
Sevgi sevdiğini yazılara hapsederek değil,kaybetme korkusunu göze alıp geri döneceğini bilerek özgür bırakmakmış meğer.
Hayatında hiç sevildiğine inanmadı.Çünkü devamlılığı yoktu beraberliklerinin.Akıllarına gelince seviyorlardı onu,canları isteyince...Bedensel paylaşım dışında ortak paylaşım pratikleri olmuyordu hiç.Hayatı onunla tam anlamıyla paylaşmak istememelerinin sebebi onun eşcinselliği değildi belki.Ama toplum yaşamın kıyısına çok fazla açılma cesareti bırakmamıştı onlarda.
Gerçi onun toplumsal ilişki biçimlerini rutin bir şekilde yaşamak gibi kaygısı yoktu tüm zamanı bilindik anlamda paylaşmak yapısının yalnızlığına ters düştüğü için.Ama fırsatlardan istifade etmek dışında da bir seçeneği yoktu.Mümkün olabildiğince faydalanıyordu aşktan,sevgiden beraber olduğu kişiler aracılığıyla.Alışmıştı şekilci sevme biçimlerine.Zaten birisi onu hayatına abone olacak kadar sevse bile "Sürekli birisinin sevgisinin sorumluluğunu kaldıramam"bahanesiyle teselli ediyordu kendini.Bu umutsuzluğun çaresizliğiydi belki de kimbilir.
Arayışlarını en ince ayrıntısına kadar günlüğüne,bulduğu her türlü kağıda kaydediyordu.Öğrendiği sevgi şekline sahip olmanın tek yolu muydu bu?Bazen yok etmek istiyordu yazdıklarını yaşanmamış geçmişi sırtında sanki yük oluyormuş gibi.Yeni başlangıçlar yapabilme umudu olsaydı çırılçıplak sorumsuzca yelken açabilir miydi geleceğe?Umutsuzluğu muydu yazma gibi kendi dünyasında meşgalelere sebep olan çoğu zaman rahatsız olduğu takıntılılığını depreştirdiği için,işe yaramasa da mükemmelliyetçilik olarak kimi zaman tatmin olduğu.
Daha yazdıklarına geri dönüp de hiç okumadı.Zaten edebi hiçbir değeri de yoktu.Yalnızlığında sohbet arkadaşı yerine terapi yaptığı tek samimi hayat arkadaşıydı günlüğü.Acaba birileri gelecekte bulup okur muydu,değerlendirir miydi kıyıda bir yaşantının kıyıda kalmış notlarını?Belki gün yüzüne çıksa yaşadıkları utanırdı muzipçe,belki de hayıflanırdı enayiliğine ama her şeye rağmen kendisi gibi olmanın şeffaflığı içini ferahlatırdı.
Çoğu zaman da sevmenin sevilmekten çok daha tatminkar olduğuna inandı.Sevmediğin birinin sevmesine katlanmak zor olmalıydı.O hep sevmiş miydi peki,hiç katlanmamış mıydı?Evet hep sevdi,içindeki sevgiyi esirgemedi kimseden.Katlandıkları da oldu,hayır dedikleri de oldu,hayır demelerinin cezasını da kestiler tabii acımadan.
En çok içini acıtan sevip de sevmeyenlerin gitmeleri oldu.Sanki biraz daha kalamazlar mıydı hayatında?Hatta hiç gitmesini istemedikleri bile oldu arayışlarını sonlandıracak
kadar.Ama gittiler.Hüznüne katılan hüzünleri içinde büyüttü kimselere göstermeden.
Yasını da fazla tutmazdı,iki-üç gün sürerdi en fazla.Çünkü o yas toplumunun üyesi değildi.
Ama hiç kendini kandırmadı seviliyorum,sevildim diye.Sevilse bilmez miydi hiç.Çünkü kendi sevmelerine,sevgisine çok güveniyordu.Uzun vade garantisi vermemesinin sebebi de ya karşı tarafın sevgisinin kısa vadeliğine bir hazır olma haliydi hayal kırıklığına uğramamak için,ya da gönlü hovardaydı!
Sevilmek gibi kaygısı kalmamıştı artık.Çünkü olmayınca olmuyordu.Hayatın anlamı da değişmişti,aşkın-sevmenin-sevilmenin de onun için.Keşke ona da bir yol gösteren olsaydı da,bunca zaman geçmeden,bunca çaba sarf etmeden daha önceki deneyimlerden
faydalanıp hayatı daha kısa yoldan öğrenip zamandan tasarruf edebilseydi,enerjisini daha faydalı kullanabilseydi,ruhu bu kadar zedelenip-berelenmeseydi.Mutluluğun ulaşılabilecek bir hedef değil de gidilen yolda tadımlık hazlar olduğunu,sevmenin-sevilmenin,aşkın-meşkin şehvet değil de beraber olduğun kişiyle hayatın çok yönlü paylaşım olduğunu daha erken idrak edip faaliyete geçirebilseydi.
Mutluluğa geç kalınmazdı biliyordu.Yaşamak da umuttu onun için yalnız yaşlanabileceği korkusunu hiç hissetmeden.Çünkü artık aşk,sevgi,sevgili odaklı yaşanmaması gerektiğini biliyordu.Her şey insanın kendi içindeydi.Almasını bilen yoksa,gören yoksa
sevgisini,bunun tasasının ne katkısı olacaktı ki geri kalan günlerine.Kendini bilmesi,kendisini keşfetmesi,kendisiyle barışması kendisini sevmesi için yeterliydi.Kendisini seven başkasını da sevmesini bilendi.Sevildiğini bilmeyenin arkasından üzülmeninse hiç lüzumu yoktu.Gerçi o da sevildiğini bilmeyenlerdendi koşullanmış sevgiye göre,ama maskesizdi onunki en azından.
Sevgi onu da buldu hiç beklemediği bir baharda.Güzeldi karşılıklı sevgi.Çekebiliyordu,katlanabiliyordu kanatlanarak hem de kat edilmiş onca yola rağmen.Sevgiyi yeniden keşfediyordu belki de;
Aykırı olarak görülen sevdalara karşı şekillenmiş köşeli engellerle vuruşabilmekmiş korkmadan.Ortak noktaların keyfini çıkarmakmış sevgi,farklı taraflarını törpülemekmiş kavgayla,gürültüyle.Gözyaşı dökmekmiş utanmadan yeri geldiğinde çoğu zaman içe akıtılan.Umutsuzluğun olmamasıymış.Yılmamakmış.Bitmemesiymiş duyguların ağızdan dökülen kelimelere rağmen.Gönül işiymiş çıkar kaygılarının hiç olmadığı.Her gün yeniden uyanmakmış güne,yeniden başlamakmış ilişkiye.
Sevgi,uzaktan da olsa kendisi için atan yüreğe tempo tutmakmış heyecanla sarsılarak.
Sevgi sevdiğini yazılara hapsederek değil,kaybetme korkusunu göze alıp geri döneceğini bilerek özgür bırakmakmış meğer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder