30 Haziran 2026 Salı

Şubat 2025 facebok notlarım

 28

Akşam pazarından ucuza marul ve limon aldım, dün arkadaşımın getirdiği karışık turşudan da içine koyduğum bir salata yaptım. Zeytini çok severim her yemeğin yanında zaten... Nefis bulgur pilavı ile çok güzel gitti. Ana öğünümüz bir tabak ve salata. Derdimiz fakirlik değil zaten; insan ve hayvan hakları! 

Parka her gittiğimde, maskotumuz kediyi göremeyince kendimi tutamıyorum. Gerçi evde de her aklıma geldiğinde gözyaşlarına boğuluyorum. Ne çok sevmişim be. Kaldıramıyorum onun yokluğunu. Çünkü kaç yıl oldu saymadım, her gün ona mama götürüyor, onu görmeden yapamıyordum... Her kedi kaybında kendimi kaybediyorum. Daha ne kadar dayanırım bilmiyorum... 

Hayvanların yok sayan insanların yaptığı hiçbir şeyin değeri olamaz benim için...

27

Hiçbir kedinin 10-15 yıl yaşayarak ömrünü doğasına uygun tamamlayamadığı, onları arabaların ezmesinin ve insanların eziyet ederek öldürmesinin umursanmadığı, hayvan barınaklarında kedilerin-köpeklerin topluca katledildiği bir dünyada; bana kimse vicdandan, insanlıktan, demokrasiden, dinden, imandan bahsetmesin. Sen de bu konuyu çok abartıyorsun diyenler; kapayın çenenizi ve defolun gidin hayatımdan...

Ben hiç yaşadım mı, yaşıyor muyum bilmiyorum. Halil'i kim öldürdü, Halil hiç yaşadı mi acaba, yapılan haksızlıklara ve de saldırılara karşı koymak ve de isyan etmek dışında..? Mutlu oldu mu acaba Halil hiç mutluluğun haz almak zannedildiği bir dünyada? Ne belkiyordu Halil bu dünyada..? Nezaket ve insan hakları, hayvan hakları, yaşam hakları dışında hiçbir şey aslında... Mülayim olan bir insanı çatışmacı bir insana dönüştürdü bu dünya. Belki de bu gezegende varoluşumun bir tecrübesidir yaşadıklarım, belki de cehennemimdir bu dünya. Artık ceza ise bu son evreleri olsa gerek. Çünkü kedi ölümlerine kalbim dayanmıyor artık. Bu konuda dokunsalar ağlıyorum, gün gelecek artık ağlamama bile gerek kalmayacak. Çünkü bu acılara dayanamıyorum artık. En çok ne gücüme gidiyor biliyor musunuz; hayvanlara bir mal-eşya gözüyle bakılması...

26

Bu sene de oruç tutmayacağım, namaz da kılmamaya devam edeceğim, herkesin bildiği anlamdaki Tanrıya inançsızlığım da devam edecek, din de gerçek değil benim için... Maaşımı kedilere yedirmeye devam edeceğim. Çünkü manevi huzuru bu şekilde, birilerine faydalı olarak, kendimden başkalarını düşünerek buluyorum...

Tamam, manevi duygularınızı istediğiniz inanç biçimiyle tatmin edebilirsiniz, bunda hiçbir sakınca yok ama hayvanların ölümüne sessiz kalırken, onlara hiçbir şekilde faydalı olmaya çalışmıyorken, insan ayrımcılığı yapıp ötekileştirilmelerine sessiz kalıyorken, vesaire vesaire, mesela haksızlık yapıyorsan, bencillik yapıyorsan, insanları üzüyorsan, kendinden başkasını düşünmüyorsan; istersen 365 gün oruç tur, istersen alnın secdeden kalkmasın, istersen Mekke-Medine'de ikamet edip her an Hac yapmış sayıl... Gerçekten bunların bir önemi var mıdır? Manevi dünyada hayvanlara veya ihtiyacı olan her şeye dokunmak mı makbuldür, yoksa reel anlamda hayata hiçbir şekilde dokunmayan ritüeller mi? Hayata faydalı olmayıp bencil ve vicdansız bir şekilde yaşadıktan sonra, ibadet etmenin manevi dünyada değeri ne kadardır, hatta hiç var mıdır acaba? Örneğin bugün, kendiniz dışında birileri veya bir şeyler için maddi veya manevi çıkarlarınızı gözetmeksizin faydalı bir şeyler yaptınız mı? Kendinizden bir şeyler verdiniz mi?

Güle güle kızım. Ama hiç beklemiyordum gideceğini. Yıllardır parktasın ve sana bir şey olmaz sanıyordum. Böyle düşündüğüm için senden özür diliyorum... Bazen teşekkür ediyorum hayata, bazen de lanet... Çünkü haksızlıklar var bu dünyada...

Araba ulaşım, ev barınmak, cep telefonu iletişim, kıyafet üşümemek, yemek de karnını doyurmak içindir; asla bir statü olmamalıdır. Ehliyetim bile yok ki, toplu taşıma araçları veya bisikletle gidiyorum her yere. Evim yok, kedi barınağında yaşıyorum. Cep telefonunu da sadece konuşmak ve fotoğraf çekmek için kullanıyorum. Ne markası ayol; çöpe atılanlarla veya bazı arkadaşların verdiklerini giyiyorum. Asla dışarıda yemek yemiyor, ucuz ve de geleneksel şekilde evde yaptıklarımla doyuruyorum karnımı. 

Benim inancım; sevgi, vicdan ve dürüstlük... İbadetim ise; başta hayvanlar olmak üzere ihtiyacı olan canlılara yardım etmek; onların karnını doyurmak, evimi onlara açmak, tedavilerini sağlamak, hayata tutunmaları için elimden geleni yapmak...

25

Parkta baktığım ve 2-3 yıl veya daha fazladır, belki 3-5 yıl bilemeyeceğim, herkesin sevgilisi, parkın maskotu kızımı 2 gündür göremiyordum. Bugün de verdiğim mamalara hiç dokunulmadığını gördüm. Başına bir şey gelmese, benim bisikleti görür görmez koşar gelirdi yanıma ve tenis oynarken de korttan dışarıya çıkmazdı. Onu bulabileceğimi bile hiç umut etmiyordum artık. Parkın karşısındaki apartmanların birinin bahçesinde buldum. Buz gibiydi ve inliyordu. Hemen veterinere götürdüm. Hipitermiye girmiş, vücut ısısı o kadar düşmüş ki; derece ölçmüyor, kalp atışları yavaşlamıştı... Yoğun bakıma alındı. Şu anda 32 dereceye yükseldi vücut ısısı. İnanıyorum ki beni üzmeyecek kızım... 

Beni insanlardan soğutan bana yaptıkları yanlış değil, karakterleri, kişilikleridir. Çünkü kasıtlı olmadığı sürece herkes yanlış yapabilir ve telafi edilebilir. Zaten izin de vermem bana yanlış yapılmasına. Karakter-kişilik kötüyse, o yanlışlar tekrarlanacaktır kaçınılmaz olarak. Kimsenin de, özellikle kendini akıllı sanan salak insanların, beni salak yerine koymasına izin veremem. Gitsinler kendilerine başka enayi bulsunlar. Ben iyi bir insan olduğuma, vicdanıma, dürüstlüğüne güveniyorum. Eğer tepkiselliğimden rahatsız oluyorsanız, bunu bir ayna gibi düşünün; kendi davranışlarınızın bir yansımasıdır. Ve gerçekten kurnazlığı akıllı olmak sanan kapasitesizlerden de irrite oluyorum. Ve böyle insanlara hiç acımam. Yok olmaları, bir kurtuluştur. 

24

Pozitif negatif her duygunun yaşandığı günleri teneffüs ettirdiğin için teşekkürler hayat...


Ben doğum günü kutlamıyorum. 55 senede 2 falan. Ama pasta bulunnca doğum günü çocuğu gibi hissediyorum kendimi...

Bu ülkede insanlar sırf yaşlılığında sürünmemek için gençliğini feda ederek 10-12 saat çalışıyor ama emekli olunca gene sürünüyor. Gençliğinde çalışmaktan yaşamak nedir bilmiyor, yaşlanınca da aynı.

Emekliliği hakedecek kadar çalışmadım mı; çalıştım ve emekli oldum ama neden süründürüyorlar bizi?

Gerçekten, bazılarının, hala hayat güllük gülistanlıkmış gibi davranmalarının, mantıklı hiçibir açıklaması olamaz!

DÜNYADA EN ÇOK EKMEK TÜKETEN ÜLKE OLMAMIZIN SEBEBİ; ADALETSİLİZK!

Yılda kişi başına 200 kilo ile en fazla ekmek tüketen ülke olmamız eleştiriliyor ve protein ve sebze ağırlıklı beslenmemiz öneriliyor DA, insanları bu hale getiren sistem hakkında tek kelime söylenmiyor. We kiralarının bile altında olan emekli maaşıyla insanlar kiralarını mı ödeyecek, faturalarını mı, ısınma giderini mi, vesaireyi mi? 50-100 liradan aşağı sebze, meyve, gıda yok. Bilmiyorlar mı acaba insanların ana besin kaynağının mecburiyetten ekmek olduğunu? Niye "halk ekmeği" adı altında ucuz ekmek çıkartıyorlar? Vatandaşın en büyük besin kaynağının ekmek olduğunu bildikleri için. VEEEEE, bu durumun yöneticilerin umrunda olduğunu mu sanıyorsunuz? HAYIR! Umurlarında olsa, kendi maaşları, vatandaşın maaşının 20-30 katı olmaz. Ekonomi kötü falan değil. Herkes çalışıyor ve üretiyor. Herkes de vergisini kuruşu kuruşuna veriyor. Çünkü aldığımız her ürünün vergisi otomatik olarak alış veriş esnasında ödeniyor. Tek sebep: eşitsizlik, adaletsizlik ve vicdansızlık! Bunu hala göremiyor musunuz gerçekten? 

22

100 YILDA EKMEK TOPLUMUNDAN MAK-KARNA TOPLUMUNA;

EMEKLİ MAAŞININ ESKİDEN DUL-YAŞLI MAAŞINA DÖNÜĞŞTÜĞÜ BİR SÜREÇ!

Eskiden ekmek toplumuyduk, son 25 yılda makarna toplumu olduk. Emekli olunca rahat ederiz diyorduk; açlık sınırının altında yaşıyoruz... Bugünkü ana öğünümüz 1 tabak makarna...

21

Her gün buluşmaya devam...

Mutluluk ve huzur, parayla,pulla satın alınmaz; karşılıksız sevgidir onu tek alabilecek şey... Bir de kişinin iç dünyasıyla alakalıdır mutluluk. Devreler yanlış bağlıysa doğuştan, şasi yapması kaçınılmazdır, elektronlar sürekli çatışma halindedir bu kisilerde... 



20

Siz sevgi nedir bilir misiniz; karşılık beklemeden sevmek ve sevilmek... İçinizde mutluluk marşları çaldırtan... Kelimelerle anlatılamayan-sadece yaşanan...

Elimizde kalan son karnabaharı once haşlayıp, sonra kavurup sarmısaklı yoğurt ile bu sefer spagetti üzeri servis ettik...

Kedilerin soğuk havalarda kaloriye daha çok ihtiyaçları vardır; siz, dün sadece kendiniz için mi yaşadınız?


19

Her şeyi sanata dönüştürme çabası yaratıcılığı, dolayısıyla estetik kaygısını artırıp dünyayı daha da güzelleştiecektir...

Söz verdiğim üz're patates kızartması yanında sarımsaklı yoğurda batırılmış karnabahar kavurması...

Not: Diş doktoru, "Dünyayı kalan dişlerinle takviye ettirmeden geçirmek istiyorsan, bir Fransız gibi kibar yiyeceksin..." dedi ama tavşan gibi sabırsız ben yaptığım yemeğin lezzetine kendimi kaptırarak çizgi film karakterleri gibi saniyede 24 kare değil 12 kare, hatta 6 kare hızla yedim...

18

Her gün buluşuyoruz parkta. Onu bir gün görmezsem ertesi güne kadar mutsuz oluyorum...

Bu yıl ilk açan çiçeği ve geçen yıldan kalan kurumuş meyvesi... Ağaçta başka çiçek yoktu. Belki de ilk ben gördüm!

BULGUR ILE KURUFASÜLYENİN TANGOSU!

Yeni yapacağınız yemeği önceki yemekle zenginleştirenlerden misiniz?  Dünden kalan kurufasülyeyi bulgur ile pişirdim. İnanılmaz lezzetli oldu...

 17

Akşam yemeğinde de öğleyin pişirdiğim kurufasülye var...

Kime ne söyleyeyim ki, hiçbir şey değişmeyeceği için. Problem yani başımızda yukarıdakilerle aynı kafada olan. Coğrafya kader diye geçiştirelim. Belki Barok dönemi insanıymısımdır da, cezamı çekmeye gelmişimdir bu döneme kime ne yaptiysam gari... Tecrübe etmem gereken bir süreçtir belki de daha hiç deneyimlemediğim. Yoksa ben bu dünyanın insanı değilim... Akşam akşam haldur huldur namaza gidiyor bana selam vermeden beni günahkar bellediği için. İşi düşünce her şeyi unutuyor... Kirgızistan'da kara çarşaf yasaklanmış. Tanrım nöronlarımı depreştirmeyecek bir hayat yaşayamayacak mıyım ben? 

Sezonun son kurufasülyesini de yaptık soba üzeri kömür ateşinde...


16

İçi fasülyeli bulgur aşı... Yani artan fasülyeyi bulgur ile değerlendirdik...

Güneşi dinliyorum gözlerim kapalı, tenis oynadıktan sonra, kedilere mama dağıtırken, sütçü Hasan ile dönüşte karşılaşmadan ve kedilerimle süt içmeden önce, öğleden sonra dinlenmesine hazırlanırken, çünkünün Pazar olduğu, tiril bir Şubat Pazar'ında, Baharın erken geleceğinin büyük ihtimaliyle... 

13

Piyaz için haşladığımız fasülye ve karnabaharın artanını, karnabaharlı kurufasülye yemeğine dönüştürdük...

Söz verdiğim üzere karnabahar'ın piyazını da yaptım. Lezzetli olmuş gerçekten...

***

Bir günün ve gelecekteki birgünün hikayesi

Sabahleyin ortalama eğer 2'de yatmadıysam, 7-8 gibi kalkarım. Papaz oğlum sabah 6-7 gibi yatak odamın kapısını yumruklamaya başlar ve deliler gibi bağırır kalkmam için. Bu arada Papaz 6-7 yaşında falan. Son 15 gün öncesine kadar doğası gereği sokaklarda yaşayıp, eve nadir geliyordu. Cinselliğinin peşinde koşmasından dolayı epeyce sakatlıklar geçirmiş ve artık çok zayıflayıp perişan hale gelmişti. Son 15 gündür daha çok evde durduğu için kendini toparladı hızla. Havalar çok soğuk olmalı ki, 3 gün önce Kilim kız da geldi eve ve çıkmıyor şu sıralar. Genel bir bilgi de vereyim. Akşamları toplandıkları zaman, ortalama evdeki kedi sayısı 20 oluyor. Gündüzleri ise kısır dişi kediler, yavru kediler ve hasta kediler kalıyor evde. Erkekler hovardalıkta... Her sabah kalkıp önce 2 saatlik bir baştan aşağı temizlik yapılıyor. Çünkü kediler tüy döküyorlar ve çok giriş çıkış yapıyorlar eve. Onların sağlığı için süpürme işleminden sonra çamaşır suyu ve toz deterjanlı su ile pas pas yapılıyor. Kuru mamaları sürekli kaplarında dolu oluyor zaten ama yaş mama hazırlamak da gerekiyor keyifleri için. Sonra biraz internetteki sayfalarımı güncelleme, yeni çıkan şarkıları depolama, müzik zaten sürekli çalar evde, spontane okumalar, kültür-sanat-spor vesaire gündemi takip etmeler... Sonra kahvaltı ve ardından sokak kedilerinin mamalarını dağıtma işlemi, ve de tenis olarak spor. Akşam yemek yapma ve gene kedilerle meşguliyet, internetle meşguliyet... Ekstralar dışında rutin olarak günlerim böyle geçiyor işte. Bugün de temizlik işleminden sonra, yıllar sonra kendime ada çayı yaptım ve yazıyı yazarken onu yudumladım...

Ölürken sizi ne mutlu edecek hiç düşündünüz mü? Bakınız ölürken hayattaki her şeyinizi geride bırakacaksınız; maddiyat, kariyer, vesaire. Beni ne mutlu edecek biliyor musunuz; kedilere kucak açmam, onlara beslenme, barınak veya tedavi olarak dokunup, onlara iyi gelmem mutlu edecek, sokaktaki veya evdeki kedilere umut olmam mutlu edecek. Hani giderken insan hiçbir şey götüremez ya; götüreceğin ve arkanda bırakacağın en güzel miras budur işte, hayattaki bir şeylere faydalı olabilmek,  bir şeylere iyi gelebilmek, geride hoş bir sada bırakabilmek... 

12

Fatih Sultan Mehmet'in 10 gün üst üste aynı yemeği yediğini biliyor muydunuz?

Bugün de Karnabahar!

11

Siz diyin Halil'ce pizza, ben diyeyim karnabaharlı makarna... Karnabaharımızı çeşitlendirmeye devam ediyoruz. Afiyet olsun. En derin sevgilerimle...


10

Yaşadığınız ülkenin insanlarının sizi de yorduğu, nefret ettirdiği, bu ülkede doğduğunuza pişman ettirdiği oluyor mu? Beni çok...

Karnabaharlı bulgur... Yarın karnabaharlı ne mi var? Belki piyaz, belki makarna, belki de çok yorgunumdur...

Karnabahar ile yoğurdun ahengi!

9

Dam üstüne çul sermedik ama tenis oynadıktan sonra terleyen tişörtlerimizi banka serdik. Tenis ve kedi aşkına...

Parktaki kedilere mama dağıtırken İki 30 yaşlarında adam bana selam verip çok iyi bir iş yaptığımı söylediler. Dindarlar bile yapmıyordur bunu dediler. Benim inancım sevgi ve vicdanım, başka da hiçbir şeye inanmıyorum dedim. Benim ibadetim de doğaya faydalı olmak dedim. Bu dediğim hoşlarına gitmedi. Benim içime de sevgi ve vicdanı Tanrı koymuşmuş dediklerine göre. Peki başkalarınkine niye koymamış? Herkesin istediği şeye inanma özgürlüğü olduğunu ama kimsenin, kimsenin inancına ve yaşam biçimine karışma hakkının olmadığını söyledim. Daha çok konuşan, bak yanı başımızda iki genç öpüşüyor, buna karışmayalım mı dedi. Peki siz inanan olarak topluma açık bir ortamda göstere göstere çerezinizle alkol alıp keyif yapıyorsunuz, o 2 genç de gelip siz nasıl inançlısınız dese, size müdahale etse nasıl olur dedim? Zarar vermediği sürece, kimsenin başka birinin yaşam biçimine karışma hakkı olamaz dedim. Dediklerimden rahatsız olmaya başladırlar ve aralarına katılan 3. kişi özel bir şey konuşacaklarını söyleyerek yanlarından uzaklaşmamı ima eden bir cümle sarfetti. Bana selam veren de sizsiniz, lafa tutan da diyerek ayrıldım yanlarından... Toplumdaki insanların genel bir profiliydi bu! 

7

Dağılan akşam pazarından, pazarcıların satamayıp bırakıp gittikleri karnabahardan 2 tanesini aldım geldim ve koparttığım bir miktarından küçük parçalara ayırdığım karnabaharları biraz kavurduktan sonra çırptığım 2 yumurtanın içine atıp karıştırdım ve biraz daha pişirdim tavada. Çok lezzetli olmuş. Yanında yoğurt olabilir... 3. fotoğraf ilk sunumumdu. Sonra 2. ve 3. sunumları peynir ve değişik şekilde yaptım... 



ŞUBAT'TA KURU

Kuru Fasülyeyi çok yememin sebebi hemen hemen vejetaryen sayıldığım için protein deposu olduğundan ve de spor yapan birisi olduğum için eklem ağrılarıma iyi geldiğinden...

6

Acıktık. Hazır aş; içi soğanlı, patatesli, kuru biberli bulgur pilavı!

Marco Lucas Amadeus Politti

Emekli maaşı 15 Bin ama ev kirasını karşılıyor en fazla! Başka söze gerek var mı?

İnsanların yaşamları boyunca kira ödemeden kendi konutunda yaşama hakkının olmaması kadar kötü bir şey olabilir mi?

Kaç kişi istediğini yiyebiliyor, giyebiliyor, istediğini alabiliyor, istediği yere gidebiliyor?

Sistemi yönetenler vatandaşın 20 katı maaş alsın ama bi' zahmet vatandaşını da açlık sınırının üstünde yaşatsın!

Dünyada gelir dağılımının uçurumlar olduğu kaç tane sistem vardır?

Dünyada vatandaşını kazıklamayı seven kaç tane sistem vardır?

Gerçekten içinde yaşadığı sistemin, vatandaşının iyi yaşamasını istemediği dünyada kaç örnek var mıdır?

5

Sabırsız biri olduğum için, şimdi veya bugün ne yapsam diye değil de bir sonraki öğün veya yarın ne yapsam şeklinde bir mutfak anlayışım vardır. Acıktığım zaman hemen yemeliyim. Bugün de soba nasıl olsa yanıyor, enerjiyi patates haşlamasıyla degerlendireyim dedim ama sonradan içi biber ve domates salçalı, üzerine kuru biberli patates yemeğine dönüştürdüm. Patates yemeğinde de 1 numarayımdir zaten 

1

Bizler Atatürk sevdasıyla büyüdük. Atatürk biz laiklerin, bilime ve reel bilgiye inananların; demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramlara inananların kırmızı çizgisidir. Onun dışındakiler muhatabımız bile olamaz. Nokta. Tartışmaya kapalı bir konudur. 

Yaptığım yemekler bir imaj çalışması değil, lezzet fırtınasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder