2 Kasım 2021 Salı

Akşam terapi seansı

 31 Ekim 2021 facebook notlarım

İktidarlar yamuklarını unutturmak ve de yeni seçimlerde oy için insanların ağzına bir parmak bal çalınca, iktidarların ne olduğunu biliriz de, kimin darısı çok ise onun tavuğu olan ikiyüzülerin-dün liberal olup bugün muhafazakar olanların yarın da demokrat olacakların kim olduğuna bir kez daha şahit oluruz. İktidara bakıyorum toplumu görüyorum topluma bakıyorum iktidarı görüyorum. İronik bir şekilde alkışlıyor esefle kınıyorum böyle olanları!

Müzikte klarnet sesini sevmiyorum...

Umuma açık yerlerde yemek yemenin normal karşılandığı, hatta toplu yemek merasimlerinin düzenlendiği bir sistemde temel ihtiyaç olan cinselliğin ev dışında yapılmasının suç sayılması, ne kadar geri olunduğunun bir göstergesidir. Sadece bu değil geri olunduğunun göstergesi. Adamlar kadın erkek ilişkisine mecbur bırakılmış, evlendirilmiş, çoluk çocuk sahibi yapılmış ama zoraki. Çünkü adamlar eşcinsel ilişkide buluyor mutluluğu. Çünkü eşcinseller. Adamlar kendilerine bile itiraf edemiyorlar hayatın gerçeği olan eşcinselliği. Sorsan eşcinsel değiller ama eşcinseller işte. Mutsuz kadınlar da yaratıyor eşcinselliğin ayıp sayılması. Çünkü cinsellik sadece kupkuru bir cisnellik değildir; arzu da gerektirir, aşk ve sevgi de barındırır v hetero bir kadına bunları eşcinsel erkek veremez, VEREZ! Cinsel özgürlük huzuru, barışı, özellikle özgürlüğü getirecektir. Çünkü insanların üzerinde bir yaptırım unsuru kalmaz ise, daha özgürce yaşayacaktır. Cinsellik ayıp derseniz, herkes kendini gerçekleştirip mutlu olamaz, namus gibi baskı unsurlarına sebep olur, ayıp düşüncesiyle pişmalıklara sebep olur, vesaire. Gelişmiş toplumlara bakarsanız cinsellik üzerinden yapılan ahlakçılık hapishanesinden kurtulmuş, ahlakı dürüt omakla özdeşleştirmiş toplumlardır. Bunu görememek için gerçekten aptal omak gerekir...

Eşcinsellik olmasaydı eğer, müzik bu kadar muhteşem olmaz, zirve yapmazdı. Dünyanın bütün starlarına bakarsanız, eşcinsellik duygusunu barındırırlar içlerinde. Eğer eşcişnsellik olmasaydı Michael Jackson, Michael Jackson; Madona, Madonna; George Michael, George Michael; Çaykovski, Çaykovski, Zeki Müren, Zeki Müren olmazdı. Bülent Ersoy öldüğü zaman yarın onun arkasından da konuşacaklar... Ülkemizdeki tüccar olmayan müzik yapımcılarına, müzik eleştirmenlerine, müzisyenlere, vesaireye bakarsanız da aynı duyguyla karşılaşırsınız...

Teknolojinin bu kadar ileri gittiği bir dünyada eşcinsel ve kadın haklarının bu kadar geri kalmasının sebebini eğitimin genele yayılamamasına bağlıyorum.

Gerçekten Miley Cyrus'ı bir başka seviyorum. Christina Aguilera'yı bir başka severdim, şimdi Miley Cyrus'ı. Dikkatli dinleyin derim onu. Dolu dolu bir şarkıcı. Şarkıcılığın hakkını layığıyla veriyor...

Dinlerken beni duvardan duvara çarpıp zevkten geberten bir şarkıcı Miley Cyrus!

Kasıtlı yapılan hareketler karşısınnda dilenen özürü çok saygısızca buluyorum. Kişinin maddi-manevi zararı hukuki çerçevede karşılanmalı. Özür budur. Yoksa karşındakine zarar ver, ver sonra da özür dile. Alışkanlık yapar bu kötü insanlarda. Mesela homofobinin özürü olmaz. Çünkü kırılan onur telafi edilemez. Batı'da homofobi nefret suçları kapsamındadır ve ağırlaştırılmış hapis cezasıyla cezalandırılır. Mesela şiddetin özürü olmaz. Direkt ağırlaştırılmış hapis cezası verilmelidir. Beden iyileşse bile ruh iyileşmiyor çünkü! Hele dayak yiyen kadınların gene aynı herifle beraber olması, ondan ayrılmaması isteniyor ya, ne onursuzca bir şey, mide bulandırıcı; insan şiddete maruz kaldığı kişiyle tekrar nasıl seks falan yapabilir ki?

Ben kadın olsaydım, yemin ediyorum bana şiddet uygulayan kocayı öldürürdüm. Çünkü biliyorum ki erkek egemen dünyanın kadın şiddetine dur diyeceği yok. Bir de diyorlar ki, doğanın kanunu; sitmişim sizin doğa kanunlarınızı; bir insanın ruhunu ve bedenini koruması da doğanın kanunudur. Öleceğime öldürürüm, hasar göreceğime hasar veririm! Eğer kadınlar erkeklerden daha çok cinayet işleyip erkek öldürseydi, gene doğanın kanunu diyecekler miydi? Linç ederlerdi o kadınları, cadı diye yakarlardı Ortaçağ'daki gibi!

Düğün videosu izliyorum. Düğün öncesi damat arakadaşlarıyla toplanmış içiyor, birbirlerine hiç komik olmayan salakça anılarını anlatıp yüksek sesle kaba saba gülüp eğleniyorlar. Kız tarafında ise geline romantik müzik eşiliğinde makyaj yapılıyor, kız arkadaşları falan var yanında. Sonra damat odaya girip sürpriz yapıyor. Kız itiraz ediyor düğün öncesi göremezsin beni; oysa defalarca görüşülmüş öncesinde. Erkek tarafı düğün gecesi öncesi zeybek falan çalışıyor. Tanrım damadın kulakları küpeli, arkadaşlarının da, sonra damat parmaklarını tükürükleyip kaşlarını yay gibi yapıyor. Sonra damadın arkadaşlarıdan biri gelin olup damada şaka yapıyorlar falan, damadın zoraki kahkahaları. Gerçekten gülmek bu mu; SAMİMİYETSİZ! Eskiden düğün öncesi sadece bi fotoğrafçıya gidilirdi, şimdi herkesin elinde bir telefon; şrak, şrak, şrak..! Yani gerdek gecesini de çekseler şaşmam! Nikahta kim daha yüksek sesle evet derse, marifet sayılıyor. Tabi insalardan sonra gelinin, erkeğin tapusu bendedir mahiyetinde ağzı kulaklarında evlilik cüzdanını havaya kaldırmasıysa, heteroseksistçe bi görgüsüzlükten başka bir şey olamaz. Bir de düğünü ne kadar lüks ve pahalı yaparsan, o kadar gurur duyulur. Normal hayatta arabesk dinlenir ama düğün gecesi aryalar, yapancı pop müzikler gırla gider. Son dönemlerde bir de düğün gecesi gelinin 3-5 kıyafet değiştirme modası başlamış. Bir de düğünlerde çalınan "salla" şarkısı ne kadar berbattır. Sezen Aksu sanırım o seviye için yapmış bu şarkıyı, alın tepinin demek için. Bir de erkekler dansöz gibi ama zeybekle absorne ediyorlar. Tabi bu düğün olayı koşullanılmış geleneksel olmazsa olmazlardan bir şey. Yoksa düğün bittikten sonr herkes gerçek rolüne dönüyor.

AKŞAM TERAPİ SEANSI..!

Ölüm sürekli aklımdadır ama çok anlam yüklemem ölüme. Ölürsün biter. Ölümden sonrasını düşünmem, çünkü bilmiyoruz. Şarlatanların hurafeleriyle kendimi kandıracak kadar da aptal değilim. ELİMDEN geldiğince hayatımı kendimce yaşamaya çalışırım, kendim için yaşamayı severim çünkü. ÖLÜM gerçeğini bilmeme rağmen ölmeycekmiş gibi zamanı boşa harcayanlara şaşmamak gerek aslında; herkes kendince yaşıyor olsa gerek; BEN kendimle başbaşa kalmayı, bu şekilde yaşamayı çok seviyorum. BAZIlarına göre bu yalnızlık sayılabilir ama bana göre kendimle kalabalık olmak veya kendi dünyamda özgürce dolu dolu yaşamak bunun adı. BİR de teknolojinin çok ilerlemesi, benim kendimle başbaşa olmamı daha dolu dolu hale getirdi. ESKİden imkansızlıktan dolayı isteklerimi gerçekleştiremiyordum. Müzik, sanat, kitap, dergi, gazete, vesaire. Benim için hayat bu demek çünkü. İNTERnet sayesinde isteklerime kavuştum. Hele SOSyal medyayı doğru kullanırsan falan, çok doyurucu. YOUtube sayesinde her sanatçıya ulaşabilmek, hayatımın en önemli şeyi. Eskiden hayaller kurardım yabancı şarkıcıların konserlerine gitmeyi falan; şimdi kaydedip Youtube'a yüklüyorlar. ARTIK plak, kaset, CD diye bir şey bile kalmadı. Ben üzülmüyorum buna. Ölümlü dünyada ulaşabiliyorsak, yeterli benim için. Dijital dünyaya uyum sağlamak bence daha pratik. YAŞADIĞIM bazı olumsuzluklara rağmen aslında son dönemlerim güzel geçiyor. Havalar da artık eskisi gibi soğuk olmuyor. DIŞARIda yağmurun olmasıyla ruhum da bütünleşiyor. Bunun dışında HAYATtan hiç beklentim yok. Evmiş, arabaymış, lüks yaşamakmış, bazı şeylere sahip olmakmış gibi zaafiyetlerimin olmaması benim için güzel bir karakter. BİR zaafiyetim var yalnız kurtulamadığım; hala insanlardan iyiliğe, güzelliğe dair beklentilerim, hatta onlardan zarar görmemek. BU konuda kendime çok kızıyorum; onlar değişecek olsalar öyle davranmazlar ki; kapasite gerçeğini gözardı etmemeyi öğrenemedim. Kendimi korumak için iyiniyetimden ve de saf olmaktan kurtulmak belki de yapısal bir şey olduğu için mümkün değil. Bu SAATten sonra da zaten bunun da bir anlamı olmayacak; çünkü insanın yaşla birlikte insanlarla iletişimi de azalıyor ve zamanla bitecek... Bu yazıyı yazarken "Miley Cyrus at Primavera Sound Festival 2019" ilaç gibi geldi.

1 Kasım 2021 facebook notlarım

Daha vakti geldi sayılmaz ama sobayı hafiften yakıp içerinin soğuğunu azıcık kırsak mı ne?

PopFolk'un en büyük temsilcilerinden Gülden Karaböcek, hatta en büyük temsilcisi Gülden Karaböcek'in söylediği bu türkünün düzenlemesinin üzerine 45 yıldır çıkılamaması ne tuhaf değil mi? Demek ki kadın yapacağını yapmış ve noktayı koymuş. Türkiye'nin en çok dinlediği ses belki de Gülden Karaböcek'tir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder