Yılların ne suçu var ataletten kurtulamayıp, olumsuzlukları itici güç olarak kullanamıyorsak. Belki her şeyi hak etmiyoruz ama hak etmediğimiz şeylerin başımıza gelmemesi için de mücadele etmiyorsak hak ettiğimiz yaşamı yaşamış olmuyor muyuz? 2008 yılında daha hâlâ eşcinseller uğradıkları haksızlıkları dile getirmedikleri gibi, dile getirenleri de günah keçisi yapıyorlar. Şiddeti uygulayanın değil de, şiddete maruz kalanın utanması gerektiğine şartlanılmış bir toplumda hâlâ neden eşcinseller şiddete maruz kalıyor diye değil de bireysel olarak "Neden sen şiddete maruz kalıyorsun" sorusunun hem de eşcinseller tarafından sorulması, daha ne kadar çok kat edeceğimiz yol olduğunu umutsuzca hatırlatıyor bana. Açık olmayan eşcinseller dışlanmamak için kaygıları-korkuları olduğundan şiddet konusunda sessiz kalabilirler ama sanki kendini asil zanneden çoğul eşcinsel grup hiç şiddete maruz kalmıyormuş gibi kendilerini farklı sınıfa koyup, şiddete maruz kalıp hakları için yaşadıklarını dile getirenlere çirkef ve histerik bir yaşamları varmış gibi ön yargıyla yaklaşmaları, aidiyetsizlik komplekslerini "Açık eşcinseller" üzerinden tatmin ediyorlarmış hissi veriyor.Yaşadığım şehir üzerinden tahmin yürütünce de aslında birçok eşcinselin psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalıp utandıkları ve açık eşcinsel olmamalarından dolayı maruz kaldıkları şiddetleri gizlediklerini çok iyi biliyorum. Yaşadıklarımdan dolayı belki tavsiyede bulunacak konumda görülmediğim için (Oysa deneyimlerden faydalanabilsek başımıza gelmeden) çıkar amaçlı yaklaşanlara karşı eşcinsel arkadaşlarımı uyarım bile “Ne yani biz sevilmeyecek kişiler miyiz?” tepkisiyle karşılaşmam, yaşanamamışlığın da oluşturduğu zaaflarımızın kurbanlığına hâlâ aday olduğumuzu gösteriyor.
Aslında neden şiddete maruz kalıyorum sorusunu sorma hakkı sadece bana ait olarak o kadar çok sordum ki. Bir tek cevabı vardı sadece; sorgulanacak bir tarafı bile yoktu. Belki vereceğim cevap birçok alt cevabı da içeriyor ama tek kelimeyle “hayır’’ demekti şiddete maruz kalmalarımın sebebi. Zorla cinsel beraberliğe hayır dediğim için, maddi çıkar amaçlı beraberliklere hayır dediğim için ve de açık bir eşcinsel olduğum için. Bazıları karşılarına çıkan fırsatları şans olarak değerlendirebilir veya canlarını kurtarmak için boyun eğmek zorunda kalabilir, bu belki de o an için uygun bir strateji de olabilir. Ben de zaman-zaman istemediğim şeylere diklenmelerimin başıma açtıklarından dolayı pişman oluyorum hayır demelerime ama karakterini değiştiremiyorsun ki. Haklıysam niye hakkımı kullanmayayım diye düşünüyorum o an.
Başta eşcinseller olmak üzere, polisler dâhil yaşadığım şiddetleri bilen her kesim hep yanlış kişileri seçtiğim için başıma bunların geldiğine dair eleştiride bulunuyor. Sanki saldırganlar yapılarından dolayı zarar verme hakkına sahiplermiş gibi, sanki ben içinde bulunduğum ortamı bilmiyormuşum da kendimi korumak için oto kontrolümü çalıştırmıyormuşum gibi. Erkek egemen sistemin homofobisi yüzünden eşcinselliğin demokrasiden nasibini alamaması ve bu yüzden oluşan yaşanamamışlık-tatminsizlik zaaflarımıza yenik düşmemize sebep oluyor. İnsan yaşamı % 99 tatmin edilse de, tatmin edilmeyen % 1’lik bölüm kendini ne yazık ki % 99 hissettiriyor ve kişinin zaaflarına yenik düşüp olumsuzluklara maruz kalmasına sebep oluyor. Oysa zaaf dediğim de bireyin temel ihtiyacı olan duygusal ve bedensel paylaşım hakkı. Bile bile zaaflarına yenik düşmek de aptallık değil, çaresizlik ne yazık ki.
Aşk nezaket ve cesaret ister. Bu toplum eşcinsellerde ne nezaket bırakıyor ne de cesaret. Ya kaçamak paylaşımlar yaşamak zorunda kalıyorsun korkaklarla,ya da erkek egemen sistemdeki kendini erkek zanneden bastırılmışlarla şiddeti veya yanılsamaları göze alarak şansını denemek zorunda kalıyorsun. Şiddetin olmadığı bir dünya için eşcinsel hakları için bütün eşcinselleri açık olmaya ve mücadeleye davet ediyorum.
Şiddetin olmadığı bir dünyada demokrasi ve insan haklarından söz edilebilir ancak. Şiddet yoksa insanlar susturulmuyor ve söz hakkı alabiliyor ve haklarını dile getirebiliyordur çünkü. Şiddet yoksa insanlar medenileşmiştir artık denebilir.
2/02/2009
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder