10 Mayıs 2021 Pazartesi

9 Mayıs 2021 facebook notlarım

 Yanlış anlaşılmasın, kişilikleriyle hiç alakalı değil ama sinema oyuncusu olarak insnalar Özcan deniz ve Mahsun Kırmızıgül'de ne bulmuşlardır da star olmuşlardır anlayamadım. hatta herkesin oyunculuğunu yerlere göklere koyamadığı Kıvanç Tatlıtuğ ve Kenan İmirzalıoğlu, vesairede bile. Çünkü role bürünemiyorlar ki... Ses tonlaması her yerde aynı, oyunculuk  her yerde aynı... Mesela Kıvanç Tatlıtuğ hangi rolü oynarsa oynasın, hep Kıvanç Tatlıtuğ... Zerre hissettirmiyorlar bana... Sorun yönetmenlerl mi alakalı acaba diye düşünüyorum... Yoksa ben mi çok şey bekliyorum... Duyarsa üzülür belki ama, üstelik kendisini de çok severim, kadın oyunculardan Sogül Öden de çok başarılı gelmez bana... Sanırım ben tiyatro yapmış oyuncuların sinama veya dizi oyunculuğunu tercih ediyorum. Yani role tam anlamıyla bürünebilmeli ve içine doğaçlama bir şeyler de katabilmeli... Bir de oyunculuk akıcı olmalı, sular seller gibi şarıl şarıl akmalı. Oysa bir çok oyuncu tutuk oynuyor. Biliyor musunuz, ben komedi yapmış oyuncuların dramalarını daha çok seviyorum. mesela Binnur Kaya, komediden sonra bir psikoloğu ne kadar başarılı oynadı değil mi? belki de bu ıyuncunun yeteneğiyle alakalı.

Mesela Gökçe Bahadır'ı ne yapsa severim. Çünkü kızda hiçbir şey sırıtmıyor. Komedi yapıyor harika, dramada döktürüyor, şarkı söylüyor çok profesyonel...

Bir de şöyle bir şey var... Mesela gerçekten çok iyi şarkıcı falan olmayabiliyorlar. Ama sonra nedense ne oluyorsa insanlar ilgi göstermeye başlıyor, büyük seyircilere falan konser vermeye başlıyorlar ama şarkıcılık bambaşka bir şeydir, sırf şarkı söylmek değildir; hayatı melodik bir şekilde çok samimi ve inandırıcı bir şekilde anlatmaktır. Gerçek şarkıcılık tiyaral, müzikal bir şeydir. İşte o sonradan ilgi gören şarkıcıların şarkıcılıklarını hiç beğenmem, hatta hiç dinleyemem onları. İsim vermeye gerek yok. Popüler pop şarkıcılarından falan bahsetmiyorum. Onları da kendi kategorisinde çok severim. Benim anlatmak istediklerim, isim veremiyorum işte, sanki biraz marjinal olduğu için falan mı bilmiyorum, insanlar sırf konserine gittim demek için falan gidiyor... Sanki sirke gidiyorlarmış gibi... Bir de şunu söyleyeyim; gerçek şarkıcılar sadece sahne sanatçısı olmaz; albüm sanatçısı da olurlar. Konsere eğlenmeye gidebirsin ama albüm almak, yapılan işi takdir etmek, onaylamaktır bir anlamda benim için. O yüzden ben albümsüz sanatçıları, pek sanatçı olarak görmem. Onlar sadece birer eğlendiricidirler. Sakın ha, albümleri olup da, sahne performansı stüdyo kaydından iyi olan Nükhet Duru gibileri falan bu işe karıştırmayın; onlar birer tanrıça çünkü!

Neşe Alkan'ı da bir özel severim nedense; sanırım sesinden dolayı...

Perihan Savaş'ı kalıcı kılan şeylerden biri, mesleğine hiç ihanet etmemesi. Bir şekilde hep oyunculuk yaptı. Çocuk tiyatrosu ile başladığı serüvenini, sinema ile taçlandırdı ve dizi döneminde de kendine hep bir yer buldu...

DERS GİBİ UNUTULMAZ BİR ALTIN SET VE EDA ERDEM MUCİZESİ!

2017 yılında yarı final maçında ilk maçı 3-0 kazanan Eczacıbaşı, ikinci maçı 3-2 kaybetse bile finale çıkabilecekkken, Fener ikinci maçı 3-1 kazanıp, altın seti de 7-13'ten gelip 14-16 alarak finale çıkıyor ve Galatasaray'ı da 3 maçta 3-0'ar yenerek 2017 yılında şampiyon oluyor. Oysa ligi o yıl ilk iki sırada bitiren Vakıfbank ve Eczacıbaşı oluyor. Ama finali Vakıfbank'ı yarı finalde yenen GS ile Eczacı'yı yenen FB oynadı ve o yıl şampiyon olaiblecek olan Eczacıbaşı, Eda faktörü yüzünden şampiyonayı 4. bitirerek Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne bile gidemiyor...

Altın Setin son anlarındaki sayı grafiğine bakarsak, Fenerbahçe'nin neden Eda Erdem olduğunun bir kez daha göreceksiniz. 13-7'den sonra alınan bütün sayılar büyük oranda(5 sayı) Eda'ya ait ve diğer sayılarda da blok baskısıyla Eda'nın parmağı var. O öndeyken, karşı tarafa asla geçit vermediği gibi, bir smaçör gibi ona verilen pasları büyük bir yüzdeyle öldürebiliyor.

ALTIN SET 2017

ECZ     -      FB

13        -      7

                   8 Kim smaç

Bosko'ya     9 Eda Blok

Nesli'ye     10 Eda Blok

14 Bosko

                 11 Eda Orta'dan smaç

Bosko'ya   12 Eda Blok

                 13 Eda'nın çıktığı blok, Bosko'nun, Eda'ya takılmamak için out yapmasına sebep oluyor

Larson'a    14 Eda Blok

                 15 Eda'nın bloğuna takılıyor Larson, dönen topu Larson bu sefer Eda'nın bloğundan kaçırıyor, Larson'un topu tekrar Eda'nın bloğuna takılıyor, Bosko topu öldüremeyince, Kim bitiriyor işi.

                 16 Adams topu Eda'nın bloğundan kaçırıyor ve Kim maçı bitiriyor.

***

Annesi İrma ölünce, Sarı Melek'e Lilly bakmıştı. Lilly ölünce de onun kızı Lila'ya Sarı Melek baktı... Ve hala anne kız olarak çok mutlular ve hep öyle kalacaklar. Çünkü ikisi de sağlık problemleri sebebiyle kısırlaştırılmak zorunda kaldılar ve yavruları olmayacak. Çünkü evdeki kediler taşıyıcı bir rahatsızlığa yakalandıkları için, yeni doğan yavrulara da bulaştırıyorlar ve onlar da yaşamıyorlardı...

BEN DE BİR EBEVEYNİM, BENİM ANNELER GÜNÜM DE KUTLU OLSUN! BÜTÜN KEDİLER BENİM ÇOCUKLARIM ÇÜNKÜ!

Burası, sahibinin izin verdiği ama mahallelinin istemediği, mama kaplarını yok ettiği, sokak kedilerine mama verdiğimiz nokta. Bugün gene her zaman olduğu gibi mama vermeye giderken, nefret dolu bakışları üzerimde hissettim. Neymiş, sokak kedileri sıçıyormuş. Zavallı insancıklar... Metabolizmanın gerekliliklerinden, kendilerinin de aynı şeyi yapmalarına rağmen haberleri yok. Bunların makatlarını dikeceksin, o zaman ne dediklerini-ağızlarından çıkanları kulakları duyar sanırım. Sanki onların foseptiği başka bir gezegene atılıyor.

Bugün anneler günü ve Ramzan, dün Kandil mi demiştiniz; sanırım sadece kendilerine! 

Sokak kedileri bana, kendim dışındaki şeylerin de sorumluluğunu almam gerektiğini öğretti. Sokak hayvanlarını besleyen insanarın ruh halini anlayabilmek için, benzer şeyleri yapmak gerekiyor. Bir de sadece besleme sorumluğu yetmiyor. Gerçekten hayvanların hayatta sağlıklı bir şekilde kalabilmeleri de yardıma bağlı. Eğer bir kedi hastalanıyor, yaralanıyor ve doğum yapıyorsa, mutlaka bir insanın yardımına ihityaç duyuyor. Doğan yavruların hayatta kalma şansları, eğer insan gözetiminde olmazsa, çok düşük. Çoğu ölüyor. Gözleri iltihaplanıyor, annenin sütü yetersiz geliyor, bulaşıcı mevsim rahatsızlıklarına yakalanıyorlar...

Kedilerin bana öğrettiği en iyi şey ise ebeveynlik. Eğer bir çocuğum olsaydı, inanın kediler kadar ağır olmazdı sorumluluğu... En başta hayvanlara karşı, bir mecburiyet olmamasına rağmen bir sorumluluk aldığın için, bu insanı daha duyarlı ve vicdanlı hale getiriyor... Kısaca gerçek anlamda insan olmayı, ben kediler sayesinde öğrendim. O yüzden onlara bakabildiğim kadar bakacağım. En büyük sermaye, doğaya yapılan yatırımdır. Hayvanlar da doğanın bir parçası olduğu için, bundan daha doğal bir şey olamaz.

Toplum bana kendi türüme ebeveynlik yapmama izin vermedi. İyi ki de vermemiş. Bu sayede, hayvanlara karşı hiçbir mecburiyetim olmadığı halde, ebeveynlik yapma şansım doğdu çünkü.

Çocukları hayvanlar olan bütün ebeveynlerin anneler günü kutlu olsun. İnsanlar kendi türünün anneler gününü kutluyor zaten!

Anam öleli neredyse 5 yıl olacak. Artık gereksiz ajitasyon yapmıyorum. Anneler gününü bile kutlamıyorum artık.  Elbette unutmuyorum; ağzıma aldığım her lokmada, her gül gördüğümde bile aklıma geliyor, rüyalarıma giriyor ara ara..! Ve hala yarımım, aklıma geldiçe hüzünlendiğim anlar oluyor... ama gerçekçi ve samimi olmak gerekiyor akıl ve mantık çerçevesinde...

Yıldırım Bekçi'yi bilir misiniz? Eski TSM'cilerdendir. Ahmet Özhan gibi yakışıklı, parlakça bir sanatçıdır. Çok da efendidir göründüğü kadarıyla. TRT'nin 80'li, 90'lı yıllardaki popüler isimlerindendir. Özel hayatına dair hiçbir şey bilmiyordum. 59 doğumluymuş ve ilk evliliğini kendinde 30 yaş küçük öğrencisiyle 60 yaşında yapmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder