2 Temmuz 2026 Perşembe

Nisan 2025 facebook notlarım

 30 Nisan

Yumurtalı ıspanak kavurmasını ekstradan tavada yağda ısıttığım bükme üzerine servis ettikren sonra dürüm yapıp ellerimi batıra batıra, yağlarını akıta akıta çok keyifle yedim...





29

Sesleri beynime melodi olarak kodluyorum; çok müzik dinlediğim için otomatik olarak tabi. Sonrasında doğada veya hayatın içinde duyduğum bir ses, daha önce kodladığım melodinin bir ölçütüyle örtüşüyor anında. Bugün mesela cadde üstündeki ekmek kutusunu açınca çıkan ses, Tülay'ın "Falcı" şarkısının introsunun ilk notasıyla örtüştü.

Duanızın ve ibadetinizin kabul edilebilirliği kime ve nasıl yaptığınızla alakalıdır. Ben duamı ve ibadetimi kedilere her gün mama dağitarak yapıyorum. Böylece tek inandığım doğaya müteşekkirliğimi ifade etmiş oluyorum. Bu şekilde hayvanlar sayesinde bana oksijen veren bitki örtüsüne küçücük bir dokunuş, dünyamıza da katmansal ve atmosferel olarak katkı sağlıyorumdur umarım. 

Bugün ne pişirsem ne pişirsem derken, yeğenlerim Zerrin ve Göksel'in verdiği bezelyeyi pişirdim az sulu ve bol salçalı, içi soğanlı. Yanında da terzi Özcan'ın verdiği taze sarımsağı, köyden Hanım abamın gönderdiği bükme ile dürüm yaptım. E yoğurt ise yanında çok güzel gitti. 

Her evin ayrı bir kokusu vardır; her insanın, her çamaşırın, her bi' şeyin... Bizim evde kedi kokusu var bana cennet gibi gelen!

Ben küçükken bir şey bana ters gelip üzerse, küser, sırtımı döner ve asla hiçbir şey olmamış gibi davranmazdım. Dolayısıyla da büyüyünce de Onurlu birisi oldum. Kimseye çıkarlarım için minnet etmedim, etmem de. Doğrularımdan ve dürüstlüğümden asla taviz vermem. Bir insanı da sevmediysem, asla sevmem. Çünkü karaktersiz bir insanı sevmek, aptallık olur.

O kadar mülayim biri olmama rağmen bazen neden mi çığrından çıkacak kadar tepkisel olabiliyorum; çünkü haksızlığa tahammülüm yok, bu birincisi. İkincisi ise hadsize haddini bildirmezsen, tepene çıkar. Ve ben bu kendini bi' mok sanan hadsizlere çok irrite oluyorum yaa... Adamlar boş teneke, donanımsız ve dolayısıyla aşağılık kompleksli, dolayısıyla da varoluşu sırf ego üzerine kurulu, güç yeterliliği üzerine kurulu, nefret ve aşağılama üzerine kurulu. Hani kendini bir şey zannedip havalı havalı dolaşanlar var ya, uzak tutun onları etrafınızdan.

Tanrı biraz kadınlık tozu katmış ruhumuza, erkeklik var mıdır zaten, gerekli midir bilinmez; ki erkek olmak zor bir şey değildir, maskülen davrandın mi erkek olunabiliyor, başka da bir tılsımı yok erkekliğin, hele biyolojik olarak erkek doğmuşsan havada karada erkeksindir ama kadınlık zor meseledir. Aslında kadınlar da kadınlığı zorlaştırmıyor değildir hani, onlar da erkek egemen yapıyı içselleştirdikleri için. Eşcinsel olmak ise doğada çok kolaydır pratik ve çok kullanışlı olduğu için ama homofobik bir dünyada çok zordur. O yüzden kendilerini LGBTIQIA...gibi binbir renkte ifade etmek zorunda kalmaktadırlar hiç tanımlanmaya ihtiyaçları olmadığı halde. Onlar da insandır, canlıdır; kime ne, kimi veya nasıl sevdiklerinden. Özgürlük herkesin hakkıdır, her şeyin hakkıdır; aşkın da, sevmenin de... 

27

HİÇ KİMSE, KİMSENİN KARAKTERSİZLİĞİNİ ÇEKMEK ZORUNDA DEĞİL!

KİŞİLİK genetikseldir; utangaçlık veya açıklık, dışa veya içe dönüklük, uyumlu olup olmamak, olaylara tepki verme şekli, çevresel faktörlerden etkilenme düzeyi, insanlarla ilişki kurma biçimi, yenilikçi veya geleneksel olup olmama, çözümsel mi sorunsal mı, agresif olup olmama gibi kendine özgü özellikler, davranışlar, tutumlarıdır.

KARAKTER ise sonradan öğrenilen, tercih edilen; dürüstlük, doğruluk, empati, sorumluluk, adalet, eşitlikçilik, ayrımcı olmamak gibi ortak etik ilkelerdir.

KİŞİLİĞİMİZİ değiştiremeyiz ama elimizden geldiğince onu kontrol etmesini öğrenebiliriz. Ama KARAKTERİMİZ tamamen tercihlerimizden oluştuğu için, sorumluluk da kendimizden başkasına ait değildir. Eğer bu konuda bir yanlış yapıyorsak, kendimizi savunmaya bile hakkımız yok. Yani bile bile yanlış yapıp, sonra da bahaneler uydurmak, karşı tarafı suçlamak falan zeytin yağı gibi üste çıkma bencilliğinden başka bir şey değildir. O yüzden toplumsal varoluşumuzu, egomuzu bir tarafa bırakıp; nezaket ve saygı çerçevesinde, kimseyi üzmeden, rencide etmeden gerçekleştirmemiz toplumsal ve ahlaki bir mecburiyettir. 

HELE bir de insanlara ayrımcılık yaparak, ötekileştirerek, onlara güç yeterliliği yaparak KARAKTERSİZLİK sergiliyorsanız, aslında gelişmiş toplumlarda bir suçtur biliyor musunuz? 

Ego ve kibir; 

donanımsız, 

dolayısıyla kompleksli ve özgüvensiz 

zayıf insanların

kendilerini üstün göstermek için 

sürekli kullandığı bir silahtır. 

26

Dürüstlüğün olmadığı nezaketsiz ve vicdansız bir dünyada yaşadığımız için, elbette hadsizlere haddini bildirmek bir farzdır.

İnsanın en çok çocukken ihtiyacı oluyor; sevgiye, ilgiye, doğru şeyler öğretilmeye, oyuncaklara, kitaplara, sıcak bir yuvaya, hatta bir meyveye bile, aileye, korunmaya, destek çıkılmaya, zor anında yanında durulmaya, şımartılmaya, anlaşılmaya, dinlenilmeye, özgür bırakılmaya, vesaire... Belli bir yaştan sonra zaten biraz çabayla her istediğine kavuşabiliyor insan ama çocukkenki eksiklikler, içinde hep bir uhde kalıyor sonrasında ne kadar tamamlanmaya çalışılsa, tamamlansa da... O yüzden çocuklar yarım bırakılmamalı. Geçmişte bir şeyler yarım kalınca, insan geçmişine de takılı kalıyor... 70'lerde olmasına çocukluğuma dair renkli fotoğraflarım bile var ama eksik olan çok şey de var...

25

Geçen hafta aldığım patlıcandan biraz daha pişirdim. İnsan her gün geçiştirmek yerine yemek yapıp sağlıklı beslenince, bünye alıştığı için sürekli ev yemeği istiyor insanın canı... Patlıcanımız soğanlı, bol domatesli ve biber salçalı. Kekre olmaması için 5 dakika kadar haşlayıp acı suyunu süzdükten sonra, malzemeleriyle birlikte pişiriyorum. En fazla 10 dakika... Yanında yoğurt ve soğan güzel oluyor... 

HERKESE İYİ HAFTA SONLARI DİLİYORUM BİR CUMA SABAHINDAN...

Gelişmiş toplumlarda DİN fonksiyonunu-işlevselliğini kaybetmiştir, sembolik manada vardır. Çünkü günümüz yaşamını artık karşılamamaktadır. İnsan yaşamını çok kolaylaştıran, iyileştiren, toplumsal fayda sağlayan bir gelişmişliğe günah derseniz, günah kavramı havada kalır. Belki sözde söylenir ama kimse gene insanlar kendilerine fayda sağlayan o gelişmişliği kullanır. Bu, yaşam tarzlarında da böyledir. Geçmişte ahlak gibi normlarla baskılanan yaşam biçimleri, artık toplumlar demokratikleştikçe özgürce kendini gerçekleştirebilmektedir. Tabi dediklerim, dediğim gibi gelişmiş ve demokratik toplumlardadır. Neden fark var gelişmiş toplumlarla gelişmemiş toplumlar arasında? Neden geri kalmış toplumlar gelişmiş toplumların iyi yaşam kalitesine ulaşamıyor-ulaşmak istemiyor-ulaşılmasına engel koyanlara tepki göstermiyor, vesaire? Toplumların coğrafyaları, kültürleri, eğitim düzeyleri, ekonomik seviyeleri, hatta nüfus oranları gibi bir çok demografik yapılar bunda belirleyicidir. Hatta işin içine sosyolojik evrimle birlikte genetiksel evrimi bile katabiliriz...

Olayı biraz kişiselleştirirsem ve de bu giriş paragrafını bir yere bağlamak gerekirse... Papa ölmüş ya... İnsanların din adamlarını günümüzde bile hala yüceltmelerini kabul etmiyorum. Tamam, yaşadığı sürece belli misyonlar üstlenerek Batı kültürünün dogmatik değerlerinde esnekliğine bağlı olarak o da toplumsal yaşama destek olmuş olabilir ama... Şunu sormak istiyorum; bilim ve doğa gibi gerçekçi doğrular varken, ve buna günümüz çağında birileri yön göstermeden ulaşabilirken gerçekten din adamlarına ihtiyacımız var mı? Açık ve net söylüyorum; yok! Eğer topluma faydalı olunacaksa, bunu dogmatik unsurlar üzerinden yapmak yerine deneysel olduğu için sosyoıloji gibi, felsefe gibi veya diğer akademik branşlar, başlıklar, disiplinler üzerinden yapılsa, insan yaşamı daha az istismar edilmez mi? Çünkü dogmatizm dayanaksız ve de açılamaz kapalı bir kutu olduğu, sorgulanamaz bir kutsallık olarak görüldüğü için, iktidar gücünü ele geçirenler, bunu kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamıyorlar mı? Mesela koltuğa oturan adam kalkıyor kendi milliyetinden olmayanlara gavur diyor, kendi ırkından olmayanlara kafir diyor, kendi dininden olmayanları günahkar ilan ediyor, kendi renginden olmayanları ötekileştiriyor, kendi cinsel yöneliminden olmayanları lanetliyor... Kısaca işine gelmiyorsa, gözünün üstünde kaşı var diye linç ediyor. Yani gücü elinde bulunduran, çıkarları doğrultusunda kural koyuyor, yasa yapıyor, doğru-yanlış ilan ediyor vesaire... Sonra da buna demokrasi diyor; yani kendine demokrat! 

Tabi ki bunun altında yatan sadece çıkar değil, cahillik de var. Çünkü okumayan ve de eğitim düzeyi düşük olan toplumların, inandıkları sadece bildikleri kadardır. Onun dışındakiler elbette kötü sayılacaktır, yanlış sayılacaktır, kendilerine uymayanlar tasviye edilmeye çalışılacaktır vesaire.

O yüzden ben, aklı başında bir birey olarak, bir tane yaşamım olduğu ve bir daha da yaşayamayacağım için, insan haklarını ihlal eden hiçbir dogmatik veya antidemokratik kurallar çerçevesinde yaşamayacağım. Her insanın, yapısına uygun insanca yaşama hakkı vardır. Ve başkalarının inançlarının, kurallarının benim yaşam biçimine etki etmesine izin veremem, vermedim de zaten bugüne kadar. Çünkü benim yapım, yaşam biçimim, hiç kimseye, hiçbir şeye zarar vermiyor. İkincisi, işte ben şöyle manevi değeri yüksek kişiyim, işte ben şöyle ahlaklı kişiyim, işte ben şöyle faydacı ve de toplumu düşünen bir kişiyim diyenlerden çok daha dürüst ve faydacı bir kişi olduğumu iddia ediyorum. Çünkü benim insanca yaşamak ve de insanca davranmak için; akıl ve mantık, ve de bilimsel bilgiden başka hiçbir şeye ihtiyacım yok. Ve insan olmak sözde kalmamalı, icraat gerekli. Ve bunu göstermek gerekli. Bakınız, benim mahkeme salonum da vicdanım, tanrım da vicdanım; ben yanlış bir şey yaptığım zaman, önce kendime hesap verdiğim için, yanlış yapmam da kaza olmadığı sürece imkansız gibi bir şey. Bazıları suç işler ve yakalanıncaya kadar bunun hesabını vermekten kaçınır. Çünkü hesap vermek bir vicdan meselesidir. O yoksa, yoktur. Ve bana göre akıl ve vicdan paraleldir. Bazıları suç işler, zerre rahatsız olmaz veya yaptığı yanlışı kısa sürede unutur ama bazılarının içinde kanayan bir yaradır yaptığı yanlış. Çünkü bu tür insanlar vicdanlarıyla yaşarlar ve cezasını çekmek, o yanlışı telafi ettirmez. Evet yapılan yanlışın telafi edilip edilemeyeceği çok önemlidir. Bir canlının yaşam hakkını elinden alırsanız, istersen 100 sene hapis yat, bana göre bunun bir anlamı yoktur. tamam o kişi cezasını çeksin ama bu yeterli değildir. Bir çiçeği kopartınca, o çiçeği tekrar yerine yapıştırabiliyor musunuz? kaldı ki insan veya hayvan hayatı... Ama görüyorum ki, hayvanların ölümü, insanlar için çok şey ifade etmiyor. Benim kimliğim insanlar için bir şey ifade etmiyor ama o insanlar da benim için açık ve net olarak söylüyorum, değer arzetmiyorlar.

BUGÜN de, her gün olduğu gibi, yaratıcımız olduğuna inandığım doğamız olan hayvan ve bitki örtüsü adına, sokak hayvanların karnını doyurarak manevi huzura ereceğim; DOĞA KABUL ETSİN! 

24

Sevmek nedir derseniz, karşılık beklemeden bir şeyi sevmenin şiddetinin damarların patlarcasına kendinden geçiş seviyesi derim. Hani ölmekten zevk alır gibi kendini kaybediş...


Bu akşam menüde gene bulgur aşı ve salata var... Sunum semboliktir.


23

Bakmayın gülümsediğime. Bugün "Batsın Dünya", "Yansın Dünya" modundayım. Anladım ki dünyayı kurtaramayacağım. Dolayısıyla ne haller varsa görsünler diyorum. Çünkü disiplinsiz ve de kuralsız bir Dünya ile başetmek çok zor. 10-15 kızlı erkekli genç gelmişler parktaki tenis kortunun netini çıkartmaya çalışıyorlar. Neymiş, netin zembereğini kıracaklarmış, neti de çılartıp yukarıya bağlayacaklarmış. İzin vermedim, üzerime yürüdüler dövmek için. Çıkmadım korttan, izin vermedim kamu malına zarar vermelerine. Ve güvenliğe ulaşmak o kadar zor oldu ki. Zaten onlarında hiç umurlarında değil... 2 saat orada bekledim kortta boş yere bu terbiyesizler yüzünden... 

24

21

"Öyle bir yer"de yaşıyoruz ki; hiçbir şeyin standardı, istikrarı, dolayısıyla güvencesi yok... Hep bir korku var..

Anneleri bir aparta doğurmustu. Sokağa koymuşlar. Umarım trafiğe kurban gitmeden büyürler...

55 yıldır hiç kimse benim yanında durmadı ki... Oysa ben ve benim gibiler sistematik olarak insan haklarından mahrumlar...

Bugünkü menümüz, yeğenlerim Zerrin ve Göksel'in derin dondurucusundan gelen taze fasülye. Bol salçalı yaptım lezzetli olsun diye. Yanında soğan ve yoğurt...

Marko Lukas Amedeus Politti'm benim...

20

Belki inanırsınız belki inanmazsınız ama benim içimde insanlara karşı kin, nefret ve intikam duygusu olmaz. Gerektiğinde haksızlığa karşı tepkimi koyar, eğer anlamayacaklar ise çeker giderim. O kadar, bundan daha ötesi yok. Beni üzen, bana ters gelen şeylerle didişmeyi ve haklı çıkmayı falan sevmem. Evet inatçıyımdır eğer % 100 doğru ve haklıysam ve beni de en çok sinirlendiren şey bana yapılan haksızlıktır. Onun dışında insanlarla uğraşmam, buna vakit ayıramam bir tane hayatımız olduğu ve dolayısıyla zaman çok değerli olduğu için. İnsanlara bir şey söylüyorsam; onlara faydalı olmak, onların yanlışını düzeltmek dışında hiçbir sebebi yoktur. Eğer insanlar benim iyi niyetimi anlamıyor veya anlamak istemiyorlarsa, onlarda bir art niyet ararım ve benim iyi niyetimi görmezlikten gelen insanlarla ne işim olabilir ki... Hayatta yaşadığım insan ilişkileri de hep böyle olunca; yani çıkarcı, samimiyetsiz, kaypak olunca, ister istemez insanlardan soğuyorum. İnsanların bilmediği bir şey var; benim kimseye ihtiyacım yok; ben kendi kendime yetebilen ve çoğalabilen bir insanım, dolayısıyla da kaybedeceğim hiçbir şey yok... Ben gerektiğinde bütün gemileri yakar, yeniden de bir başlangıç yapıp hayatımı devam ettiririm. Geçmişin benim için hiçbir önemi olamaz, bana hiçbir şey verme kapasitesi olmayan insanların ise hiçbir önemi olamaz zaten... İnsanlar birbirilerinden besleniyor olabilir ama içinde yaşadığımız coğrafya benim için kültürel anlamda hiç besleyici değil zaten. O yüzden onlarla sosyalleşip sosyalleşmememin de hiçbir önemi olamaz. O yüzden bi' zahmet herkes haddini bilsin, otursun! 

Bugünkü tatlımız, Honaz Dağlarından gelen kar ile yapılan,  yoğurt üzeri pekmezli kar helvası denemesi... Yeğenim Gülşah'a getirdiği kar için teşekkürler...




Ömrümün sonuna kadar beni insanların kötülüğünden koruyan meleklerin izinde olacağım ve hayatımı da onlara adayacağıma söz veriyorum...

19

Akşam pazarından 10'ar liraya aldığım #patlıcan ve domatesten ama salçası bol bir yemek... Yaptığım yemeklerin lezzetinin görüntüsünden 100 kat fazla olduğuna lalıbımı basarım...

Nezaketsiz ortamları, gerektiğinde her şeyimi kaybetme pahasına terkederim. Çünkü kaybedilmemesi gereken bir onurum var.

Düşmanım ilgili bile kötü düşünmezken(çünkü buna ihtiyacım yok, ayrıca iyilik yapıp faydalı olup insan kazanmak varken, niye ben de kötü olayım ki), tam aksine bulunduğum her ortamda faydalı olmaya, güzellik yaratmaya çalışırken; insanların bunu anlayamamasında ve de bana kaba davranmasında bir art niyet ararım. Dolayısıyla gerekirse tepkimi gösteririm, eğer tepkiden bile anlayamayacak kadar odunların olduğu bir ortamsa, nezaketsizliklerine daha fazla izin vermemek için çeker giderim, odun odun devinmeye devam etsinler derim. 

Ben neden perde kullanmıyorum? İnsanların benimle ilgili şüphe duymamaları için. Ben ne isem oyum, yaşam biçimim de görünenden ibaret. Özgürlüğüm adına şeffaflık ve dürüstlük temel prensibim olduğu için, insanların şüpheleriyle üzerimde hiçbir şekilde baskı oluşturmasını istemiyorum. Ayrıca gösterişsiz minimal yaşamımla da gurur duyuyorum. Görün ki eşyasız ve şatafatsız da yasanabiliyor. Görün ki maddiyatınızı eşya gibi lüzumsuz şeylere harcamayın; doğaya-hayvanlara ve bitki örtüsüne yatırım yapın... 

18

Makarna lezzetli, dayanılmaz cebedici, pratik yemek falan ama dün iki öğün üstüste yiyince rahatsız oldum. Bir süre ara veriyorum. Çünkü yaş itibarıyla artık bünyem kaldıramıyor. Veeee... Artık akşamları bir şey yememek için erken yatacağım... 

17

İnsanların size rencide edici davranması özsaygınıza zarar vereceği için; ya susmayın, ya da terkedin orayı!

16

Belki eskiden beri böyleydim; yapılan yanlışlara karşı sessiz kalamıyorum. Ya küsüp gidiyorum, ya da tepki gösteriyorum; aslında ikisi de bir tepki şekli. Bunu yapmazsam, kendime çok kızıyorum nedne sineye çektin diye. O yüzden içime atmak yerine tepki göstermek beni üzse veya sonrasında pişmanlığa sebep de olsa(ÇÜnkü bu toplumda haklıyken bile insnalarla uğraşmak çok yıpratıcı), aslında yapmanın doğru olduğuna inancımın dayanağı daha önceki tepkisel pratiklerim. Pskolojimi korumak adına artık insnalardan uzak durma yolunu da seçiyorum artık. Çünkü ben kendi kendine çoğalabilen, kendi kendine yetebilen ve mutlu olabilen bir kapasiteyim. Kaybedilmesi benim için çok daha iyi olacak bir kişi için niye alttan alayım ki... Hayatımda hiç kimsenin yokluğunun benden bir götürüsü yok ki! 

Konumuz gene melemen ama bol soğanlı ve yarı fiyatına çıkma ürün olarak aldığımız defolu domatesler hormonlu olduğu için, melemenimizin  daha lezzetli olması adına salçalı. Yanında yoğurt. Afiyet olsun... 

İki kişi son günlerde yaşadıkları ilişki yüzünden linçe maruz kalıyorlar. Konu yaşadıklarının doğru veya yanlışlığı değil, toplumun hedef gösterilen birilerini linç etmekten çok büyük keyif alması. Oysa, ben daracık çevremdekileri bile bir anlatsam, aslında daha ötesinin yaşandığını bile görebilirsiniz. Aslında linççi kesim, herkesin ve de kendilerinin ne olduğunu biliyor; bu, belki de kendi çirkinliklerini hedef gösterilen birileri üzerinden linç yaparak aklanma paklanma güdüsü-dür. 

16

Herkesin bir hikayesi vardır acılarla dolu belki anlatamadığı, anlamayacakları için anlatmadığı... Benim ise içinde çok büyük acılar da barındıran onur duyduğum ve ayakta durduğum dimdik... Belki ölürken fotoğraflarıyla, belgeleriyle internetten yayınla tuşuna basarak bırakıp gideceğim... Çünkü samimiyetsiz dünyadan hiçbir şey duymak istemiyorum... 

15

Beni insanlardan soğutan yaptıkları yanlıştan çok kişiliğidir. Çünkü bir kere yanlış yapan, kişiliği gereği bunu tekrar yapıyor.

İnsanın canını yakan; adaletsizlik yapanlardan çok, çoğunluğun suçsuzları suçlu, adaletsizleri de haklı görmesi!

14

İnsanlar sevdikleri insanları terketmezler, kullandıkları insanları terkederler. Terketmek demek de illa ki seni bırakıp çok uzaklara gitmesi demek değildir; işini gördükten sonra sana sırtını dönmesi, seni görmezlikten gelmesi demektir. Ben bunu çok yaşadım, evet ben hiç sevilmedim, hep kullanıldım diyebilirim. Yanlış anlaşılmasın aşktan-ikili ilişkilerden bahsetmiyorum, sosyal hayattan-genel yaşamdan bahsediyorum. Umrumda mı oldu peki sevilmemek; hiç umrumda olmadı. Çünkü ben de hiç kimseyi sevecek kadar aptal olmadım! 

13

Bana "Kısaca Halil kendini anlat" deselerdi, "Hayatıma bakın" derdim. Çünkü görünenden başka hiçbir şey yok!

İçi soğanlı bulgur pilavı... Ama nasıl lezzetli olmuş...

11

Ona her gün mama verip parkta bırakmak o kadar koyuyor ki bana; ama orada trafik olmadığı ve de doğada olduğu için diğer kedilerden hastalık bulaşma riski olmadığı için daha güvenli aslında. Hem de çok özgür orada... 

Pratik sarmamız hazır. Ama nasıl lezzetli olmuş anlatamam...

Hayvanlar alemi

Hayat kesitlerden oluşan bir kompozisyon...

Zuhal Olcay "küçük bir öykü" anlatıyor... Kara Güvercin, Yalnızlığım...

Sosyal bir canlı olduğumuzun kanıtı devinim halinde olmamız...

Her güne özen göstermeliyiz aslında, ihmal etmeye gelmez tek bir saniyemiz bile.

Tamam rutinlerimiz de olsun keyif aldığımız, faydasız bile olsa...

Ama dönmeliyiz hayata, hakkını vererek yaşamalıyız...

Hayat devam ediyor, ihmal edilmemesi gereken sorumluluklarımız var.

Acele de etmeliyiz zaman zaman yetişmek için bizi bekleyen umutlara...

Yönetmeliyiz de hayatı adilce, vicdanen...

Kedi, Tedi, Jedi.. Ve Nora'nın Massiva'ya bitmeyen aşkı, Prenses'inki Yumoş'a karşılıksız...

Rüzgar soğuğuyla birlikte içindeki sarı çiçekli otları sallıyor...

Ayaklarımın üşümesini sevmeme rağmen soba hafiften hafife yanmalı; çünkü hayat çok merkezli!

Ve güneş doğdu...

Vazgeçemediğim tutkularım depreşiyor beni çok yorsa da... Sözümü tutamıyorum.

Sonuçta ölünce bütün acılarımız dinecek, bütün yorgunluklarımız bitecek; kar kalan yaşadıklarımız olacak... 

Let's go! 

9

Dün de akşam yemeğimizde karnabahar kavurması vardı...

Bizde patates yemeği az sulu ve bol salçalıdir.

6

İçine su koymadan sadece domatesin suyu ile sulu karnabahar. Küçük Küçük parçalara ayırdığımız karnabaharları domates, soğan, yağ, tuz, salça ile birlikte hepsini aynı anda tencereye koyup, karnabaharlar yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. Sert olunca iyi olmuyor çünkü. 

Okumayan insan elbette bilimsel gerçeklerden bihaber olacağı için dogmtik bir hayat sürer, bilimsel gerçeklere de asla inanmaz. Yani deneysel olmayan bir şeylere inanır da, bilimin kanıtlarına inanmaz. Ama kalkar cep telefonunu, interneti kullanmayı ihmal etmez.  Zaten teknolojik gelişmeleri de insanın-bilimin çabası olarak görmez de, kutsal kaynaklarda yazdığı için varolduğunu iddia eder. Hatta onlara göre hayata dair her şey kutsal yazıtlarda vardır...

5

Pratik sarma; lahanalı bulgur...

Domatesli, üzeri yumurtalı, soğanlı karnabahar kavurması... İçinde aşk var! Ufak ufak parçaladığımız karnabaharları ölünceye kadar kavuruyor, üzerine soğan ilave edip biraz daha ateşte tutuyoruz. Domatesleri ilave edip özümseyinceye kadar biraz daha pişiriyoruz. Çırptığımız yumurtayı üzerine gezdirip çiğ kalmayıncaya kadar pişmesi son noktamız. 

4

Ömür takvimizden her gün bir yaprak kesilirken, içimizden geldiği gibi yaşayalım huzurumuz için...

Eşcinsellik bir onursuzluk değildir ama kendin lüks yaşarken insanları açlık sınırının altında yaşatmak bir onursuzluktur!

MELEMENİN HİKAYESİ!

ESKİDEN ONURUMUZ, HAYALLERİMİZ VE CESARETİMİZ VARDI!

Eskiden bir onurumuz vardı paramızla satın almadığımız hiçbir şeye dönüp bakmadığımız, açken bile misafirlikte tokuz dediğimiz; Çünkü iyi kötü idare edebiliyorduk. En azından mevsiminde sebze meyve yiyebiliyorduk. Bu topraklarda yetişen ürünler bile mübarek karaborsaya düşmüş gibi. Hiç kimseden bir şey isteyemezdik eskiden; utanırdık. Amaaa, şimdilerde artık çöp kutularından yiyecek toplamak, akşam pazarından döküntü mallara sanki çölde susuz kalmış gibi saldırmak normalleşti. Çıkma ürün olarak satılan çürük çarık malları satın almak artık bizim için bir lüks oldu. Onurumuz yerle bir oldu anlayacağınız.

Eskiden hayallerimiz vardı refah düzeyi iyi bir yaşam sürmeye dair. Emekli olduk ama hayallerimiz suya düştü. Bir emeklinin rahat yaşaması eskilerde kaldı artık. Karnımız doyuyorsa, şükrediyoruz.

Eskiden cesaretimiz vardı doğruları söyleyebildiğimiz. Artık şimdilerde gak desek suç işlemiş olur muyuz diye korkuyoruz, guk desek acaba bizi hapse atarlar mı diye korkuyoruz.

Not: Melemeni akşam pazarında pazarcıların satamayıp döktüğü domateslerden yaptım. Salatalık da aynı şekilde... 

3

Her hava durumunu çok seviyorum. Çünkü her hava durumunun insan üzerindeki yansıması çok güzel...




Dün akşamdan kalan bir kare... Kedilerin yağmurlu havada karnını doyurduktan sonra... Yol üzerine mama verdiğim hamile bir kedi 8btane yavru yapmış bir aparta. Alimlerin köpeği ölmüş. Çok üzüldüm. Sabahtan beri kayıp olan yavru tekirim 24:15'te döndü... Hayat okulu diye bir gerçek var bize her gün ders veren ders çıkartabilene. 

Ben kendi dünyamdan şikayetçi değilim ki zaten; ..!

1

Yağmur bugün usulden usulden çok güzel yağdı, kedilerin karnını doyurmak için de izin verdi bir ara...

Küçük bir sünger patlıcanı, yemeğe koyulmasa yenmeyecek şekilde kendinden geçmiş küçük bir domates ve filizlenmeye başlamış soğanı, yağ ve kavrulmasın buharda pişkin diye sulandırılmış salça ile 10-15 dakika tavada pişirdik... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder