20
Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket, kapasitesiz dar görüşlü cahil insanlar tarafından yönetimektir. Ülke yöneticisi dinden, günahtan değil; eşitlikten, özgürlükten, demokrsiden, insan haklarından, bilimden, doğadan bahsetmelidir. O yüzden üniversite mezunu olmayanların oy verme hakkı kesinlikle olmamalıdır. Hatta her birey yazılı ve uygulamalı demokrasi sınavından geçirilmeli ve tam puan alamayanlar oy vermemeli. Bakın o zaman dolar 9 lira mı oluyor 1 lira mı oluyor, maaşlar kedi köpek mamasına bile yetmeyecek kadar mı oluyor yoksa dünya turuna çıkabilecek kadar mı oluyor. Ömrümüzü, hayatımızı yediniz be!
Çok merak ediyorum; bazı şarkılarda İstanbul'a neden Istanbul derler? Yani neden ilk harfini İ yerine I olarak söylerler?
21
Amacım elbette kimsenin maneviyatını rencide etmek değil, olamaz da ama insanı Tanrı yaratmadı; insan türü din ve Tanrı kavramını yarattı. İnsan olmasaydı, din ve Tanrı kavramları olmayacaktı. İnanç sistemi bilimsel gerçekliği hiçbir şekilde olmayan kültürel bir durum. Bunu düşünmek zor bir şey değil ama düşünmek isterseniz tabii. Ben bu tür kavramlara inanmadığım için reel hayatta hiçbir sıkıntıyla karşılaşmıyorum; çünkü aklıma takılan bir şey olmadığı için inanmamak beni hiçbir şekilde psikolojik olarak baskı altına almıyor. Benim inancım sadece vicdan, duyarlılık, dürüstlük, empati, hoşgörü, sevgi, barış gibi erdemli kavramlar...
Nasıl bir özgürlük anlayışı ki ülkesindeki baskıdan kaçıp geçici olarak bulunduğu ülkede türbe ziyaret edip kaderciliğe sığınıyor!
En büyük baskı kişinin kaderci anlayışı, en büyük hapishane ise ufkunu genişletemediği kafasının içidir!
"Tanrım beni bütün felaketlerden koru" demek, sömürgeci sisteme "en büyük güç sensin", "adım hıdır elimden gelen kölelik" demektir
iNSANLAR HAYATTAKİ EN ÖNEMLİ ŞEYİN ÖZGÜRLÜK OLDUĞUNU ANLADIKLARI ZAMAN, HER ŞEYE KAVUŞACAKALARDIR!
Gerçekten ben hayatını kim ne der diye düşünmeden içinden geldiği gibi yaşayan nadir insanlardan biriyim!
Yaptığım şey beni mutlu ediyorsa, dünya ile ilişiğimi keserim o an!
Hayatta hiç pişmanlığım yok; çünkü her şey bir tecrübeydi benim için!
Bazıları eşcinsel zannedilmemek için heteroseksüelliklerini hatırlatıyor; sizin homofobinizi yerim ben! Gizli eşcinseller sizi!
Bir eşcinsel bir eşcinseli şıp diye anlar. Çünkü eşcinseller, eşcinselliğin ne olduğunu çok iyi bilir. Bir gay elektriği vardır..!
Zeki Müren ve Bülent Ersoy'dan sonra en önemli gay sanatçıdır! Tek kusuru çok efendi olmasıydı!
2020'lerde plak ve albüm satışlarını patlatan, hayatta olmamasına rağmen albümleri en çok satan bir sanatçının eşcinsel olması, homofobik bir ülkede çok ironik değil mi sizce de?
Ailelere bakıyorum erkek çocuklarıyla gurur duyorlar aslan oğlum diye, maço olmaları falan bir güç-varoluş göstergesi onlar için; bense utanıyorum bunlardan! Eşitlikçi ve şiddetin olmadığı bir dünyadan daha güzel ne olabilir ki?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıp 20 yılına denk düşmek, sanırım en büyük şanssızlığım(ız)dı!
Evcil olmayı sevmemin sebebi, evimin bana ait olması. Mülkiyetten bahsetmiyorum, evdeki yaşantıma başkalarına sokmamak. Bazıları gibi ben misafir ağırlamam evde. Çünkü evde misafir demek, evdeki özgürlüğünün bitmesi demek, kendince yaşamını kısıtlamak demektir. Rahat olamamak, ev temizliği, ne yemek yapacağım derdi, kedilerinin huzuru, en önemlisi zamanının çalınıp hayat akışının aksaması vesaire. Misafirlik, yapacak hiçbir şeyi olmayan, boş, donanımsız insanların işi gibi geliyor bana. Bir araya gelince de, sadece dedikodu yapılıyor; sanat, spor konuşup ülkeyi falan kurtarmıyorlar yani. O yüzden evde yaşamayı sevmemin sebebi, yalnız yaşamaktan keyif aldığım ev yaşantıma kimseyi sokmamak...
22
BEST MODEL'DA AHLAKSIZLIK YOK AMA YARIŞMYA KARŞI HOMOFOBİK BİR POLİTİKA VAR!
Birkaç gündür gündemi Best Model yarışmasında, organizatörün yarışmacılara masaj teklifi, kabul etmeyince de dereceye girememeleri meşgul ediyor. Organizatör de "İcraat var mı, ben kime ne yapmışım, yaptırmışım?" diyerek kendini savunuyor.
Gerçekten konu burada-böyle bir yarışmada bu tür tekliflerin olup olmaması olmamalı. Çünkü bu tür durumlar hayatın her biriminde var. Olayı ahlaksızlık diye sadece bir modellik yarışmasına yıkmak hiç de samimi gelmediği gibi, homofobik bir hissiyat yaratıyor.
Çünkü aynı teklifleri erkeklerin kadınlara yapması çok da olağan dışı karşılanmıyor, çünkü erkeğin kadına teklifi her zaman erkekliğin doğasına, çapkınlığına veriliyor.
Gerçekten olayda erkek yarışmacıların masaj tekliflerini reddettikleri için dereceye girememeleri ve bu durumun hatta gerçek olması beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Dediğim gibi bu tür durumlar hayatın her biriminde olduğu gibi, yarışmacılar şöhreti derece yapamadıklarından dolayı yakalayamacakları için bari magazin programlarına katılıp homofobi üzerinden yakalayalım dercesine niye mahkemeye değil de magazin programlarına giderek erkek erkeğe teklifi ahlaksızlmış gibi gösteriyorlar, eşcinsellik üzerinden itibarsızlaştırma politikası izliyorlar.
Magazin programlarının da muhafazakar rüzgarları arkalarına aldıkları bir süreçte homofobi ve ahlakçılık prim yapacağı için, bu tür olayları gündeme taşıyorlar. 35 yıldır aklınız neredeydi demezler mi insana? Neymiş, eskiden kanıt yokmuş. İnsan rahatsız olduğu bir şey için illa ki kanıtla mı mahkemeye gider? Tecavüzün illa ki görsel belgesi veya şahiti mi olması gerekiyor? Aynı şekilde tacizin de... 35 yıldır aynı yarışma, 35 yıldır aynı dedikodular, 35 yıldır katılımlar... Evet, şöhret için bile bile lades, tutmayınca taciz!
Erkan Özerman 86 yaşındaymış. 86 yaşında bir adam 20'li yaşlardaki çocuklara cinsel anlamda ne tür bir zarar verebilir ki? Gücü yeter mi buna? Denildiği gibi masaj teklifi reddedilince yarışmacılar derece yapamazlar ama yarışmanın böyle olduğunu biliyorsanız da, niye katılıyorsunuz öyleyse? Hele bir yarışmacının, çok Türk filmi izlemiş olsa gerek, içeceğim şeye ilaç katacaklar düşüncesiyle yarışmada korkumdan su bile içemedim demesi, çok kezbanca veya çok samimiyetsizce geldi. Amaç ortada; Dereceye giremedik, elimizden geleni ardımıza koymayalım!
Yandaş bir kanalın magazincileri olaya çok taraflı ve de ahlakçı bir pencereden bakıyorlar ki, yarışmacıların anlattıkları karşısında şok geçiriyorlar(mış gibi yapıyorlar). Altı üstü bir masaj teklifi. Aslında şaşırdıkları masaj teklifi falan değil, erkeğin erkeğe teklifi. Aslında ona da şaşırmıyorlar, bile bile homofobi! Birinci olan çocuğun derece giremeyenlerin söylemlerine "Siz homofobik misiniz?" demesinin üzerinde hiç durulmadı mesela. Erkek erkeğe bir durum varsa, ahlaksızlık diyorlar direkt. Çünkü kanalın politikası böyle sanırım. Çünkü aynı yandaş kanalın, bir transseksüelle yapılan söyleşi programını yayından kaldırdığını da biliyoruz, kanal sahibinin homofobik olduğuna dair söylemlere de şahidiz.
Neticede ortada 35 yıldır bu yarışmada olanlara dair söylentilere rağmen kısa yoldan şöhret olmaya ve derece yapamayınca magazinle gündeme gelmeye çalışan yarışmacılar var, bundan beslenen bir magazin var, dolayısıyla görmezden gelinen HOMOFOBİ var...
Evet ben bu yarışmayı-Best Model'i destekliyorum. Çünkü bu yarışma sadece kadının değil, erkeğin de bir arzu nenesi olabileceğinin bir ifadesi. Eğer bu yarışma-Erkan Özerman olmasaydı, mayo giyip de podyumda yürüyen erkekler göremeyecektik. Bence bu yarışma, homofobiye karşı panzehir bir organizasyon olduğu için dedikodulara rağmen kesinlikle devam etmeli.
***
Nasıl kendimizle ilgili olumsuzlukları dile getirebiliyorsak, hayvan dostlarımız için de, hatta daha çok dile gelebilmeliyiz. Çünkü onlar konuşamıyor ve şikayetlerini ancak davranışlarıyla gösterebiliyorlar. Biz insanlar da onların bu davranışlarına tercüman olmalıyız. Eğer kediler mamaları yemiyorsa, iyileştirmeliyiz. Eğer veterinerlerin bir yanlışı varsa, dile gelmekten öte hukuki yollara bile başvurmalıyız. Çünkü onlar bir hayvan, boşverin demek insanlık dışıdır. Ben hayvanları canımdan bir parça gibi seviyorum, çünkü onlar da bütünün bir parçası, çünkü onların yaşam mücadelesi gücü biz insanlar kadar yüksek seviyede değil. Ve vicdan denilen şey, nasıl olsa hayvan diye tür ayırımı yapmaması gerekir. Sözüm meclisten dışarı ama içinde yaşadığım kültürde, istisnalar hariç, hayvanlarla ilgili birimleirn-kişilerin bile yeterli duyarlılığa sahip olmadıklarını bizzat biliyorum. Mesela veterinerler... Tamam sahibi olan hayvanlardan ücret alın ama sokak hayvanları için de elinizi taşın altına siz de koyun. Bütün veterinerler lütfen üzerlerine alınmasın. Hatta hayvan dostkarını, siz veterinerler olmadan ve de masraf etmeden hayvanlara nasıl yardımcı olacakları konusunda bilinçlendirin. Ben hiç veterinerlerin hayvan dostlarını hayvanların bakımı için bilgilendirecek seminerler düzenlediklerine falan şahit olmadım. Yani veteriner dediğin sadece ticari bir müessese olmamalı. Keza PetShoplar... Tamam para kazanın ama siz de biraz duyarlılk gösterin ve sokak hayvanları için mama yardımı konusunda biraz çaba sarfedin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder