28 Haziran 2026 Pazar

Aralık 2024 facebook - İnstagran notlarım

 31 Aralık

Yılbaşı sofram; pirinç yerine bulgur, tavuk yerine patates. Yeter ki ağzımızın tadı bozulmasın... #christmas #yılbaşı #2025

30

#happynewyear2025♥️

29

Öğleye doğru kahvaltımsı bir şey, onun dışında tek öğün ve 1 çeşit yemek. Bu akşamki menümüzde bulgur aşı var. Yanında soğan cücüğü, sobada közlenmiş kuru biber, artı yoğurt, ve huzur, sağlık, ağız tadı var. Bugün de akşam oldu. Yarın nelere hamile bakalım!

Paris'te yaşasaydım her şey daha mı iyi olurdu acaba? Kendimi önceki yaşamımda Parisli gibi hissediyorum zaten... Sanki Doğu'ya egzotik bir yolculuğa çıkmış gibiyim....



2024 yılı kişisel sağlık problemlerimi(kaç defa bağışıklık sistemim zayıflayıp enfeksiyonel rahatsızlıklardan dolayı haftalarca yattım) bir tarafa bırakırsak, hayatımın en zalim yılı oldu. Küçücük çocukların öldürülmesi, yoksulluğun dibe vurması, özgürlük-eşitlik-adalet gibi demokrasi kavramlarının yok sayılması ve hiçbir şey olmamış gibi bunlara duyarsız bir sistematik varoluş..!

28

BİZİM SOSYAL MEDYA KISA VİDEOLARINI İZLEYEN YABANCILAR, BİZİMLE İLGİLİ NE DÜŞÜNÜYORDUR ACABA? 

Herkesin üzerine alınmaması için önce sözüm meclisten dışarı diyip, sonra konuya geçeyim. Ülkemdeki sosyal medya videolarına bakıyorum da, gerçekten osuruktan teyyare. Kimisi osuruyor, kimisi mıçıyor, kimisi insanın izlerken bile yerin dibine gireceği şebeklikler yapıyor ve insanlar da bunlara gerçekten espriymiş gibi gülüyorlar. Ve bu videoları çekenler de kocaman kocaman insanlar. 30 yaşında olan da var, 60 yaşında olan da. Sosyal medya kapatılsın deniyor. Önce komedyen dediğimiz yıldızlara bakın, onlar da benzer şekilde güldürüyorlar insanları. Bu duruma, toplumsal yapının internet kolaycılığıyla pörtlemesi diyebilir miyiz? Benim bildiğim espri anlayışı, güldürürken düşündüren bir mizahtır. Biz Nasrettin Hoca ve Temel Reis fıkraları, Keloğlan masalları, Kemal Sunal filmleri, Levent Kırca skeçleri, Leman dergisiyle(öncekiler Gırgır), Tipitip sakızlarıyla büyüdük. Yani düşündüren ve mesajı olan mizahtı bunlar. Dolayısıyla ben günümüz mizah anlayışına gülmek yerine çok sinir oluyorum ve de utanıyorum bile. Osuruğa gülenin, osuruk kadar aklı olmaz derler. Ama videolara bakıyorum da mesela neredeyse her kısa video çeken osuruk şakası yapıyor... Ammaaa... yabancı videolara bakıyorum da, gerçekten herkes bir yeteneğini sergiliyor, yapılan işlerin estetiksel ve mesajsal kaygısı var, bir öğretisi var vesaire ve de gerçekten basit değil, üstelik izlerken mahçup da olmuyorsun. Bizim videoları izleyen yabancılar bizimle ilgili ne düşünüyordur acaba? Yabancılarda da var bizimkilerinki gibi videolar ama bizimkilerinki kadar çok değil. Bizimkilerinkinin deli deli hareketlerini falan görmüyor musunuz gerçekten? Biz deli miyiz ki?

27

Doktor diyet listesi verdi, bakmadım bile. Zaten yemek listem dahil yaşam biçimim bile diyet yaşadığımız berbat koşullar yüzünden... Dün patates haşladım, yanına da bol limonlu ve sarımsaklı gelin turşusu yaptım...

Size de şöyle olur mu? Sevdiğiniz bir kimseyi kaybedince hayata küsersiniz. Aradan zaman geçse de hiç eğlenemez-gülemezsiniz, müzik bile dinleyemezsiniz ve hoşunuza giden hareketli bir şarkı çaldığı zaman bile gözyaşlarına boğulursunuz. Acınız hiç dinmez ve dinmeyecekmiş gibi gelir. Kedilerimden birini-Grey oğlumu-daha bebekti- bir trafik canavarına kurban verdikten sonra hala kendimi toparlayamadım. Bu yıl 3. kez bağışıklık sistemim çöktü ve tedavi sürecimin 6. günündeyim. O gün o kadar çok üzülmüştüm ki, hayatımda çok üzüldüğüm nadir anlardan biridir. O anki sol el hissizliğim-uyuşukluğum hala devam ediyor. Ve ben ne kadar duyarlı olursam olayım, ne kadar acı çekersem çekeyim, ne kadar üzülürsem üzüleyim toplumların sosyolojik evrimleri kısa sürede değişmeyeceği için, hele ki bir toplum sosyoekonomik olarak geriye doğru gidiyorsa, insanın iyiye doğru beklentileri tek kelimeyle umutsuz vakadır. Diğer kedilere bakmakla, yaşadığım sürece doğaya katkı sağlamakla mükellef olduğum için; elimden geldiğince yaşamaya çalışacağım. İnsanlar hak ettikleri yaşamı yaşarmış ama ben bozuk bir sistemi asla hak etmiyor ve reddediyorum. Dürüstlük ve vicdanlı olmak, beni istediği kadar mahvetse de temel ilkem olmaya devam edecek.

Beni asıl mahveden sokaktan ihtiyacı olan yavru kedileri alıp-büyütüp hayata karıştırdığım için vakanın çok olması ve insanların gözünde kedilerin ölmesinin hiç de önemli bir şey olmaması.

17

HOŞÇAKALIN!

Bugün 5 aylık falan olan sokaktan aldığım kedilerden bir tanesi arabanın çarpması sonucu öldü. Her kedi ölümünde bu sefer canım daha çok yandı diyorum ama bu sefer gerçekten çok yandı. Çünkü saliselerle kediyi kurtarabilirdim. Şöyle... Arkadaş geldi. Kapıyı açınca kedi dışarıya fırladı. Kedinin peşinden direkt gitseydim, onu kurtarabilirdim. Arkadaş elindeki şeyi şuraya mı buraya mı koyayım derken kedi karşı kaldırıma geçti, ve tekrar eve geri gelirken saniyeler içinde arabanın altında kaldı. Ne hız yapan şoförü suçluyorum, ne arkadaşın bana gelip olayın bu şekilde cereyan etmesine suç buluyorum. Kendim suçluyum. O anda hemen kedinin peşinden gidip kediyi almaya çalışmalıydım. En azından ben kediyi almaya çalışırken arabayı durdururdum. Evet olaylar böyle gelişmemeliydi, bu şekilde olmamalıydı, kabul edemiyorum. Hayatı en çok geriye almak istediğim anlardan biriydi. Saniye değil, saliselerle bile her şey değişik olabilirdi. Çünkü kedi tam kaldırıma çıkarken çarpılmış ve ben 1 saniye önce hareket etseymişim böyle olmayabilirdi.

Kendimi kaybettim olaydan sonra, kendimi yumrukladım, tokatladım, hatta ölmek istedim, zaten hayatta olmamın da bir önemi yok son dönemlerde. Çünkü hiçbir amacım kalmadı, hiçbir beklentim kalmadı hayattan. Bu insanlık alemine ait hissetmiyorum zaten kendimi. Sadece vicdanım hayatta. Kendime dair hiçbir şey yapmıyorum, bu saatten sonra da hiçbir şey yapmak istemiyorum artık. Hayat güzel, yaşamak güzel ama vicdansız ve sadece seyirci olan duyarsız insanlar arasında değil.

Bu mesele fiziksel bir mesele değil, bir kedi meselesinden çok öte. Zaten ölen de sadece bir kedi değil, katilde sadece arabayı kullanan değil. Bakınız o kedi sokakta yağmurlu bir günde eve aldığım da 1.5 aylık falandı. Çeşitli hastalıklar atlattı, tedavisini yaptım, besledim, büyüttüm ve o esnada bütün kedilerle olduğu gibi o kediyle de aramızda asla insanlarda bulamadığım ve bulacağıma inanmadığım bir sevgi bağı oluştu. O sevgi, öyle bir kediyi sevmek sevgisi değil. Saniye saniye, ilmik ilmik işlenmiş ve kocaman bir sevgi yumağına dönüşmüş karşılıklı bir sevgi. Sevgiden ayaklarınıza dolanan, kucağınızda güvende hisseden, çağırınca koşup gelen bir sevgi. Artık çağıramayacağım onu. İşte arabanın altında ezilip ölen o sevgi yumağıydı, içimden patır patı kopartılıp söküp alınan yüreğimdi. Keşke yüreğim kopartılsaydı da oğlum arabaya çapılmasaydı.

Sebep arıyorum neden diye? Olağan şeyler değil bunlar. İnsanlar dikkatli olabilirler, duyarlı olabilirler, karşısındakine saygısızlık yapmayabilirler. Çarpan kişinin benim parçalanmam karşısında sadece seyirci kalması, gelip de bir ne oldu diye sormaması bile, ne kadar bir pis dünyada yaşadığımızın göstergesi. Sokakta hiç kimse Halil ne oldu diye sormuyor. İğreniyor muyum böyle bir dünyadan, evet. Çünkü kediyi ezen sadece bir kişi değil, işte bahsettiğim bu zihniyet.

Son dönemlerde hissettiğim duygu şu. Artık yaşamanın hiçbir anlamı yok benim için, kalmadı çünkü. Hedefim yok, amacım yok, beklentim yok... Kendimi çırılçıplak bir beden olarak hissediyorum hiçbir şeyimin olmadığı. 2 tişört, 2 pantolonla şöyle başımı alıp dağlara çıksam diyorum. Ait olmadığım alemden kendimi fiziksel olarak da soyutlasam diyorum. Yoruldum, insanlar yordu beni. Çünkü ben onlar gibi olamam; boş veremem, duyarsız olamam. Hayat sadece sosyoekonomik olarak sahip olunan veya sahip olunacaklardan ibaret olmamalı. Ama ben insanlara bakıyorum ve sadece bunu görüyorum; sosyal ve ekonomik olarak varolma çabası.

Ben sadece kendimle sohbet ediyorum. Kimse de anlamak zorunda değil beni. Ayrı dünyaların insanlarıyız çünkü. Yaşadığım acıyı dostlarımla paylaşmam, burada yazmam falan acımı hiç hafifletmiyor. Çünkü dokunabildiğiniz, öpüp koklayabildiğiniz gerçek sevgiyle bir daha temas edemeyecek olmak kahrediyor insanı. Sürmeli gözlü Grey'imi hiçbir şey geri getiremeyeceğine göre, benim yaşadığım bu acılara seyirci kalan bir dünya ile de işim olamaz artık. Bu isyanlarım aslında kendimi bazı şeylere hazırlama süreci. Çünkü insanın hayatta kalmak için bir sebebinin olmaması, işleri kolaylaştırıyor. Halil zaten yok da, vicdanım da dayanabildiği kadar dayansın bakalım... 

Bir dönüm noktası olsun bu gün benim için; bu yıl zaten dönüm noktasıydı; hemen hemen herkesi çıkardım hayatımdan, mümkün olduğunca soyut yaşıyorum. İmkanlarım olsa, insanların olmayacağı bir yerde yaşamak isterdim. İnsansız daha iyi yaşayabilirim ben... Konuşuyorum konuşuyorum, yazıyorum yazıyorum ama oğluşumun ölü bedeni gözümün önünden gitmiyor, acım dinmiyor. Bu sefer hafiflemiyor işte.

Bir şeylere veda ediyorum bugün... Kendi kabuğuma çekiliyorum. Hoşçakalın... 

16

Bunlar baba oğul. Tabi baba oğul olduklarını bilmiyorlar. Fotokopi ile çekilmiş kadar benziyorlar birbirine. Ama birbirlerinden nefret ediyorlar. Adeta kanlı bıçaklı gibi şiddetli bir şekilde birbirine giriyorlar. Sebebi ise hiyerarşi kurma çabasi. Baba tahtını vermek istemiyor. Yüzü bize bakan baba Sülo, sırtı dönük olan ise oğul Bilo. Bu kavgaları yüzünden birgün ben sinirden kalpten gideceğim. Delirtiyorlar beni çünkü. Çünkü beni hiç tınlamıyorlar... 

15

Bir süre sonra sileceğim... Şarkı çok güzel diye bugün çektiğim fotoğrafı fon yaparak paylaştım.

Her şeye rağmen mutlu olmasını bilmemiz lazım hayat kısa ve 1 tane hayatımız olduğu için. Kahvaltımın zeytin, peynir ve ekmek olmasından şikayetçi değilim elbet. Benim için lüks bile. Çünkü motor aynı karbonhidrat ve proteinle çalışıyor. Şikayetim; emekliler 13 bin lira alırken, çünkü kira parası bile değil, yöneticilerin maaşı, emeklilerin maaşının niye 20 katı? Onlar daha mı çok kalori veya mesai harcıyorlar? Şikayetim onlardan da değil aslında, onları destekleyenlerden de; gerçekleri göremeyen, girmek istemeyen zihniyetten. Çünkü bireylerle uğraşarak hiçbir yere varılamaz. Sosyolojik evrimimizi tamamlamak için bir eğitim seferberliği şart. Sorsan herkes çok akıllıdır ama... Demokrasi şart, nüfus planlaması şart, dediğim gibi eğitim zaten şart, adalet-eşitlik-özgürluk şart, en önemlisi haksız kazanç sağlayan güçlerin cezalandırılması şart, hatta fabrikatör de olsa zengin olmanın da bir sınırı olmalı, o sınırı geçen millet için harcamalı parasını, tabi eğitime ve düzgün bir insan olunmak için ne gerekiyorsa ona... Herkese iyi Pazar'lar. 

14

Ben bir insandan gerçek anlamda soğuyunca bir daha ısınamıyorum. Çünkü o insan soğunmayacak insan olsa, zaten soğumam. Sonrasında da yanılmadığımı anlıyorum çirkin hareketlerini görünce. Nezakettir insanın ne mal olduğunu gösteren; eğer o yaksa, o insandan hayır gelmez. İnsanlar neden mi nezaketsiz olurlar; karakter meselesi! En kötüsü ne biliyor musunuz; bu insanların nezaketsiz olduklarının farkına olmamaları veya bilerek nezaketsiz olmaları!

12

#kurufasülye sobada...

11

Yapraklar sararır ve düşer, mevsim bahanesidir. Erken ya da geç olduğu tartışılmaz. Doğanın saati dakiktir şaşmaz. Ama insanoğlu her ölümü erken sayar, çünkü yaşanmamışlıklar, yarım kalmışlıklar gibi bahaneleri vardır. Oysa evrenin dokusunun birbirinden hiçbir üstünlüğü olmayan bencil birer noktasıyız sadece. Korkumuz ölümden değil belki de, en azından benim, yapmak istediklerim ve daha başlayamadıklarım, tamamlayamadıklarım... Okunmamış kitaplar, sayfalarında gezinemediğim dergilerim, yıpranmasın diye jelatinini bile açmadığım dijitalden dinlediğim albümlerim, kitaplaştırmadığım karaladıklarım, sergileyemediğim karelerim, çocukluğumdan uhde kaldığı için birkaç Nükhet Duru plağından başka çalmadığım pikabım, en önemlisi yetim bırakmak istemediği kediler... Çok sağlık problemi yaşadım bu yıl, kendimi izole etmeme rağmen; insanın en büyük çatışması sanırım belli bir yaştan sonraki beyniyle bedeninin uyumsuzluğu...Herkesin genetiksel mirası farklı, doktor daha kaç yaşındasın dese de. Ama güvensizliğim ve paranoya çevresel... İşte asıl yoran ve yıpratan beni bu... 

#melemen

9

Açıkçası kırgın, dolayısıyla yorgunum. İnsanlarla uğraşılmayacağını biliyorum ama zararlı olunmaya dur demeden yapamıyorum. Dün gene parktaki tuvaletlerin kapısını kırmaya çalışan gençlerle, tenis kortuna zarar veren çocuklar ve onlara sesini çıkarmayan, çocuklarınıza dur dediğim için bana saldırmaya kalkan anne babalarla, şikayette bulununca benim görevim değil diyen güvenlik görevlileriyle, kendilerine hiç zararı olmadığı halde mama verdiğim hayvanlara hoşt pist diyen insanlarla karşılaştım. İçimde verdim savaşımı gene. Çünkü insanlara durun yapmayın demekle bir yere varamayacağımı öğrendim...

Etrafımda hep güzellikler yakalamaya çalışıyorum, buna insanlar da dahil ama doğada bulduğum güzelliğe karşın, insanlarda hep çirkinlik... Sanki hep yıkmak, kırmak, bozmak için varlar...






7

Makinenin yanlışlıkla otomatik olarak çektiği bir poz Silmedim, çünkü çok beğendim...

6

Rönesans'ı yaşamamış dogmatik karanlık toplumlarda ben hiç kimsenin dostluğuna, arkadaşlığına inanmıyorum, güvenmiyorum. Çünkü insanların ilişkileri çıkar üzerine kurulu olduğu için, sana karşı iyi olması sadece seni kullandığı sürece ve dereyi geçene kadar. Eğer seni zerre derecede kullanaMAmaya başlarsa, geçmişte ona yaptığın iyilikleri-güzellikleri bir kalemde siler, hatta senin 1 numaralı düşmanın bile olur. Zaten böyle toplumlarda düşman, en yakınından çıkar. Çünkü tanımadığın insanlarla çıkar ilişkin olmadığı için, tanımadığın insanların radarında değilsindir. Benim insanlara karşı iyi niyetim, karakterimden ve vicdanımla alakalı. Yoksa basar geçerim, kimseye selam bile vermem. Çünkü ayrı dünyaların insanlarıyız. Çünkü herkesin yaşam biçimi ve hedefi ekonomik ve de dogmatik. Hiç etrafımda bilimsel ve sanatsal, gerçekçi insan göremiyorum... 

2

Doğa beni çok, çok şükür hiç sevgisiz bırakmadı beni; dolayısıyla ben de doğayı çok seviyorum... İnsanlar bana gülüyor doğanın bir parçası, gökkuşağının renklerinden olduğum icin; ben de doğasını kaybetmiş insanlara gülüp geçiyorum... 

Hayatım boyunca hiçbir zaman yata, kata, arabaya, kısaca maddi şeylere, hatta aşka bile yatırım yapmadım. Çocukluğumdan beri tek derdim okumak-öğrenmek ve sanattı. Çalışırken kazandığım asgari ücretli maaşımı da; dergilere, kitaplara ve müzik albümlerine yatırdım, şimdi de emekli maaşımı doğaya yatırıyor, sokak kedilerini kurtarma çalışmalarına harcıyorum; Yardıma ihtiyacı olan kedileri alıp, tedavisini yapıp, yavru kedileri büyütüp, sokağa adapte olmalarını sağlıyorum. Bir arkadaşım, "Sen de kendine göre bir meşgale bulmuşsun" dedi. Bazıları da yalnızlığı tercih eden insanların sevgiyi paylaşma mecrası olarak görüyor bu duyarlılığı. Oysa hiç alakası yok. Benim doğaya karşı vericiliğim, doğanın geleceğine vicdani bir yatırım. Benimki ne meşgale ne de bulamadığım sevgiyi onlarda aramak. Hele sevmesini bilmeyen ve de duyarsız olan insanların böyle düşünmesi ne manasız... Keşke piknik ve kahvehane kültüründen başka yapacak bir şeyi olmayan insanlar, kendilerini geliştirebilecek bir meşgale bulsalardı. 

1

1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜNE İSTİNADEN

Uzmanlara göre Türkiye'de son 12 yıl içersinde HIV virüsü 4 kat arttı. Artık HIV virüsünü yabancılardan kapmıyoruz, o kadar yaygın ki kendi insanımız birbirine bulaştırıyor. İşin en kötü tarafı bu insanlar HIV taşıcısı olduğunu bilmiyor ve ölüp gidiyorlar. Bu konuda farkındalık yaratılıp bu kişilere ulaşılmalı; hem onlar kurtarılmalı, hem de başkalarına bulaştırmaları önlenmeli O yüzden LÜTFEN hastanelere gidip yılda en azından birkaç kere HIV testi yaptırın. Duyarlı olmak için illaki başımıza gelmesi gerekmiyor. Çevremde HIV'li arkadaşlar var tedavi görerek yaşayıp giden ama tahlilini bile yaptırmayıp vaka AIDS'e dönüştükten sonra kurtarılmayan bir arkadaşım da oldu daha geçen ay hayatını kaybeden. "Hayatta sağlıktan daha önemli bir şey yok" sözü lafta kalmamalı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder