına şahit oluyoruz ama cinayete kurban gitmelerine şahsen ben hiç alışık değilim ve Ingrid Visser'in kaybolduğunu duyduğumda öldürülebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. 'Nasıl olsa ortaya çıkar' diye düşünüyordum. Ama öldürüldüğü haberini duyunca içten içe çok üzüldüm.

İspanya'da tatil sırasında öldürülmesi, ülkemizdeki yabancı uyruklu kadın cinayetlerini hatırlattı ama kocasının da öldürülmesi, hatta her ikisinin de vahşice, işkence yapılarak öldürülmesi, sıradan bir cinayet olmadığı hissi yarattı bende. Kim, niye bir sporcu ve eşini işkenceyle öldürmek isteyebilir ki? Sanki içinde nefret ve intikam barındırıyor. Cinayeti işlediğine dair şüphelenilenler arasında  bir voleybol teknik direktörünün de olması, hiç de sıradan bir cinayet olmadığını gösteriyor. Visser'in hamile olmasıysa, kurban sayısını 3'e çıkarıyor.

Spor, sanat gibi uğraşlar iyilik, güzellik, insanlık için vardır. Çünkü insanlığı daha anlamlı kılar. İnsanların içindeki öfkeyi, nefreti, kini azaltır, boşaltır diye düşünüyorum bunların. Ama spor gibi bir uğraşa da eğer çıkara dayalı nefret bulaşıyorsa, bu tür güzellikleri de kaybetmişiz demektir. Keşke çıkar ve fanatizmden sporu temizleyebilsek.

Güle güle Visser, seni özleyeceğiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder