29
Bir ülkenin en büyük özelliği, yapılan bir yanlış karşısında uyarıda bulunduğun zaman, utanmak ve teşşekkür etmek yerine, sen ne karışıyorsun diye kendini haklı görmesi şeklinde ise, hatta iktidarı da aynı kafadansa; orada düzen, disiplin, kanun, kural; gücü olanın çıkarına göre işler, gücü yeten gücünün yetiğine güç yeterliliği yapar, doğrular yanlışlar gücü elinde bulunduran insanların o anki çıkarlarına göredir artık. Dolayısıyla da hak-hukuk, barış, huzur, saygı, utanma-arlanma, kısaca demokrasi diye bir şey olamaz artık! Mesela kadınlara şiddet uygulanır; haketti diye savunu yapılır. Eşcinseller öldürülür, o bir eşcinsel olduğu ve sapık görüldüğü için ölümü haketti gözüyle bakılır. Çevre dediğimiz hayvan bitki örtüsü zaten inanç üzerinden insanlar için yaratıldığı iddia edilerek fütursuzca ve acımasızca katledilir. Barış, eşitlik, özgürlük, demokrasi istiyorsan; terörist ilan edilebilir, hapse atılabilir, hatta hatta idam bile edilebilirsin. Bu dediklerimi tek bir ülkeye adapte etmeye çalışmayın; gelişememiş coğrafyaların bu şekildeki toplumsal yapısı kader gibi kanıksanmıştır artık! Hatta alkışlanır. Şiddet alkışlanır, tecavüzler görmmezden gelinir, doğa katledilir, yobazlık alır başını gider, insnalar açlık sınırının altındadır; yani olağan görülebilir bu tür oılumsuzluklar. İnsan psikolojisi böyle bir şeydir; zamanla alışır ve koşullanır. Zaten amaç kaderci bir toplum projesi olduğ için, yaşadığımız saçmalıklar da bunun neticesidir.
Bir toplum ne zaman gelişir biliyor musunuz; yanlışları korkmadan dile getirme cesaretine kavuştuğu zaman!
Eğer belediyeden cep telefonuyla Cuma mesajı almak istemiyorsak, bunu nasıl halledebiliriz? Bilen var mı?
Cumhuriyet kurulduktan ve Atatürk'ten sonraki süreçte beni en gururlandıran olay, GEZİ direnişidir!
Çocukluğumda başka bir Türkiye vardı; son 20 senede iyice muhafazakarlaştık! Yönetimin babadan oğula geçtiği bir dünya ile bu kadar samimiyetin Türkiye ile alakasının olmamaso gerekir. Muhafazakar oşup da demokratik olmuş bir toplum var mı bu dünyada? Gelirimiz açlık sınırının altında? Doğu kültürü bize ne verebilir ki? AMAÇ NE?
Yan komşumuz bahçesine mutfağında filizlenmiş 5-10 iri soğan dikti ve kediler girmesin diye önce tüm bahçeye zehir attı, ardından da bahçesine giren kedileri taş ile kovalıyor. Şimdi adamın kendi bahçesi, istediğini yapar diyebilir miyiz? Bir kere kedi soğanı ne yapsın? İkincisi, şu Ramazan'da hiç mi vicdanın yok da bahçeyi ilaçlayarak börtüyü böceği, bitki örtüsünü yok ediyorsun? Gerçi amaç börtü böcek, otlar falan değil; kediler. Daha önceki dönemlerde İki kedim zehirlenerek öldü. Tarım ilaçlarının yasaklandığı bir demokrasi istiyorum!
Hayatta kimseye muhtaç olmama şeklinde bir yaşam tarzını benimsedim. Muhtaç olmak ayıp olduğundan değil; cahil toplumlar vicdansz oluyor, vicdansız toplumlar da toplumsal varoluşlarını düşene vurarak gerçekleştiriyor. O yüzden kimseye minnet etmeyin!
30
Bazı insanlara mesafa koyulması veya herkesle aynı mesafede olunmaması, o insanların iyi veya kötü insan olmasıyla alakalı olmayabilir. Çünkü herkesin hayata bakış açısı, elektiriği, kişilik yapısı, karakteri, olaylara yaklaşımı, yetişme kültürü ve yansımaları, vesairesi seninle örtüşmeyebilir ve senin enejini tüketmeken, moralini bozmaktan başka hiçbir işe yaramayabilir. Böyle bir ilişkiyi, arkadaşlığı, dostuluğu devam ettirmenin bir anlamı olamaz. Bazılarıyla sadece o kişilerin ilgi alanları ne ise, o kadarlık sosyalleşebilirsini, hayatınızın geri kalan kısmında da yer alması ise zaten gereksizdir. Ama bazılarıyla da ortak noktaların olsa da, eğer her görüşme mutlaka bir olumsuzlukla neticeleniyorsa, hiç görüşmemek en iyisidir. Dediğim gibi sana kötü gelen, başkasına baldan tatlı gelebilir. Bu benzerlik ve uyum meselesidir. Olmuyorsa, sinirleri zorlamanın hiçbir manası yok. Karşılaşınca falan merhaba, merhaba ama nasılsa merhabalaşıyoruz, biribirimize de zararımız yok, bari arkadaş olalım veya biten arkadaşlığı devam erttirelim diye bir şey olmamalı. Çünkü dünyada milyarlarca insan var. Olmayan kişilerle zorlamak basitliktir. Bazı ortak tanıdıklar, bozulan ilişkileri falan düzeltmek için arabuluculuk yapmaya çalışırlar. Zaten, düzelecek olsa bozulmaz, düzelecekse de zamana bırakmak gerekir. Birileri istiyor diye arkadaş olunmaz veya devam ettirilemez ki. Bazı insanlar vardır, darılır barışır, darılır barışır... Onlar yapısı aynı olan, aynı kafadan insanlardır veya seviyorlardır kavgayı gürültüyü, hatta bu şekilde besleniyorlardır ama herkes öyle olmaz işte. Eğer bir insan bana, kişilik haklarıma hakaret ediyorsa, bunu direkt yapması şart değil, dolaylı olarak ima etmesi bile yeterlidir benim için, eğer birazcık da onurun varsa, sineye çekemezsin, çekemem ben. Bugün bana yanlış yapanın, aşağılayanın, dışlayanın, küçümseyenin; yarın düşüncesi değişmez ki. Hele ki belli bir yaşın üzerindeyse, oturmuş karakter, iyisiyle kötüsüyle zor zamanlarda gene pırtlayacaktır. İnsanlar harala gürele bir şekilde ilişkilerini, arkadaşlıklarını devam ettirebilirler ama herkes aynı hassasiyette olamaz, ben kaldıramam mesela. Sessizce bitiririm o insanlarla ilşikimi; dışarıda sosyalleşsem bile, aslında benim için içimde bitmiştir o kişi ve her zaman bir mesafe olacaktır. Hele yüzleşmeyi falan hiç sevmem. Neyi ispat edeceğiz ki? Bana ters geldikten sonra, bütün dünya senin tarafında olsa bile umrumda olmaz. Senin bakış açın, bilimsel ölçütler içersinde yanlış ve bana ters geliyorsa, ben hiçbir şeyi tartışmam. Ne gereği var canım! Hele kendini bir şey sanan, burnundan kıl aldırmayan kibirli, aşağılık kompleksli, hazımsız, kıskanç, görgüsüz, belden aşağı vurmayı seven, dedikoducu, yalancı, ifitracı, dogmatik, yobaz, fanatik, bilime inanmayan, hiç okumayan vesaire insanları hiç hazzetmem. Tercihim o yüzden yalnızlık!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder