İnsanlar hayalleri kadar vardır, hayalleriyle yaşarlar, hayalleri yüzünden yarı yolda da kalabilirler. Çünkü yaşadıkları hayat yaşamak istedikleri hayat olmayabilir.
Ben de çocukluğumdan beri hayaller kuran biriyim. Çünkü "Yaşamak istediğim hayatı hiç yaşayamadım." diyebilirim veya belki de ortam ve şartlara uygun hayal kurduğum için istediğim gibi olmadı bir şeyler. Aslında hayallerim de öyle büyük falan değildi. Herkesin yapabildikleriydi. Denedim ama olmadı, olduramadım. Belki yeteneğim yoktu, belki de dediğim gibi ortam ve şartlar buna izin vermedi, hayallerimi gündelik hayata geçiremedim. Bunun sebebi heteroseksüel olmamam olabilir mi bilmiyorum. Çünkü heteroseksüel olmamak heteroseksist dünyaya uyum açısından zorluk çıkarabiliyor. Ama neden olmadı diye de çok da hayıflanmadım. Çünkü hayatı sağlıklı, huzurlu ve kendin olarak yaşamaktan hiçbir şey daha önemli değil.
Cinsel yönelim bilincine varmadan önce hayallerim sadece sanat üzerineydi. Nedense gazeteleri, dergileri çok severdim ve hep kendimin çıkardığı bir dergimin olmasını hayal ederdim. Tabi ki müzik ve görsel sanatlar üzerine bir dergi olacaktı bu. Belki yapımdan kaynaklanan bir yatkınlıktı, belki de tek düze heteroseksist dünyada pırıltılı dünya daha çok çekiyordu beni.
İnsan kimliğinden dolayı ayrımcılığa maruz kaldıkça, kendini gerçekleştirmesi engellendikçe hayalleri de daha politik olmaya başlıyor, sanat da keyif aldığı ilgi alanı haline geliyor, hatta sanatı bir ifade aracı olarak kullanmak istiyor. Demek ki sanat yaşa, zamana, duruma göre farklı haller alıp, değişik ifade biçimlerine dönüşebiliyor.
İnsan içinde yaşadığı kültüre uyamayınca, kendini toplumsal yaşamdan soyutlayıp bir nebze olsun rahatlamak için hayal kurmaya yönelip, iyi bir yaşama, insanca yaşama dair umutlanabiliyor. Hayaller olmayınca neye umut bağlayacaksın ki zaten? O zaman hep sistemin verdikleriyle yetinmeye çalışırsın, hatta bazılarının hayallerine güler geçersin. Ama hayal etmeyince hiçbir şey kendiliğinden olmaz ki zaten. Hayal şevklendirir insanı yaşama karşı.
Ama heteroseksüel bir dünyada eşcinselsen, hayallerini fantastik umutlardan gelecek garantisi bir yaşam üzerine kurulabiliyor, daha dar tutabiliyorsun. Zaten gençlik enerjin kalmayınca, şevkin de kırılınca, nasıl insanca yaşayabilirim, insanca yaşlanabilirim derdine düşüyorsun. Hatta hayallerini kendin üzerinden genele faydalı olabilecek projelere kaydırabiliyorsun. Çünkü yaşamsal düzeni dönüştürmek için bir çaba sarf etmezsen, bunun bireye de bir faydası olmuyor.
Bizden önce eşcinsellik adına bir şey yapılmadığı için, bizler temelsiz bir eşcinsel yaşam yaşamaya çalıştık. Şans eseri yaşamışlar veya yaşamak için çaba sarf etmemişler-heteroseksüel olarak yaşama kolaylığını seçmişler ölmeyi yaşam olarak kabul ederek. Bizler de şans eseri yaşıyoruz eşcinsel olarak. Çünkü ne zaman ne olacağı hiç belli değil ve hiçbir güvencemiz yok eşcinselliğimizden dolayı ama bizden sonrakilerin eşcinsel olarak yaşama şansları var eğer bizler eşcinsellik için bir şeyler yaparsak. Bizler de bir şey yapmazsak değişen bir şey olmayacak çünkü.
Ben herkes gibi her Yılbaşı çeyrek piyango bileti alırım hayallerimi gerçekleştirmek, hayallerimi daha derinden daha bir umutla yaşayabilmek için. Çekilişe kadar ki süreç heteroseksist yaşamdan bir süreliğine de olsa daha bir bağımsız yapıyor beni. Hayallerimin bu yıl küçük bir bölümü kendime ait. Sadece kültür-sanat kafe açmak istiyorum daha sanatsal soluklanabilmek için. Duvarlarında resimler, fotoğraflar sergilemek, müzik olarak inadına caz ve opera çalmak istiyorum herkese, bütün misafirlerime ücretsiz ikramda bulunmak istiyorum. Belki de hayatta başarısızlığımın en büyük sebebi bu karşılıksız vermelerim ve hep vermek istemelerim. Çünkü benim dünyam çıkar üzerine kurulu olmadığından karşılıksız verince daha çok mutlu oluyorum. Çünkü bende olan bir şeyi paylaşınca geri dönüşü çok daha pozitif oluyor.
Hayallerimin büyük kısmıysa eşcinsellik üzerine. Eşcinsellerin bilinçlenebilmesi için içinde eşcinselliğe dair yazınsal ve görsel bütün materyallerin olduğu kocaman bir kütüphanenin olmasını istiyorum. Bunu internet üzerinden de paylaşabilelim ki, herkes faydalanabilsin. Heteroseksüel dünyada sanatın-sanatçıların sadece heteroseksüel olmaması için eşcinselliğin özgürce ifade edilebildiği her telden sanat atölyelerinin kurulmasını istiyorum. Ulusal radyomuz, televizyonumuz da olsun. Açık bir şekilde eşcinsel avukatlık bürolarımız olsun eşcinsel haklarını da gözeten, koruyan-kollayan. Eğer eşcinsel olarak bizleri aralarına almak istemiyorlarsa, işsiz ve aç kalmaktansa heteroseksüellikten soyutlanma pahasına, eşcinsellere iş sağlayan çalışma alanları olsun istiyorum. Aslında Anayasa'da eşcinsel hakları gözetilse, bu yasalar toplumsal hayata geçirilse ve ayrımcılığa dair yasal yaptırımlar olsa, eşcinseller için özerk alanlara gerek kalmayacak ama heteroseksizm eşcinselliği kabul etmiyor diye hayallerimizden, insanca yaşamaktan, eşcinselce yaşamaktan vazgeçecek değiliz herhalde.
Bana kalsa Anayasa'da yapacağım ilk ve en büyük değişiklik güvenlikten yargıya, eğitimden sosyal hizmetlere toplumun her yönetim biriminde yüzde elli eşcinsel bulundurma şartı olur. O yüzde elli de LGBTT'ler arasında paylaştırılabilir ama heteroseksist olmamaları koşuluyla.
Tabiki de belli bir yaşın üzerindeki her LGBTT'nin sosyal güvenliğini sağlarım ister ev olarak, ister kendilerini her türlü gerçekleştirme olarak.
Hayaller öyle sadece istemekle olmuyor. Gerçekleşmesi için bazı şeylerin temelinin atılması ve çabalamak gerekiyor. Gerçekleşmeyen hallerimizin en büyük sebebi de çabalamak aslında. Zaten çabalamadığımız şey ne kadar bizim hayalimiz sayılır ki? Gerçekten hayalimiz olsa bütün engellere rağmen beklemeyiz, çabalarız. Ne ekersek onu biçeriz yani.
Ben 2012'den çok umutluyum. Belki de hayatımda en çok bu yıldan umutluyum. Görüntüsü ve telaffuzu bile çok hoşuma gidiyor. Çünkü ben 12 rakamını da çok severim. Zaten düzine değil mi 12. Demek ki bir şeyler tamamlanacak bu yıl. Güvenimin sebebi dört yılık içimden geldiği gibi yaşama süreci.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder