29 Haziran 2026 Pazartesi

Ocak 2025 facebook notlarım

 31 Ocak 2025

Her şey çok güzel olacak.

Sistemi eleştiren gazeteciler-e yurt dışı yasağı getiriliyor, tutuklanıyorlar. Gerçekten bu insanlar tehlikeli insanlar mı?

Geçen yıl bağışıklık sistemim 2 kere zayıfladı ve enfeksiyonel rahatsızlıklar geçirdim. Birinde 2 hafta, birinde de bir hafta yattım. Doktora diyorum ki, psikolojiyle alakalı olabilir mi? Çok üzülünce de bağışıklık sistemim bundan etkilenir mi? Çünkü insan içine çıkmıyorum ki birilerinden virütik veya bakteriyal bir şey bulaşsın. En son hasta olduğumda ölen kedilerimden birine çok üzülmüştüm. Bugün de gene çok sevdiğim kedilerden biri öldüğü için sesim kısılmaya başladı önceki rahatsızlığım gibi, üşümeye başladın, burnum akmaya başladı... Doktor diyor ki, rahatsızlığının sebeplerini o kadar uzaklarda aramana gerek yok diyor. Tabi canım, insan psikolojisi dediğin ne ki? Doktorları elbette çok seviyorum. En azından tahlil isteyip hastalığımızı teşhis etmemize yardımcı oluyorlar, ilaç yazıyorlar. Artık yazdırmadan ilaç da alamıyoruz... Sağlık ocağı falan diyor ki, yazamam, uzaman doktora git. Biz de öyle yapıyoruz zaten ama kendi hastalığımızın takipçisi olmazsak o da pek işe yaramayabiliyor.

HAYATIMI ELİMDEN ALANLARIN...

Yıllarca çalışıyorsun... gerçi ben çok çalışmadım sisteme daha fazla enayilik yapmamak için, emekliliği hakedecek kadar ve biraz fazlası çalıştım, pat diye kurallar değişiyor ve 7 yıl sonra emeklilik maaşı almaya başladım, EYT yasasını neden benim zamanımda çıkarmadınız, 7 yılımın hesabını kim verecek? Hepsini geçmek zorundasın, çünkü dötünü yırtsan nafile. Sonra bir bakıyoruz, asgari ücretin birbuçuk katı olan emekli maaşı, asgari ücretin yarısına düşmüş. Hadi onu da  geçelim, artık emekli maaşı bir kira bile etmiyor. Faturalarımızı ödeyemiyoruz, sağlıklı beslenmek adına meyce sebze bile alamıyoruz. Her şeyin kilosu en düşük 50-100 lira arası. 30-40 liraya bir şey bulabilirsek, kendimizi şanslı hissediyoruz. 55 yaşındasın çalış diyebilir bazıları. Emekli olmuşum, bu yaşta ne kadar çalışabilirim. Ayrıca iş veriyorlar da biz mi çalışmıyoruz. Emekliliğe dair ne hayallerimiz vardı. Çalışmak için köyden şehire geldik ama emekli olunca kendi şehrimizin dışına bile çıkamadık. Tabi başka ülkelere falan tatile gitmek bizim neyimiz değil mi? Tatili falan geçtim de, en çok neye üzülüyorum biliyor musunuz; vakti zamanında bu ülkeyi terk etmediğime... Ömrümüz 3 harfli market zincirlerde günü geçmek üzere olan ürünlerin indirimini beklemekle geçiyor. En son ne zaman marul, tere gibi yeşillik aldığımı bie hatırlamıyorum. En çok sinir olduğum da, bazı insanların, hayat pahalılığından şikayetçi olanları nankör olarak görmeleri. Nasıl pişman oluyorum biliyor musunuz insanlara selam verip de böyle boş laflara malzeme olduğuma...

SARMAN OĞLUMU YOK ARTIK!

Sosyal medyayı sadece terapi amaçlı kullandığımı belirterek başlamak istiyorum. Bende ekli olan veya beni takip edenin olup olmamasının hiçbir önemi yok. Paylaşımlarımdan rahatsız olan varda da takipten çıkabilir. Aslında hesaplarımı kapatıp, sıfır takipli ve arkadaşlı yeni sayfalarımın olmasını istiyorum... Ama çok belge var içlerinde...

Bu sabah bir kedimi daha trafik canavarına kurban verdim. Daha 1 yaşındaydı. Geçen yıl bir kış günü yağmurlu havada almıştım eve. Birkaç aylıktı. Daha anne sütüne doymamış olmalı ki, beni annesi zannedip daha bu sabaha kadar her gece boynumda uyuyup emmeye devam etti. Öptüm kokladım gene her gün olduğu gibi bugün de. Ve büyüdüğü için, acaba ne zaman acısını yaşayacağımı düşünmeye başlamıştım. Nereden bilebilirdim ki o acıyı bugün yaşayacağımı? Her zaman söylediğim gibi ben kedilerin eve kapatılmasına karşı biriyim. Amacım, yardıma muhtaç kedileri sokaktan kurtarıp, tedavisini yapıp, büyütüp sokağa adapte etmek. Dolayısıyla acılarını yaşamak da kaçınılmaz oluyor. Bugün kolum bacağım kopmadı, yüreğim bir kez daha yerinde kopartıldı patır patır. Çünkü ben onları saniye saniye, emek emek sevgiyle büyütüyorum. Benim acımı da bir tarafa bırakın; Ölürken ne kadar acı çekti kimbilir? Halil nerede, neden beni kurtarmıyor diye düşünmüş müdür? Elbette ölen ölüp gidiyor, kalanlar da zamanla acılarını unutuyor ama bozuk bir sistemde duyarsızlık olduğu sürece bendeki bu silsile devam ediyor. Sokakta kediler acı çekmeye, ben onları kurtarmaya devam ettikçe, insanlar da hayvanların yaşama haklarına saygı gösterecek bir yaşam biçimini benimsemedikçe, ben her gün ölmeye devam edeceğim. İçimdeki sevgi ve vicdanın yarattığı tahribatı kaldıramıyorum artık biliyor musunuz? Ölmek isteyince ölünmüyor, kimse de ölmek istemez ama ben yaşamak da istemiyorum artık. Sevdiklerinizin canlarının sürekli tehlikede olduğu, her am ölebilecekleri duygusunun nasıl bir şey olduğunu tahmin edebilir misiniz? Kendimi insan türüne ait hissetmememin sebebi, insan türünün kendi türü dışındaki canlı türüne duyarsızlıkları. Aman altı üstü bir kedi-köpek zihniyeti var ya; işte bu benim midemi bulandırıyor. Hayvanlar dikkatsiz olabilir ama trafiğin bu hayvanların yaşama haklarını ellerinden alma hakkı yok. Yaşadığım şehir döt kadar ama yüzbinlerce araba var. Mıçmaya dahi arabayla gidiyorlar. Benim arabam yok, ehliyetim de; gerçekten hiç araca ihtiyaç yok bu şehirde, bisikletle her bir noktaya en fazla yarım saatte ulaşabilirsiniz. Araba, ulaşım dışında, görgüsüz ve bilgisiz insanların statüsünü belirleyen bir varoluş sebebi adeta. Hız yapmaları bir tarafa, bir de ellerinde telefonuyla yazışıyorlar yolda giderken. 

Kimsenin beni anlamasını beklemiyorum, ben kendi kendime yazıyorum. Tek söyleyeceğim şey, gerçek anlamda hayvan severlerle, diğer insanların ayrı dünyaların insanları oldukları...

Sana da kızıyorum sarman oğlum beni sensiz bıraktığın için; boşuna mıydı sevgimiz, 1 yıllık mıydı? 

29

O kadar çok yedim ki..


28

Tenis oynamayı seviyorum. Aslında badminton oynamayı da... Tenis daha çok yorucu gibi görünse de badminton daha yorucu. O yüzden badminton oynamayı bıraktım gibi bir şey...

27

Omlet üzerine, yanında soğan ve zeytin, patates püresi...

Poşetin dibinde unutulmuş bir ceviz, tek bir fasülye tanesi, annemden kalan desenli tek kişilik küçük bir sini, binlerce kedi tüyü, bir bardak çay, kütür kütür yanan soba ve sevgi yumakları insana huzur veren sarı, beyaz, krem, tekir, smokin vesaire... 

Sev beni diyor, adres doğru diyorum!

22

Çünkü insanlar sorumluluk almamak için "Allahın işi", "Allahın ahlaksızlara bir cezası" diyerek defalarca sıyrılmaya çalışmadı mı? Çünkü günümüzde bile hala yanardağ patlamasına uydurulan "Lut Kavmi Masalı"na inana bir çoğunluk var.

21

Güne başladık erkenden...

20

Panda oğlum Marco bana geleli kaç gün oldu saymadım. Bizde takvim, sevgi yaprakları ve zamansız. Her gelen kedi, iyi ki de dünyaya ve bana gelmiş diyorum. İnsanın içinin içine sığmadığı sevginin tarifi var mıdır? Hani insan severken kendinden geçer ve mefta  olur ya, öyle bir şey bizim malikanemizdeki hayat... 

19

Patatesi benden güzel kimse yapamaz... içi kuru biberli ve bol salçalı... Yanında soğan...

Her gün yeni bir başlangıçtır, dün ise yarına bir hayat tecrübesi. Olaylar da dünde kalmalı, kişiler de; yaşanılanlar unutulmamalı ama kafaya takacak kadar da zaman değersiz kılınmamalı. Her gün uyanabilmek, ağız tadı, seni bekleyenlerin olması(kedilerden bahsediyorum), hayata güzel bir dokunuş yapabilme vesaire fırsatı, dünü dünde bırakmak için yeterli bir sebep. Günaydın toprak, hava, su, güneş...

18

Marko kucağımdan hiç inmiyor, gece yatarken de kafama dayanıp yastığımda uyuyor...

17

"Yatık Emine" filmini izlediniz mi? Orada insanlar tahta kaşıklarla bulgur pilavına nasıl saldırıyorlar. 50 sene geçmiş. Hayatımızda hala değişen bir şey yok aslında...

16

Dün akşam parka kedilere mama dağıtmaya gidince mama bıraktığım noktalardan birinde şemsiyeni unuttum. Döndüğümde birileri almış. Sanırım benden daha çok ihtiyaçları var mıydı acaba? Şaşırmıyorum. Çünkü burası Japonya değil. Yani kendilerinin olmasa bile alabiliyor insanlar...

14

Bizde böyle... Soba ateşinde kurufasülye... Afiyet olsun...

İnsan türünün birbirine olan aşkını gerçek aşk olarak değil; bir cinsel çekim, bir hayat arkadaşlığı falan olarak görüyorum. Çünkü ben kendi türümle aşka inanmıyorum. Çünkü yaşıyorsun ve heyecan bitince beni büyüleyen hiçbir şey kalmıyor. Ama doğaya olan aşkımın büyüsü hiç bitmiyor. Hayvanıyla, bitkisiyle o kadar çok etkileniyorum ki doğadan, rüyalarım bile onlarla. İnsan fikirsel anlamda olgunlaşmadan önce kendi türünden bir aşk beklentisine giriyor ama zamanla daha gerçekçi oluyor. O yüzden insanların hayatlarını ikili ilişkiler çerçevesinde döndürmesini zaman kaybı olarak görüyorum. Yanlış anlaşılmasın; insanlar hayatlarını elbette istedikleri şekilde yaşama hakkına sahip ama bu benim fikrim... 

İnsanlar 1 kere yanlış yapabilir iyi niyetliliğinden dolayı. Hadi bilemedin 2-3 kere. Ama 20-30 sene de aynı hatayı yapıyorsa, bunda kişinin kendinden başka suç yoktur. Burada hata aranması ve şikayetçi olunması gereken kişi, kişinin kendisidir; başkaları değil. Dolayısıyla, insanlar kapasiteleri kadar yaşar, işin kötü tarafıysa; hayatı boyunca hata yapan kişiler kendileriyle birlikte, başkalarını da yakarlar.

Ben Pırıl... Beni de sokağa attılar...  Biraz engelliyim ama kendi malikanemizde çok rahat yaşıyorum... Çok kozmopolit bir hayat sürüyoruz Halil sayesinde. Gelen çıkan kedinin çok olması biraz gerginlik yaratıyor ama alıştık ve kabul ettik artık. Deneyimsel bir hayat yaşamanın bir avantajı olarak görüyorum ben bu çeşitliliği. Çünkü bu sayede hoşgörümüz artıyor, dogamuz evrimselleşiyor... 

Söze gerek var mı; yaşam biçimidir aslında kimin ne olduğunu gösteren, kendi doğruları ve inandıkları doğrultusunda yaşayan, kimseden etkilenmeden, kimseye boyun eğmeden yaşayan, kendine kendince bir dünya kurabilen... 

Tomişkom bana geleli kaç yıl oldu unuttum. O da kısırlaştırılmış erkek ev kedisi olarak sokağa atılanlardan... Bana çok aşık, ben de ona tabii....

Bu da pencere kuşumuz... Daha 1 hafta veya 10 gündür takılıyor bize. Şimdilik içeriye girmeye ürküyor. Zaten pencerenin altında uyuyabileceği kedi kutuları da var, mama desen bütün pencerelerde ve duvar dibinde istemediği kadar. Tabi içeri girmek istediği an girebilir de... . İnsan kendi cennetini yaşarken yaratabilir. Ben şu anda cennette yaşıyorum aslında...

Gene sokağa atılmış bir ev kedisi... Perişan olmuş... Alışma sürecinde ürkütmemek için gözlerine damla ve krem tedavisi uygulamayacağım bu gece...

13

2 farklı sunumla patates yemeği...

12

İnsanın canının istediğini yiyebilmesi, dışarıda bir mekanda sohbet edip bir kahve içebilmesi, kendi ülkesini gezebilmesi falan, hele zorlanmadan kirasını ve de faturalarını  ödeyebilmesi, çamaşırlarını veya çoraplarını, veya eskiyen ayakkabılarını falan yenileyebilmesi, konser veya sinemaya gidebilmesi, kitap alabilmesi, sokak hayvanlarına mama alması, vesaire lüks olmaması gerekir değil mi? Bir insanın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için 6 saat çalışması yeterli biliyor musunuz? Bu ülkede spor yapmak bile lüks biliyor musunuz artık? Bir saat salon kiralamak bile almış başını gitmiş... Bugünkü menümüzde gene bulgur var. Bir kilo sebze kaç lira haberiniz var mı? Küçük boy bir lahana bile 100 lira... Ablam diyor ki lahana turşusu yapmadın mı bu yıl? 5 kiloluk sirkeler ateş pahası... 

11

İnsanın, insanların yüzüne bakabilecek kadar dürüst olması, arkadan iş çevirmemesi çok önemli. Ama insanlar çok samimiyetsiz!

Amerika'da çıkan yangın, dogmatik insanlara göre, Tanrı'nın Amerika'ya bir cezası olarak görülüyor. Bilim adamlarına göreyse iklim değişikliği. “İlahi intikam” kavramı, bilimsel yöntemlerle doğrulanabilir bir olgu değildir; doğal afetler; çevresel, iklimsel ve insan kaynaklı faktörlerle açıklanır.

8

Bana dünyanın en lüks restoranında yemek teklif etseniz de, kendi elimin lezzetinden asla vazgeçmem. Çünkü aşkla yapıyorum... Üzeri kurufasülyeli patatesli bulgur pilavı... Yanında zeytin, soğan ve kuru biber... 

5

Kediler pişmiş yumurta yemiyor, çiğ yumurtanın da ağızlarına yapıştığı için beyazını yemiyorlar, sadece sarısını yiyiyorlar. Beyazını yemek de bana düşüyor. Bu akşam yumurtanın beyazıyla soğanlı ve salçalı omlet yaptık, yanında da közlenmiş kuru biber ve yoğurt... 

1

Sobada kömür ateşinde haşladığımız kuru fasülyeyi, ocakta yağladık-salçaladık. Yanında da soğanın cücüğü...

Dünden kalan haşlanmış patateslerimizi küp küp doğrayıp soğan, salça ve yumurta ile kavurduk; zeytin ve peynir ile de sunumunu yaptık...

Türkiye'nin en büyük zenginliği kedilerle ve köpeklerle iç içe yaşamasıdır ama 2024 yılında bu zenginliği elimizden almaya çalıştılar. Sokakta insanlarla temas halinde yaşayan hayvanlar bir tehlike değil, sevginin kalıcılığı adına doğal bir mirastır ve biz o mirasa ne kadar çok sahip çıkabilirsek, o kadar medeni bir bir toplum oluruz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder