Kendi karısına namus, başka kadınlara ırıspı gözüyle bakan ve onlarla beraberliği marifet sanan erkeklerin kendileri, ırıspının alasıdır! Çünkü kimin ırıspılık yaptığı ortadadır. Sonra da o namus timsali kabul edilen kadınlar, kocalarının ırıspılıklarını görmezler, diğer kadınları suçlarlar. Bakınız, erkek istemedikten sonra kadın hiçbir şey yapamaz. "Dişi köpek kuyruk sallmadıkça..." sözü, erkek egemen toplumun erkekleri koruyan ahlakçılığından başka bir şey değildir. Mesela eşcinseller de suçlanıyor bu konuda. Karşı taraf istemedikçe, homofobik bir toplumda eşcinseller de karşı tarafı bu manada rahatsız edemez. Çünkü eşcinsellerin de sırtını dayayabileceği, güvenebileceği ve onları savunabilecek hiçbir merci yoktur. Mahkemeye düşsen bile, taciz ettin diye suçlu bulunursun. Oysa erkek egemen dünyada gerçekler bambaşka, her şey erkekliğin lehine işlemektedir ve bu da erkekliğe cesaret vermektedir.
Kadınlar şu konuda çok suçludur; kendilerini mağdur eden "erkekliği" hala inatla sevmekte, hatta yeri gelip savunmaktadır!
SPOR EMEK İSTER...
Yönetimlerin spor anlayışıyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. İçinde yaşadığım belediyenin spor kampanyasının, içinde spor aşkı olan vatandaşlara elbette çok faydası oldu ama ne yazık ki bunun gerçek anlamda spora hizmet değil de, mevkinin devamlılığı için bir cilalama olduğunu görüyoruz. Eğer öyle olmasaydı; 1. Tüm branşlara eşit yaklaşılırdı. Oysa Olimpiyatta her branşta mücadele edebilmenin tek yolu, her branşa eşit yaklaşmaktır; Olimpiyatlarda, futbolda kazanılan madalyanın değeri, badmintonda kazanılandan daha değerli değil ki. 2. Başlatılan işlerin devamlılığı yok. Mesela tenis kortları açıldı ama bir çok semtteki tenis kortu işlevselliğini yitirip, mahalledeki çocukların futbol sahası oldu. Eğer İncilipınar tenis kortunu tenis severler olarak korumaya çalışmasak, ayak tenisi gerekçesiyle futbol oynamaya devam edecekler, parka gelen ailelerin çocuklarının oyun alanı, köpeklerin gezdirildiği bir yer olacak. Tabiki de burada sorun olan şey en başta yetkililerden çok vatandaşların duyarsızlığı ve sorumsuzluğu. Ama bilinçsiz bir toplumda üst mercilerin kontrolü ve sorumluluğu şart. Dediğim gibi amaç spora hizmet değil de iktidarların tanıtım kampanyası olunca, sporu saha olarak falan devam ettirmek bir sorumluluk olmaktan çıkıyor. Oysa sporda başarının anahtarı istikrardır. İstikrar yoksa hiçbir şey olmaz. Şu anda saha olmayınca, spordaki istikrar nasıl sürdürülecek? Oysa semtlerdeki kortlar işlevselliğini yitirmeseydi, bizim korumaya çalıştığımız İncilipınar kortunda yığılmalar olmayacak, insanlar 1 saat tenis oynayabilmek için sabahtan akşama kadar kortta beklemeyecekti. Şimdi ben kime neyi anlatayım, kim dinleyecek beni? Oysa İncilipınar parkına iki tane basket sahası açacaklarına, iki tane tenis kortu açsalarmış, daha çok işe yararmış. Çünkü basket kortunun bir tanesi sürekli boş; tek kort yetiyor da artıyor bile. Tabi yönetimlerin spor anlayışı da cinsiyetçi olduğu için, pratikte de futbol ve basketbol anlayışı hakim. Nerede dünya arenasında kadınlarımızın temsil ettiği voleybol sahası, nerede badminton sahaları? Badminton sahası diye bir şey yok ki; okulların basketbol sahalarına, eğreti badminton sahaları çizerek badminton oynamaya çalışıyoruz. Sonra da diyoruz ki, Olimpiyat komitesi, Olimpiyatların ülkemizde düzenlenmesine niye izin vermiyor; hangi branşla yarışacaksınız ki Olimpiyatlarda; Güreş ve tekvandoyla mı, halterle mi? Artık onlarda bile başarılı değiliz. O yüzden ciddi manada Türkiye'de spordan bahsedemeyiz. Hele çocuklara ciddi manada spor eğitimi verilmiyorsa, o ülkeden uzun vadeli sporcu çıkmaz; ancak sürpriz bireysel başarılarla avunuruz veya başka ülkelerden sporcuları milliyetimize geçirerek başarılı oluruz. Bu da sporcu ruhuyla ne kadar örtüşür tartışılır. 80 milyonluk ülkede neden Grand Slamlarda tenisçimiz olmadığını hiç sorguladınız mı? Çünkü spor emek ister, hobi olmaktan çok öte bir şeydir spor. Spor en başta atletizmdir...
Bakıyorum da hayatta hiçbir başarısı ve vasfı olmayan insanları idolü gören milyonlarca insan var...
Bizim evde alkol, sigara, kola, vs. yoktur. Bugün de süt günü ve az sonra soya sütü almaya gideceğim...
BAKIN MECLİS'TE NELER KONUŞULUYORMUŞ?
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda siyasi temsilciler, hiç işleri güçleri kalmamış da benim eşcinselliğimi, erkek erkeğe evlenemeyeceğimi falan konuşmuş. Ne diyeyim ki ben size. Siz istediğiniz kararı alın, benim erkek erkeğe ilişkim için, sizin onayınıza da, nikahınıza da ihtiyacım yok ki. Kendi kendinize ahlakçılık yapıp oyalanıyorsunuz işte. Oysa ahlak olarak yolsuzlukları, hırsızlıkları tartışsaydınız... Ben de Mecliste daha ciddi konular tartışılıyor sanıyordum..!
Düşmanımı, samimiyetsizlerden daha çok severim; çünkü düşmanımın ne yapacağını bilirim ama samimiyetsizlerin değil!
Biliyor musunuz ben bir eşcinsel olarak homofobik heteroseksüellerden çok, eşcinsellerden zarar gördüm. Çünkü ben homofobiklerin ötekisi olduğum için aramızda hep bir mesafe ve sınır olduğu için, onlara bulaşmadığım ölçüde zarar görmedim. Ama açık bir eşcinsel olduğum için, eşcinsellerin daha bir ötekisi oldum ve daha çok zarar gördüm. Hep arkamdam kötülediler, hep aleyhime çalıştılar. Çünkü onların gizlilik ve ikiyüzlülük kitaplarına uymuyor, çıkarlarına ve varoluşlarına ters düşüyordum. O yüzden hiç eşcinsel arkadaşım olmadı benim. Hiç eşcinsellerle sosyalleşemedim. Paylaşımlarımdan da gördüğünüz üzere bütün hayatım heteroseksüellerle geçti... Hatta yanımdakileri eşcinsel zannedenler bile oldu ama hiçbiri de eşcinsel değil... Yanlış anlaşılmasın, ben bir eşcinsel olarak eşcinsellere mesafe koymuyor, hatta onları korumak için elimden ne geliyorsa yapıyorum, bütün mücadelem eşcnsel hakları adına oldu ama eşcinselleirmiz de homofobik ne yazık ki; yani eşcinsellikleriyle gurur duymuyorlar.
Bir muhafazakar siyasi diyor ki, erkek erkeğe evliliğe izin mi vereceğiz? İzin isteyen kim ayol? Nikah dediğin ne ki? Takarım yüzüğü, yatarım erkek erkeğe! Gezegende insanlar evlilik diye bir şey icat etmiş, doğada yok ki böyle bir şey. Benim kendimi gerçekleştirmek için bu yapaylığa ihtiyacım yok ki. Seviyorsam, resmi kaideler olmadan da sevdiğimin sosyal haklarını hiç kimseye bırakmam, kendim düşünürüm. Hak-hukuk önce vicdan işidir. Umarım anlatabilmişimdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder