2 Mayıs 2021 Pazar

2 Mayıs 2021 facebook notlarım

 İnsanlar gerçekten, gerçekliğinin olmasının söz konusu bile olmadığı maneviyata çok manasız ve mantıksız anlamlar yükleyebiliyor. Vicdanın ve aklın varsa, dine ihtiyaç hissetmiyorsun. Ben de dinsizim ve maddiyatımın yarışı kedilere gidiyor. Üstelik onlardan toplumsal manada ne bir çıkarım ne de bir beklentim var; sadece vicdanım var!

KİM DEMİŞ TELEVİZYON ÖLDÜ DİYE; bilgisayar ve cep telefonlarından izledikleriniz ne oluyor?

Diyorlar ki, televizyon öldü. Bazıları da diyor ki, ben televizyon izlemiyorum, evimde televizyon bile yok. Ben televizyon izlemiyorum diyenlerinki sonradan görmeliğin getirdiği bir aşağılık kompleksi. Ne yani, televizyon izlemek kötü bir şey mi? Hayatta tek değişmeyen şey, değişimdir. Televizyon da ölmedi, format değiştirdi. Sizin bilgisayarlardan, cep telefonlarınızdan izlediğiniz ne oloyor peki? Hadi söyleyin; kıvırın ve bir ad verin buna. Televizyon kanalları Youtube'dan yayın yapmıyor mu, internet sayfalarından yayın yapmıyor mu? Televizyon dijitale geçerek sadece platform değiştirmedi; artık kontrol izleyicinin eline geçti; canın ne zaman isterse o zaman izliyor, işin çıkarsa durduruyor, sonrasında kaldığı yerden izlemeye devam ediyorsun. Gelişen teknoloji, bizi birilerinin eline mahkum etmekten kurtardı. Saatlerce ekran karşısına çivilenip kalmıyoruz artık. İşimiz çıkınca kaçırdığımız programlara üzülmek gibi bir derdimiz yok. Tabi programlar da çağa ayak uydurdu; teknolojiyle birlikte diziler modernleşti, müzik programları tamamen klip sektöüne dönüştü. İyi de oldu. TRT'nin yasaklarından kurtulduk, sevdiğimiz sanatçı ekrana çıkacak diye günlerce beklemiyoruz. Aslında internet, sosyal medya aracılığıyla sanatçılar arasındaki mesafeyi kaldırdı. Artık sanatçılarla birlikte canlı yayın yapar hale geldik. İnternetin, Youtube gibi sosyal medta mecralarının en güzel tarafı da, kayıplara karışan müzik, vesiare görsel veya işitsel belgenin gün yüzüne çıkıp, ilgisi olan kişilerin onlara ulaşmasını sağladı. Mesela çocukluğumuzda duyup da bir daha hiçbir yerde bulamadığımız şarkılar, bazı dizilerin bölümleri, bazı filmler... Kopyası olan her şey artık Youtube yükleniyor. yani hayatta bulamayacağımız her şey internette var artık.

Yıl 1984. Ama bizde radyo TRT 3'te Tülay İlter Sunar'ın Cumartesi günleri saat 13:00'da yayınlanan programı Müzik Bahçesinden'de haftanın plağı seçilmesi yanılmıyorsam 1985. Bu şarkıyı yıllar sonra Youtube'da bulabilmek, çölde su bulmak kadar değerliydi, mutluluk vericiydi benim için... 36 sene ne çabuk geçmiş...

Çocukluğumda severek dinlediğim radyo programları, en başta Tülay İlter Sunar'ın Müzik bahçesinden programı. Sonra Sebla Özveren'in hafta içi her gün 17: 15'de yayınlanan Sizler İçin programıydı. Yavuz Aydar ve Şebnem Savaşçı'nın Stüdyo FM'i, biraz daha rock ağırlıklı olduğu için ağır oludu ama Billboard listelerini yayınladıkları zaman çok mutlu olurdum. Onların programında Modern talking falan çalmazdı... Perşembe sabahları da Ali Kocatepe yabancı müzik programı yapardı ama programın adını unutmuşum...

Yıl 2015... Evet, 1 Mayıs kutlamalarına çok cesur katılımlarım olmuştur, inkar etmiyorum. Bu konuda mütvazi de olamam. Milyonda 1 olduğumun da çok farkındayım... Şimdilerde artık 1 Mayıs kutlamalarının, Eşcinsel Onur yürüyüşlerinin toplumsal ahlak ve salgın bahaneleriyle yasak olduğu siyasi bir sürece girmiş bulunmaktayız... 

Not: Fotoğraf montaj değildir, kimsenin de dudağına zorla yapışmadım!

AÇIK VE NET ŞEKİLDE UYGULAMAYA GEÇİRİLMEYEN HİÇBİR HAREKET, DEVRİM SAYILMAZ!

Ben, Denizli'de ilk eşcinsel toplantıları yapılmaya başlandığında, "Eşcinsel Onur Yürüyüşü yapalım, 1 Mayıs'a katılalım, AntiHomofobi haftasını kutlayalım" dediğimde, eşcinsel-trans çocuklarını homofobiden korumak için Avrupalara gönderip, "Eşcinsel, trans çocuklarımızın hayatını tehlikeye atamayız." diyerek bu etkinliklere karşı çıkan, homofobik sözde bir aktivist olmadım. 

Ben, "Grubumuzun adı herkesin anlayacağı şekilde Denizli Gay - Trans olsun." dediğim zaman, bazıları gibi "Bu çok açık bir isim, biraz kamuflaj bir isim olsun." diyip, toplantı haberlerindeki resimlerini kaldırtıp, öpüşmek için Paris'lere gitmedim. 

Ben, bazı öğrenciler gibi başka şehirlere okumak için gidince, hobi olsun diye aktivistlik yapmadım. 

Ben, içselleştirilmiş homofobim olmadığı, yani eşcinselliğimle tam anlamıyla barıştığım için, eşcinsellik konusunda bize dayatılan şablonların dışına çıkan farklı düşüncelere, bazıları gibi karşı çıkmadım. Onlara göre neymiş, erkek bedeninde kadınlık, kadın bedeninde erkeklik olmazmış. 

Ben, bazı dernekler gibi, pasta bölünmesin diye, başka şehirdeki dernekleşmelerin önüne set koymadım. Parayla veya para için hak mücadelesine girişmedim; bu bir insanlık görevi olduğu için yaptım.

Ben, bazı korkaklar gibi Onur Yürüyüşü yapmak için kimsenin beni tanımadığı kozmopilitlere gitmek yerine, her gün mahallemde ve sokağımda, bulunduğum şehirde açık bir eşcinsel olarak başım dik bir şekilde utanmadan gururla yürüdüm. 

Ben, bazı eşcinseller gibi ahlakçılığın kurbanı olmalarına rağmen, eşcinsel hak mücadelesine, "Burası Müslüman bir Türkiye" diye sokakta erkek erkeğe elele tutuşulmaz veya öpüşülmez diye bir düşünceye asla sahip olmadım. 

Beni açık ve dürüst bir eşcinsel olduğum için ötekileştiren, içinde bulunduğum gruptan şutlayan eşcinseller, transseksüeller şimdi neredeler acaba; ben, hala bulunduğum şehirde, doğduğum topraklarda açık bir eşcinsel olarak yaşamaya devam ediyor, sosyal hayata karışarak hak mücadelesinin en doğalını, doğrusunu ve güzelini yapmaya devam ediyorum. 

Evet, hala arkamdan "obne, top" diyorlar ama ne kadar "deniz yıldızı" kurtarabilirsem, benim için o kadar kardır. Yolumdan şaşmadım, şaşmayacağım da; dünya döndükçe ve ben yaşadıkça...

Fotoğraf: 1 Mayıs 2015 etkinliğinden...

Neymiş, Modern Talking basit müzik yapıyormuş; hadi ordan; hadi sen bul bu melodi dizilimlerini de görelim bakalım. Benim için Beatles bile halt etmiş Modern Talking'in yanında. Evet, oturup da öyle aman aman Beatles dinlemem!

Dinin gerçeklikten uzak, sadece insanların geçmiş dönmde çaresizlikten kendilerinin yarattığı kültürel bir şey olduğu ne zaman anlaşılacak acaba?

Birisi demiş ki, "Eşcinsellerin çocukları da mı eşcinsel mi oluyor?". Arkadaşlar komik olmayın. Eşcinseller heteroseksüellerden, yani kadınlardan hoşlanan erkekler ve erkeklerden hoşlanan kadınların birlikteliğinden doğduğu gibi, toplumsal baskı sonucu heteroseksüel evlilik yapan, yani karşı cinsten hoşlanmayan cinsel yönelimlerin çocukları da, doğadaki eşcinel-heterosesüel oranı ne ise, o doğrultuda heteroseksüel oluyor. Olaya bilimsel yaklaşamıyorsanız, mantıksal yaklaşın, bir şeyler okuyun öğrenin...

Heteroseksüellerin çocuklarının eşcinsel doğmasından kaygılanmasını anlayabiliyorum elbet. Benim de çocuğum olsaydı, heteroseksüel mi olacak acaba diye kaygılanırdım. Yani bir eşcinsel olarak elbette çocuğumun eşcinsel olmaısnı isterdim. Çünkü bana da heteroseksüellik değil, eşcinsellik mükemmel geliyor. Çünkü dünyaya bakıyorum ve eşcinsel ağırlıklı olmadığı için endişeleniyorum. Çünkü dünyanın başına ne gelirse, heteroseksizmden geliyor!

Kamuran Akkor, bu ülkedeki en etkileyici beş sesten biri bana göre...

Eşcinsellik, insanlık-canlı tarihi kadar eski; eşcinsellik yüzünden neslimiz tüknecek diye korkularınızı ve nefretinizi depreştirmeyin! Daha 1960'larda bile 3 milyar iken, 60 yolda 8 milyara dayandıysak, nüfusun azalmasından değil, gezegenimizin ömrünü tüketeceğiz diye fazla nüfustan korkmalıyız...

Heteroseksüellere kadın erkek romantizmi ne kadar hoş geliyorsa, bir eşcinsel olarak bana da iki erkeğin romantizmi çok hoş geliyor. Hemcinsel görüntüden rahatsız olan herkes homofobiktir ve tedaviliktir. Bu tedavilik durum, hemcinsel görüntüden rahatsız olan eşcinsel ve transseksüeller için de geçerlidir. Çünkü eşcinseller de ister yapılarından kaynaklanan kapasitesizlik dolayısıyla, ister toplumsal koşullanma nedeniyle homofobik olabiliyor.

Benim çocuğumun bırakın eşcinsel mi olduğunu, kız mı erkek mi olduğunu; eğer karaböcek gibi bir şey olsaydı gene çok severdim. Çünkü kedilerim bile çocuklarım gibi geliyor... Aşağıdaki bebek de ne kadar tatlı değil mi? Yoksa siz korktunuz mu? Böyle bir çocuğunuz olsaydı, herhalde bizim çocuk değil diye kabul etmezdiniz değil mi? Ayrımcısınız velhasıl. Ayrımcı olan herkese, Tanrı kalplerine göre çocuk versin ki, akılları başlarına gelsin!!! Arkamdan konuşan herkesin çocuğu da büyünce obne olsun. Arkamdan konuşanları takip ediyorum zaten; çocukları ne zaman eşcinsel ilişkiye başlayacak diye heyecanla bekliyorum!

Ne kadar pizzacı bir ülke, hatta dünya olduk. Siparişler pizza, evde yapılan yemek gene pizza, üst komşu Ramazan hayırı olarak evde kendi elleriyle yapmış getirmiş gene pizza. Bu arada diyet bozuldu bu günlük de olsa!

Yobaz ülkelerin kendi yanlışlarını örtbas etmek için kullandıkları ortak gerekçeli söylemi, her zaman dış güçlerin kendilerine kurduğu tuzak ve oyundur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder