İfademde ve paylaştığım yazımda belirtmeyi unutmuşum. Polisler bu akşam beni döverken, bir tanesi testşslerimi-genital bölgemi sıkmaya çalışıyordu ve ben de ısrarla apış aramı kaçırıyordum ondan. Polislerin şiddetinde böyle bir uygulam mı oluyor hiç bilmiyorum. Zarar mı vermeye çalışıyordu, bir şeyi mi kontrol ediyordu anlayamadım!
Ben insanlardan en çok vicvdanımı amlamalarını isterdim. Bir kedi sesi, özellikle kediyavrusu sesi duyduğum zaman içimin nasıl parçalandığını görmeleirni isterdim. Benim gibi çok insan var. Mesela en yakından bildiğim Ayşegül hoca. Kkedileri için yaptıklarını, onlar için insanları nasıl karşılarına aldığını bir bilseydiniz keşke. Mesela Alanya'daki yeğenimin ölen yavrusu kedisi için ne kadar çok üzüldüğünü, kedilere verdiği emekleri bir görebilseydiniz... Hayvanları) için emek veren çok insan var ama sokaktaki hayvanlar için emek veren insan o kadar çok değil ki, kedi yavrularını sokaklara atabiliyorlar veya sokaktaki kedilerin açlığı falan hiç umurlarında olmadığı gibi, mahallesinde kedi istemeyen insanlar, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Keşke bilseydiniz bazı insanların-VİCDANLI insanların sokak hayvnlara bakmak için kendi koşullarını ne kadarzorladıklarını zora soktuklarını ve zorladıklarını? Dyorlar ki, diğer hayvansever arkadaşlara da diyorlarmış elbet, bırak şu sokak kedilerini yaa... Vicdan denilen şey bu kadar boş verilebiliyor mu gerçekten?
Sınav sonuçları açıklanmadı ama cevapları açıklandı. Verdiğim cevaplar elbette aklımda olduğu için sınuçlar da elbette belli. Fotoğraf Kültürü: 80, Fotoğraf Tarihi: 80, Görsel Estetik: 75, Temel Fotoğrafçılık: 55. Bütün derslerden geçer not almışım ama Temel Fotoğrafçılık'ta 4 soruda bildiğim cevapları yakın şıklardan dolayı yanlış işaretledim... Yani ortalamayı 5 üzerinden 2 tutturduktan sonra 33 bile geçer not olduğu için, 55 de elbette kötü bir not sayılmaz.
Sınav sonuçlarıysa resmi olarak 15 gün sonra açıklanacakmış. Çok komiksin gerçekten Aöf. Cevap kağıtlarını cihaza verip okutacaksın; 15 günlük bir iş mi bu?
Her şey unutuluyor da, yüreğimizde açılan yaralar çok derinden etkliyor. Dün geceden beri uyuyamıyorum. Çünkü insan bir yanlış yapar da, başına gelenleri hak ettim der. Ama böyle haksız muameleler, psikolojik olarak çökertiyor, insanın içine kapanmasına sebep oluyor. Uyuyup uyanmak istemiyorsun veya bir rüya olmasını istiyorsun yaşadıklarının ve böyle durumlarda hiçbir birimin yanın olmaması, yani durumunu anlatacağın ve sana destek sağlayabilecek bir mercinin olmaması, dolayısıyla derdini anlatamaman, içinde yara olarak daha da büyümesine sebep oluyor. Olaya hiç psilolojik olark bakmıyorlar bile. Hukuki başvurular ya havada kalıyor ya da daha suçlu bulunuyorsun. Düşünsenize güvenilmesi gerek devletin gücü sizi dövüyor, bir de seni yalancı çıkarmaya çalışıyor. Mesela o gün hayatınız normal akışında, veya bir şeyleri halletmeye çalışırken polis yolunuzu kesiyor ve pata küte. Olay bu kadar basit işte.
Daha önce de söylemiştim bunu. Hayatta iki tür insan var; Duyarlı insanlar, duyarsız insanlar. Bütün karakterler bunun üzerinden şekilleniyor. Yaşadığımız bütün olumsuzluklar işte bu yüzden var. İnsanların duyarsızlığı, kendi başlarına bir şey gelinceye kadar devam ediyor. Bana diyorlar ki niye LGBTİ'ler için uğraşıyorsun, sana ne ülkendeki yabacılardan ve sourunlarındna, boışver ya şu sokak kedilerini falan... Oysa ben biliyorum ki; haksızlıklar, yanlış davranışlar bir gün benim kaşıma da çıkacak. Olumsuzluklara tepki göstermek veya mağdur olanları anlamak için illaki kendi canımın mı yanması gerekiyor? Biliyorum ki bir gün bana da sıra gelecek, bana da haksızlık yapılacak, benim de yok yere canımı yakacaklar.... Ve haksızlığı kabul edemeyen bir yapın varsa, olumsuzluklarla karşılaşman kaçınılmaz oluyor zaten. Oysa herkes duyarlı olsa, insanlar size keyfi davranamaz. Bütün keyfi olumsuzlukların sebebi, insanların duyarsızlığı işte.
Biliyorum ki son yaşadığım olayın acısı da geçecek ama ne acı ki benzer olaylarla gene karşılaşacağı!
Biliyorum ki son yaşadığım olayın acısı da geçecek ama ne acı ki benzer olaylarla gene karşılaşacağı!
Ben hayatta beni öldürseler de, kimseye şiddet uygulamadım. Çünkü vicdanım benim ellerimi kelepçelemiş. Böyle olunca kendmi savunamıyorum elbet. Bütün başıma gelen olaylarda karşı tarafın eşinselliğimi anlayıp bunun üzeirnden güç yeterliliği yapmasıysa, insanın yaşam enerjisini bile tüketiyor çoğu zaman, çaresiz bırakıyor. Homofobi denilen şey öyle küçücük bir şey değil ki. Geri kalmış tıplumlarda yüzde yüze yakın. Hani homofobik olmadığını söyleyen azınlık kesim falan var ya, aslında çoğu içselleştirilmiş homofobik olan kişiler. Eşcinsel haklarını desteklediğini söyleyen bir kişinin, yanlış anlaşılmasın ben eşcinsel değilim demesi bile homofoik olduğunun göstergesidir ve bunun ne zaman, nasıl patlayacağı belli olmaz. Bu tür insnaların-destekçi olduğunu söyleyenlerin, bir olay cereyan ettiği zaman sessiz kaldıklarını çok iyi bilirim. Onları da boşverin, bir olay yaşadığım zaman eşcinsle arkadaşlarım bile hep tüymüştür. Hatta açık bir eşicnsel olduğum için, eşcinselliğimiz öğrenilecek diye, eşcinsel arkadaşım bile yoktur, olanlar da gizli gizli görüşürler benimle, sokağa çıkamazlar. Homofobinin boyutunu burdan ortaya çıkartabilirsiniz. Böyle bir nefret de mağduriyetinizin temeli ve de şiddetini arttıran bir etken olacaktır elbette.
Polis şiddetinden dolayı internetten konuyla alakalı kurum, dernek vesaire arıyorum. Türkiye'de yok böyle yerler. Varoalan birkaç yer de cevap vermiyor, açmıyor telefonu. Valilik de, hukuki olarak şikayette bulunduysan ve de CİMER üzerinden bize yazdıysan yeterli dedi. Az önce İçişleri Bakanlığı Kolluk Gözetim Komisyonu aramalarımı görmüş ve bana geri döndü.... ve oraya da şikayetimi yazılı olarak beyan ettim. Polislerle ilgili yapılacak şikayetlerin en yetkili noktası burasuymış. Polis şiddetiyle ilgili şikayetler, valilik gibi yerlere sağlıklı şekilde bu merciden gönderiliyormuş.
Polislerin uyguladığı şiddetle ilgili en yetkili şikayet mercii "İçişleri Bakanlığı Kolluk Gözetim Komisyonu" imiş. Polis şiddeti, valilik gibi ilgili birimlere sağlıklı bir şekilde bu noktadan iletiliyormuş. Böyle bir birimin varlığından habersizdim. İnternette konuyla ilgili araştırma yaparken buldum bu birimi. Dün gece yaşadığım polis şiddetini buraya internet sayfalarındaki mail üzerinden yazılı olarak yaptım. Orada açlışan yetkililer de telefonla çok yardımcı oldular.
Yaşadığım polisin uyguladığı şiddet olayını ailem, sosyal medyadan beni takip eden reel ve sanal arkadaşlar, mahallelim, herkes öğrendi. Eskiden ailem duyacak ve üzülürler diye korkardım. Bu saaten sonra böyle kaygılarım yok. Eğer insan haklı ve mağdursa, korkacak bir şeyi olmuyor. 52 sene boyunca bana bir şey vermeyen bu hayatın, bu saatten sonra bir şey vermeyeceğini bildiğim için, ölümden bile korkmuyorum artık. İnsanın onuruyla ölmesi kadar güzel bir şey olamaz. Hayatım boyunca hiç kimseye kötülük yapmadım. Bir kişi de çıkıp Halil bana şunu yaptı diyemez. Diyenler sadece iftira atıyor olabilir ancak. Ama hep iyiniyetliliğim yüzünden, hep vicdanım yüzünden şiddet başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa ve olumsuzluğa maruz kaldım, hep mağdurdum; hiç kimse benden veya benim yüzümden mağdur olmamıştır. O yüzden ne hayatımdan, ne yaşantımdan, ne başıma gelenlerden hiçbir şeyden utanmıyorum. İnsan haklarının olmadığı bir coğrafyada öyle tanrıya havale etmek gibi aptallıklarım da yok. Her mağduriyetimde hiçbir şey çıkmasa da, elimden geleni yapmadım dememek için, lehimde sonuçlanmasa da hukuki olarak her yolu deniyorum.
Hayattan sadece sadece 3-5 yıl daha istiyorum. Tamamlamak istediğim birkaç şey daha var. Çünkü bana daha fazla kötü davranması(L)na izin vermeyeceğim artık. İnsan ölümü isterse ve kendini buna hazırlarsa, ve de bir ideali kalmazsa, çok kolay olur bence. Ölüm hayattan vazgeçmek demektir. Benim yaşayacağım bir şey kalmadı zaten, yaşanacak da bir şey yok. Ben öyle "hayat acısıyla tatlısıyla var" düşüncesine inanmıyorum. Çünkü böyle bir bakış açısı benim bakış açıma ters. İyi olmak, vicdanlı olmak, faydacı olmak, zararsız olmak mümkün bir şey. Öteki türlüsünü ben kaldıramıyorum. Kötü olmak Everest Tepesi, Ağrı Dağı vesaire kadar bir gerçek, iyi olmaksa evrende bir nokta olmak olsa bile, ben böyle kötü bir gerçeğe karşıyım; benim bünyem bunu kabul etmiyor.
Son dönemlerde ne iş yapıyorsun sorusuyla çok sık karşılaşınca bu sorudan çok irrite olmaya başladım. 1. Çalışırım, çalışmam kimseyi ilgilendirmez, 2. Emekliyim. Emekliyim diyince de bu yaşta emekli mi olunur sorusuna gıcık oluyorum. 52 yaşındayım, ne zaman emekli olacağım? Zaten devlet denilen kurum 7 sene mi yemiş! İnsanların zihninde emekli denilince elinde baston, banklarda güneşlenen insan figürü var.
Yatağa düşmeden, kimseye muhtaç olmadna küt diye gitmek istiyorum!
2020 yılında da internet üzerinden 7 bin lira dolandırılmıştım. Üzerinden tam 19 ay geçmişti. Savcılığa yaptığım şikayetin akıbetini öğrenmek için Denizli Adliyesi'ni aradım, Onlar istanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na, onlar da Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na yönlendirdi. Davayı gören kişiyi öğrendim... Dava hala görüşülüyormuş. Benim üzerimden alış veriş yapılan mağaza Türkcell mağazası. Hala beni dolandıran kişiye ulaşılmaya çalışılıyormuş.
Beyni yıkanmış insanlardan anlayış, vicdan beklemeyin ve onlara asla taviz vermeyin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder