30 Ekim facebook notlarım
Hayatta varolan her şey bu dünyanın bir güzelliğidir. Eşcinsellik gibi cinsel yönelim, kadın gibi cinsiyet, zenci gibi ırk - renk, hayvan gibi tür vesaire ayrımcılık sebebi değil, bir lütuftur hayatımızı zenginleştiren, bize yaşam tecrübesi kazandıran. Çümkü her varoluşun bir katkısı vardır yaşama; buna - vaoluşlara ayrımcılık başlığı altında sırtını dönmek aptallıktan başka bir şey olamaz. Hayvanlarla iletişime geçerek, engelilere eksik gibi davranmayarak, farklı milliyetten insanlara aynı kardeşim gibi davranarak kendimi tamamlamaya çalıştım hep. Eğer farklılıklarla hiçbir mesafe koymadan irtibata geçebiliyorsam, bu yaşam tecrübesi sayesinde önyargılarımın olmamasındandır. İyi insan vardır kötü insan vardır ama şu ırktan veya milliyetten insanlar kötüdür, bu ırktan veya milliyetten insanlar iyidir, eşcinseller kötüdür heteroseksüleler iyidir diye bir şey yoktur.
İslamileşmekle demokrasi gelmez.
Zülfü Livaneli
Beni tarif edecek şey MERAKtır. Üstüme vazife olan olmayan her şeye meraklıyım. Merakla araştırmak. İnsnaların tek boyutlu gitmesi çok doğru gelmiyor bana. Eskiden herkes bir çok şeyle uğraşıyordu, uzmanlaşmayı 19 yüzyıl getirdi. "Ben sadece bunu anlarım" derseniz, onun dışındaki şeyleri anlayamayacağınız gibi, anladığınız şeyi de anlayamazsınız. Mesela sadece müzkten anlayan kişi, müzkten de anlayamaz. Dünya bütüncüldür, her şeyi birlikte kavrayacaksın. Mesela edebiyat... İnsanın bütün duygularını, hayatını kapsarsa öyle edebiyat oluyor. Ama sadece bir yönünü ele alırsanız, o zaman mesela bir kitaba pornografik dersiniz. O yüzden ben hayata bütüncül bakarım. İnsani olan hiçbir şey yabancı değildir. İnsana, insan olarak bakmak gerekir.
ZÜLFÜ LİVANELİ
KADINLARIN ERKEKÇİ OLMA DURUMU!
Belki/büyük ihtimal yanlış anlaşılıp kadın düşmanı zannedileceğim ama ben içinde kadın olan bir eşcinsel erkek, feminist ve kadın haklarına inanan/isteyen biriyim, kadın cinayetleri konusunda da çok hassasım, zaten dile getireceğim şey de bu yüzden/kadın cinayetleri ve şiddeti yüzünden canımın çok yanmasından. Üzülerek söylüyorum ki, istisnalar/STKlardaki/derneklerdeki/bilinçli olan kadınlar hariç, ÇOK ERKEKÇİLER. İster ikili ilişkilerde olsun, ister sosyal yşaamda hep erkeğin tarafındalar; parpısını yemelerine rağmen. Kadın kadının kurdudur derler ya, resmen öyle. Aynı şekilde homofobi konusunda da kadınlara güvenmiyorum. Çünkü erkek egemen bir toplumda kadınlar da erkeklik üzerinden varolmaya çalışıyorlar. Bunun için ikinci olmaya bile razılar; her ne hikmetse. Bunun sebebini kadınlara fırsat verilmemesi şeklinde açıklamak, çok da doğru gelmiyor bana. Eşitlik, özgürlük ve hak mücadelesi konusunda kadınların istekli olması gerekiyor. Görüyorum ki, kadınlar ancak son aşamada bir şey yapmaya çalışıyorlar ama geç kalıyorlar. Erkeğe bir şans daha vermek falan erkek egemen dünyanın bir dayatması olduğunu görememek için kör olmak gerek. Aslında bu konuda kör değil kadınlar, bile isteye ikinci şamsı veriyorlar erkeklere. Bunun adı çaresizlik falan değil, erkekçilik. İşte kaç çocukla ne yapayım, dul kalırsam ne yapayım falan diyorlar ya... O çocuklar sadece senin değil ki; erkek üzerine düşen sorumluluğu almıyorsa, devlet alsın. Dul olmakla hiç evlenmemiş olmak arasında ne fark var? İşte dul kalınca daha özgürsün hem. Her istediğini daha rahat yapabilirsin; çalışırsın, ayaklarının üzerinde dırabilirsin, koca dayağı yok, öldürülme korkusu yok. Elalem ne mi der; o el alem sensin; sen kendinden eminse n, elalem diye bir şey olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder