92 yaşındaki bir kadını, 23 yaşındaki bir erkek önce tecavüz ediyor, sonra boğarak öldürüyor. Bunu yapan da komşusu. Benim yaşlı halam da benzer şekilde öldürülmüştü. Ben burada bireysel eleştiride bulunmayacağım. Çünkü olay bireysel olsa, bu katil hapse tıkılır ve kadınlar daha güvenlikli yaşamaya başlar. Sorun burada toplumun kadına bakış açısında. İşte çocuklar bu bakış açısıyla yetişiyor ve tecavüzcü oluyor, katil oluyor, acımasız oluyor, vicdansız oluyor, sorumsuz oluyor... Çocuklarınızı hangi ideolojiyle, hangi dünya görüşüyle, hangi ahlak anlaşıyışıyla, hangi akıl ve mantık çerçevesinde yetiştiriyorsunuz iyi düşünün derim. Çocuklarımız, kadınları ikinci sınıf bir canlı olarak öğrenerek büyüyorlar, onları erkeğin namusu olarak görüyorlar, onları erkekliğin hizmetçisi olarak görüyorlar, onlar için kadın sadece çocuk doğurur, erkeğin malıdır adeta. Hal böyle olunca erkekler, kadınlar üzerindeki her türlü hakkı kendilerinde görüyorlar. Kadına saygı diye bir şey yok. Dediğim gibi bu sadece bireysel bir vaka olsaydı, kadın cinayetleri artarak devam etmezdi. Bu sadece bir cinayet meselesi de değil, bir toplumun kültür yapısının bir profilidir. Nedir profilimiz; dindar, milliyetçi, ahlakçı; yani özgürlüklere ve farklılıklara karşıtlık; buna itiraz edebilir misiniz? Bakınız, yukarıda saydığım 3 unsur, kötü amaçlı kullanılıyor. Yoksa kimin neye inandığı, neyi savunduğu kimseyi ilgilendirmez. Siz, dindar birine eşcinselliği kabul ettirebilir misiniz, milliyetçi birine farklı milliyetlerin eşitliğini kabul ettirebilir misiniz, ahlakçı birine kadının cinsel özgürlüğünü kabul ettirebilir misiniz? KOSKOCA BİR HAYIR. İşte o koluna kelepçe takılan katil tek bir katil değil, bir toplumun yansıması. Yani suçu bir kişide arayarak çözüme kavuşamayız; toplumun kadına, insana, ahlak anlayışına, farklılıklara bakış açısını değiştirerek kavuşabiliriz ancak. Biz bu haberi okurken, daha kimbilir kaç kadın, kaç eşcinsel veya transseksüel saldırıya uğruyor veya öldürülüyordu. Bizim gördüğümüz, buz dağının sadece görünen ucu; basına yansımayan kimbilir kaç olay vardır bu şekilde. Ve basınımızın da bu bakış açısının bir uzantısı olduğunu unutmayalım. Katilin adı saklanıyor, yüzü saklanıyor ama tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınların boy boy fotoğrafları veriliyor. Sanki, bakınız haddinizi bilmezseniz, bu kadın gibi olursunuz denmek isteniyor... Ya da ölen öldüğünle kalır, kalan sağlar katil de olsa bizim denmek isteniyor!
MİLLİYETÇİLİĞİ, DİNİ VE AHLAKÇILIĞI NEDEN SEVMİYORUM?
Doğduğum coğrafyaya aşığım ama milliyetçiliğe karşıyım. Çünkü herkes sınırsız bir dünyada ve eşit koşullarda yaşama hakkına sahiptir.
Ahlakı seviyorum ama ahlak anlayışım cinsellik ve çıplaklık üzerine kurulu değil. Bana göre ahlaklı insan; dürüst, hak yemeyen, herkese ve her şeye saygılı olan, duyarlı olan, vicdanlı olan insan demektir.
Dine inanmıyorum. Çünkü benim erdemli bir insan olabilmek için bilimsel gerçekliği olmayan bir şeye, özellikle kötü amaçlı kullanıldığı için ihtiyacım yok. Ben günah sevap bilmem, ben hak ve hukuk bilirim. O da adil mahkemelerde halledilecek bir şeydir, öte dünyada değil!
Ben din gibi spiritüel, yani ruhani şeylere inanmıyorum. Çünkü gerçekçi bir insanım. Hissettiğim şeylere inanırım, gördüğüm şeylere inanırım ve hayata geçirilen şeylere inanırım. Yanlış anlaşılmasın ama dini ritüelller bana mantıklı gelmiyor; ben daha çok reel anlamda faydacılık taraftarıyım. Yani bir hayvanı sevmek ve karnını doyurmak, toplumun ötekisi konumundaki bir eşcinsel veya mültecinin yanında durmak, onlara yardım ederek mutluluk gözyaşlarına şahit olmak beni daha çok mutlu ediyor. Genel anlamda yapılan dini ritüeller bana hiçbir şey hissettirmiyor, beni manevi anlamda tatmin etmiyor. Yani ben inandığım şeylerin bu dünyada yansımasını görmek istiyorum. Kusura bakmayın ama şeytan taşlamak falan, benim akıl ve mantığıma hakaret gibi geliyor.
TRT eşcinsellerin yarışması diye Eurovision'a katılmıyor ama müzik programlarındaki vokaller eşcinsel,orkestra elemanları eşcinsel
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder