13 Aralık 2021 Pazartesi

BU ÜLKEYİ "KARL MARX" GELSE GENE KURTARAMAZ ARTIK!

52 yaşındayım. Çocukluk dönemim olan Seksenler'in ilkyarısına kadar yokluğun ne demek olduğu hissediliyordu. Çünkü almak istediğin bir şeyi alamıyordun. Para yoktu. İdareten yaşanıyor gibi bir şeydi. Sonraki yıllarda çalıştık, ettik, karnımızı doyurduk ama adına yaşamak denir miydi bilmiyorum. Karnımız doyuyurup ihtiyaçlarımızı görüyorduk ama ucu ucuna, o da gene sıkarak ve de bir şeylerden fedakarlık ederek, gelişmiş toplumlardaki insanların yaşadığı gibi bir yaşamı asla yaşayamayarak. 

Biz daha toplum geneli olarak bırakın yurt dışı seyahatini, ülkemizi bile gezememiş insanlardan oluşuyoruz. Ancak memur kesiminin yazın tatilde yazlığa gitmesinden ibaret seyahat imkanımız. Bir de ünlülerin Bodrum gösterisidir seyahat. Sağlıklı bir şekilde beslenemiyoruz bile. Ekmek pahalanmasa bari diye dua ediyoruz. Eğer ev eşyası ve arabadan falan bahsediyorsanız, onlar da görgüsüzlük kaynaklı tolumsal bir varoluş şekli olduğu için, insanların bütün imkanlarını seferber ederek sahip oldukları bir şey. Hani ayranı yok içmeye... atasözümüz var ya, işte odur tam anlamıyla. 

Hayatım boyunca zamlar, dolar yükselmesi, ekonomik krizler yüzünden şöyle bir rahat yüzü görmedim. Yani şöyle sakin bir ekonomik ve siyasi sürecimiz olmadı. Neden? Çünkü eğitim düzeyi düşük bir toplumuz ve yöneticilerimizi de kendimize bezeyenlerden seçiyoruz. Ülkemizi kurtarmak için Karl Marx gelse, bu kimmiş diye seçmeyiz de gider Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'yı seçeriz başımıza. SAHİ, KARL MARX KİM?!! 

İnsanların çoğu padişahlık dönemi gibi yaşadığımızın farkında değil; öyle içselleştirmişler ki şu süreci, sanki normalmiş gibi geliyor. Artık rehaf düzeyde yaşadığımızın göstergesi akıllı cep telefonları sayılıyor. Cep telefonun varsa ekonomik anlamda şikayet etme hakkın olmuyor. Yoksa vatan haini ilan edilirsin, nankör sayılırsın. İktidarı eleştirince, telefonunu göster diyorlar. Ulan her teknolojinin bir ömrü var ve eski model bir şeyin üretimi yok. Bunu düşünemeyecek kadar mı akıl tutulması yaşıyırsunuz. 

Özgürlüğü getireceğiz diye diye, özgürlüğü, demokrasiyi sıfırladılar. Sonra yetmez dedirtip referandumda herkese tek elden yönetime evet dedirttiler. Ülke sıfırlandı artık. Merkez bankasının kasasında 5 kuruş bile kalmadı ki, eskiden dolar yükselmesine karşı piyasaya para verilerek dur denilirdi, şimdi o bile yapılamıyor artık. Freni patlamış araba gibi yokuş aşağı yuvarlanıp gidiyoruz. Bir kayaya çarpıp infilak edince, o zaman hiçbir şey kalmayacak zaten. Zaten öyle de olacak. Çünkü iyiye dair hiçbir şey yok ki. 

İktidar sıkışınca vatan, millet, din, doğal gaz bulduk gibi illizyonlarla gündemi dağıtır, dikkati başka noktaya çekerdi. Onların cebinde de bir şey kalmadı halkı uyutacak. Onlar da biliyorlar 2023'te olmayacaklarını. Bu fevrilikleri de ondan zaten. Battı balık, yan gider diyorlar. Yani bindik bir alamate, gidiyoruz kıyamete durumundayız.

***

Fenerbahçe'nin en büyük özelliği sadece erkeklerin değil, kadınların ve çocukların da desteklediği, sadece futbol değil, diğer branşlarda da seyircisi olan bir kulüp olması....

Evren bazılarını eşcinsel yaratarak onlara iltimas geçer. Hani sizin düşündüğünüz gibi eşcinsellik bir eksiliklik değil, artı bir durumdur!

Hayat pahalılığına şöyle çözüm buldum. Bazı ürünleri asla almayacağım. Süt, tuvalet kağıdı, et, makarna, vesaire. Çünkü her ürürnün bir ikamesi var. Mesela yoğurttan vazgeçmeyeceğim. Peynirden vazgeçemem. Ama tuvalet kağıdını 100 yol kullanmasam da olur. Zaten ölünceye kadar kıyafet almasam olur. Et de yemeyin! Hiç öyle ev eşyası veya mutfak eşyası falan yenilemem. Aslında gıda olarak 4 temel besin olan yağ, şeker, karbonhidrat ve proteini vücut en ucuz hangisinden temin ediyorsa, onları alalım yeter. Protein için kuru fasülye, karbonhidrat için üç günde bir ekmek tüketseniz yeter, yağı da çiçek yağı yiyin, şekeri zaten vücut her vücuda gireni şekere dönüştürdüğü için, çay dışında tatlı gibi şey almanıza gerek yok. Yağ, şeker, tuz, salça, kuru fasülye, ekmek gibi temel ihtiyaç maddeleriniz olsun yeter. Tarhananızı, bulgurunuzu da hazırlayın çuvalla sezonunda. Bakalım nereye kadar pahalandıracaklar. Alan olmayınca ellerinde patlayacak. Yolculuk da yapmayın benzin pahalanmaması için. Altın, dolar, vesaire de almayın. Evlenip çocuk yapmayın.

Ülkemizde siyasi eş kontenjanından hiçbir branş eğitimi ve tecrübesi, hatta konuyla ilgili bilgisi olmayan kişiler sırf ego tatmini için eline verilen metni okuyarak konferanslar verip alkışlanırken, bu ülkenin laik dönemi bilim insanları tanınmıyor bile. Elimizdeki gelişmiş cep telefonlarıyla ne gelişmiş bir ülke oluyoruz, ne de refah düzeyi yüksek bir toplum. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan çok geri bir zihniyetin hükmü altındayız şu anda ama zihinler öyle bolatılmış ki, artık bunu idrak edecek bile akıl kalmamış....

Gelişmiş hiçbir İslam toplumu görmedim; yanılıyor muyum? 1387 yıl önceki yasalarla nasıl gelişilebilir ki?

Bu ülkeyi bu hake getirenler sadece muhafazakar iktidarı destekleyenler değil, muhafazakar iktidara inanıp da yetmez ama evet diyerek tek elden yönetimi onaylayan laik kesimdir de. Sonra pişman oldular ama 20 senelik bir hayat kaybına sebep oldular. Artık yanlışlara dur diyebilecek ne bir ordu var, ne bir adalet var, ne de bir toplum var..; her şey tek elde. "O"rası ne derse, o oluyor.

Facebook notlarımdan...

İRAN'DAN KAÇAN İRANLILAR VE İRAN'A DÖNÜŞEN TÜRKİYE?

Sözüm meclisten dışarı belki de aptal olan bizizdir; bilime inanan, vatanını ölümü pahasına terketmeyecek derecede seven (gerçi yobazlara göre biz vatansever değil vatan hainiyiz ayrı mesele), laik, Artatürkçü, eşitlikçi, özgürlükçü... Geçtiğimiz senelerde İran'dan kaçarak ülkemizde 5 yıl mülteci olarak kalıp, son dönemlerde bunalıma girip intiharı bile düşünen arkadaşımız, şimdi bulunduğu ülkede yabancı bir isim alarak Noel baba kılığına girmiş sevgilisiyle dudak duduağa poz vererek Noel'i kutluyor. Biz ise zam kazığının üstüne oturarak Noel'i bile kutlayamıyoruz. Bakalım bu sene de Noel'i kutlayanlara baskınlar yapılacak mı?

Yaşadığımız trajik profillere bakarsanız, içinde yaşadığımız toplumu görürüz. Mesela yüzüne kezzap atıp gözünü kör eden adamla evlenip, sonra kocası olan o adam tarafından öldürülen şarkıcı Bergen. Bunun yeni versiyonu günümüzde yaşandı. 21 yaşındaki bir kız, yüzüne kezzap atan erkek arkadaşıyla evlenerek şikayetinden vazgeçmiş. Hadi erkek pişman oldu ve Bergen gibi olmayacak bu kadının sonu. Peki senin hayatını altüst eden bir erkekle evlenmeyi nasıl içine sindirebiliyorsun ki? Onur neydi pardon? Topluma bakıyorum iktidarı görüyorum, iktidara bakıyorum toplumu görüyorum; CELLADINA AŞIK nokta nokta!

Eğer sevdiğiniz kişi size bir tokat atıyorsa veya kötü bir söz söylüyorsa, o kişiyi affetmek bana göre onursuzluktur. NOKTA!

Ben sevdiğim kişiyi; bırakın kötü muameleyi, bırakın rencide etmesini, nezaketsiz tek bir davranışında bile silerim!

"Kocamdır, hem döver hem sever" anlayışındaki bir kadınlığa beter olsun demekten başka bir söz olabilir mi?

Kadın hakları savunucusu, bacak ve vulva bölgesinden vuruldu, davanın açılması aylar sürdü, sorumlular hala adalet önüne getirilmedi.  

BU KADINLAR APTAL MI DA EŞİTLİK İÇİN MÜCADELE VERİYORLAR?

Eşcinsel hakları için oyum, Kılıçdaroğlu'nun son açıklamasından sonra CHP'ye. CHP'nin oklarını eşitlik ve özgürlük için gökkuşağının renklerine boyamaya var mısınız?

Kılıçdaroğlu: Adil devlet, cinsel yönelim nedeniyle eşcinselleri dezavantajlı duruma düşürmeyecek şekilde hayata geçirilecek.

Eşcinsellerin özgürlüğü heteroseksüelleri de özgürleştirecektir. Çünkü homofobi-eşcinsel karşıtlığı döt korkusu, kendilerinin de eşcinsel zannedileceği korkusu olduğu için, eşcinselliğin normal olduğunun anlaşılması, erkekliğin üzerindeki ağır yükü kaldıracak, daha özgür bir erkeklik yaşatacaktır. Var mısınız daha özgür erkeklik yaşamaya?

Birilerinin beni eşcinsel diye aşağılaması, kendimi aşağılık hissetmeme sebep olmuyor. Çünkü insanın doğuştan getirdiği doğal bir özelliği niye aşağılık olsun ki; bunu idrak edemeyecek kadar aptal değilim çünkü. Ama eşcinsel karşıtları-düşmanları-homofobikler, eşcinsel karşıtlığının kanıtlanmış bir cahillik, bir aptallık, asıl insan aşağılamanın aşağılık bir durum olduğunun farkında değiller.

RADİKAL KAPANDIĞINDA DOLAR 3,63 LİRA'YMIŞ

Radikal gazetesi Türkiye'nin aydınlık yüzüydü. Yazılarımı Radikal Blog'ta da paylaşıyordum ve bir eşcinsel olarak en çok okunanlardan, eşcinsellikle ilgili yazıları manşetlere çıkan biriydim. Oradan çok kişiye ulaştı düşüncelerim, yazılarım, konulara bakış açılarım... İnsanları değiştirecek olan fikirlerdir. Oradaki yazılarımdan bana sanatçılar da dahil olmak üzere çok dönüşümler oldu. Şükran Moral'dan bile. Benim kocam da eşcinsel, ne yapacağımı bilmiyorum diyen kadınların dönüşü çok önemliyidi. Yazılarım bir çok yazara kaynakça oldu. Bazen karşıma çıkan yazıların kaynakçasında adımı görmek çok hoşuma gidiyor. O birkaç yıllık süreçte yazılarım 3 milyon kişi tarafındna okunmuştu. Radikal gazetesi 2016'nın Mart başında kapandı. 5 yılı geçmiş. Radikal'in kapanması, aslında demokrasinin bitişi giibydi benim için. Çünkü Erdoğan'ın istemediği gazeteydi Radikal. Radikal'deki yazarlara açılmış çok dava vardı çünkü. Başta Mine Kırıkkanat. Radikal kapandığında Dolar 3,63 liraymış. AKP ile birlikte ekonomi çöktü, özgürlük bitti.

Sevgililik kavramı, hetero kapitalizmin dayattığı ve bireylerin içselleştirdiği, mülkiyetçi olduğu için doğa dışı bir şey zaten. Olaya hangi açıdan baktığınız, hangi tarafta olduğunuz önemli olan; sistemin penceresinden mi, doğanın penceresinden mi; özgür müsünüz, tutucu musunuz?

Adamın binasının önünde yola yakın bağladığı köpek her geçen geçene havlıyor, en küçük bir tıkırtıya bile tepki gösteriyor, bu gece o köpeğin sahibi de pencereyi açmış arkamdan "Kedileri takmış peşine.." diye laf sokuyor. Oysa bıraktım belli noktalara mama bırakmayı. Sadece sokağı turluyorum, gördüğüm yerde aç kalmasınlar diye yolun kenarına azıcık mama bırakıyorum. Basit insanlar ki aşağılama cümleleri, geri zekalı ve yürü git oluyor. İnsanların IQ'sunu bilmeden hakaret etmek, sokaktan insan kovmak basitlikten başka bir şey olamaz. Sinirden stresten sağlığım bozulmaya başladı. Türkiye'de bu tür insanlar arasında yaşamak gerçekten çok zor.

Cahil insan palavraya inanır. Bizim asıl sorunumuz cehalet!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder