Eşcinsellik sadece yatak odasına sığar mı? Evet eşcinsellik bir cinsel yönelim ve eşcinsellik diyince direkt hemcinsel ilişki aklımıza geliyor ve eşcinselliğin en belirleyici ögesi de elbette cinsellik ama... Zaten gizli kaldığı sürece heteroseksist toplumun homofobisi de, görünür eşcinselliğe kabardığı kadar kabarmıyor. Peki eşcinselleri sadece yatak odası tatmin eder mi? Tabi bu eşcinsellikten ne anladığımıza ve de içinde yaşadığımız kültüre bağlı. Eğer homofobik toplumda yaşıyorsak, en mühim olan şey yatak odası oladuğu için, ilk hedefimiz de onu gerçekleştirmek oluyor ve eşcinselliğin bu olduğuna, bununla yetineceğimize koşullanıyoruz. Zaten homofobik toplum daha fazlasına da, mesela görünür olup genel kültüre dahil olunmasına izin vermediği için, böyle bir beklenti-miz de olmuyor. Peki gerçekten eşcinsellere bu yetiyor mu, sadece yatak odası eşcinselleri tatmin ediyor mu, yoksa bir şeyler eksik mi kalıyor? Heteroseksüel olarak sosyalleşmek, cinsellik dışındaki eşcinsel hayatla ne kadar örtüşüyor, hatta hiç örtüşüyor mu? Tabi bu, yukarıda dediğim gibi eşcinsellik diyince ne anladığımıza, ve de nasıl bir kültürde yaşadığımızla alakalı. Eşcinsellik sadece cinsellik mi, eşcinselliğe normal mi bakıyoruz, yoksa yanlış doğduğumuza falan inanıp içselleştirilmiş bir homofobimiz var mı? Bu bağlamda ben, heteroseksüelim diye geçinen bir çoğunu eşcinsel olarak görüyorum biliyor musunuz? Çünkü, tamam, heteroseksist sistem gereği evlenilip, çocuk yapılmış falan ama, erkeklik ispat edildikten sonra, sanki üstü örtülü bir eşcinsel yaşam sürülüyor gibi. Ayrılınıyor, tek başına yaşanılıyor, belki değişik başlıklar altında-mesela fantezi-cinsel çeşitlilik gibi, hemcinse yöneliniyor, giyim-kuşam ve davranışlar sani toplumsal cinisyetin karşı tarafına denk düşüyor-bakımlılık-metroseksüelik gibi... Yani toplum baskısı yüzünden, sanki bir deneme gibi görünüyor bazılarının heteroseksüel yaşamı ve hani toplumda kibar erkek tanımlaması vardır ya bazı erkeklerin yaşamlarına işaret eden, işte bu belki de bizim su yüzüne çıkaramadığmız, belki barışamadığımız, yüzleşemediğimiz ve asla yüzleşemeyeceğimiz eşcinsel kimliğimiz olamaz mı? Tamam, belki de içselleştirilmiş heteroseksist yaşam yüzünden, belki de genetiksel olarak biseksüellik de vardır bilemeyeceğim, o bildiğimiz keskin heteroseküsel yaşamın dışında, varolan, toplumda kendini göstermesi gereken ve de bastırdığımız için pörtleyen bir eşcinsel yaşam kültür de vardır ne bileyim... Zaten bir kimlik var ise, bunun yaşam kültürü olarak da varolması, tamamlayıcılık adına kaçınılmazdır. Yani yatak odasından çıktıktan sonra heteroseksüel olarak sosyalleşmek hem insanın yapısına uymuyor, hem de zaten içinden geldiği gibi sosyalleşemediğin için, sosyalleşmi sayılmazsın. Zaten heteroseksüel kültürün içinde bir eşcinsel olduğun, en azından onlara benzemediğin fakediliyor. Tabi çeşitli bahanelerle kamufle ediliyor veya insanlar buna kibarlık gibi yumuşatılmış bir gerekçe sunuyor.
Bir erkek olarak kadınlarla yatmak istemeyip onlara hayran olmak, hatta feminist erkeklik-kadın haklarına duyarlılık falan ş(g)eyliktir. Evet çok iddialı bir cümle ama ben kendimi tanımlıyorum burda. Üzerine uymayanın alınmasına gerek yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder