Domatesi falan ortadan kesince Tanrı(Unutmayın ki, yaratıcının adı Türkçe'de TANRI'dır ve resmi dilimiz Türkçedir!)'nın Arapça adını arayanlar, karın yüce düşünür Karl Marx şeklinde yağmasına ne diyecekler acaba? Önümüzdeki Bahar, mülkiyetçiliğin kalmadığı, herkesin eşit ve özgür, demokratik yaşayacağı komünist bir sürece mi gireceğiz acaba? Hadi hayırlısı. Veleddalin amin!
Bir arkadaşım, aşkların en duygusalının askerde yaşandığını paylaşmış da, ben de fotoğrafı alıntılayarak kendi düşüncelerimi yazayım dedim. Evet askerde cinsellik yaşanıyor, yaşayanlar var. Eşcinsel arkadaşlarımın bir çocuğu askerliği boyunca yaşamışlar. Ama en önemlisi eşcinsel olsa da, olmasa da yaşamak isteyen o kadar çok kişi var ki; ben de askerlik yapmış biri olarak gerçekten böyle bir şey var diyorum. Ama ben o sistemle uğraşmamak için böyle bir şeye kesinlikle müsade etmedim. Çok asılanlar olmadı mı, oldu. Kimisi benimle nöbet tumak istiyordu, kimisi benimle banyoya girmek istiyordu, kimisi resmen açıkça söylüyordu. Kendimi korumak için zorlanmadım mı, zorlandım! Korkmadım mı, korktum. 20 yaşındayken, şu anki özgüvenim yoktu ki... Arkamdan tecavüz planları falan yapılmış, çünkü herkes az çok cinsel yönelimimi tahmin edebiliyordu konuşmalarımdan, davranışlarımdan falan; Yıllar sonra arkadaşlar söylüyor bunu bana. Aşık olmadım mı peki? OLDUM, PLATONİK. ÜÇ kişiye. Ama o da karşı tarafın haberi bile olmayıp, içimde saklı kaldı ve öyle de kalacak! Unutmadan şunu da söyleyeyim... Şimdilerde pembe teskere denilen, eşcinsellerin çürük raporu alma durumları bu kadar bilinen bir şey değildi. Dolayısıyla askerde bayağı gözle görünür eşcinsel oluyordu. Askerlik yaptığıma da hiç pişman olmadım. Çünkü ben heteroseksülelerden eksik biri değilim ki çürük raporu alayım. Şu anda olsa, gene askerlik yapardım. Çünkü hayatın bana sunduğu hiçbir şeyi, zor da olsa atlamak istemiyorum.
Sefirin Kızı'nın ilk sezonunu hiç kaçırmadan izledim ama 2. sezonda saçmalamaya başladılar. Diziyi uzatmak için akıl dışı senaryolar, yeni oyuncu katılımları... Şimdi de as oyuncular diziden ayrılmasına rağmen, yeni oyuncu takviye ederek diziyi uzatmaya çalışıyorlar. Amaç raiting ile para kazanmak olunca, işin tadı gerçekten kaçıyor. Yaprak Dökümü de 5 yıl sürdü ama orada senaryodan oyunculara A'dan Z'ye bir profesyonellik vardı. Şu anda star sayılan oyuncuların hepsi oradan çıkmıştı... Fahriye Evcen, Gökçe Bahadır, Neslihan Atagül, Deniz Çakır... Erkek oyuncuları saymıyorum bile... Tabi yapımcılar da haklı. Çünkü yeni sıfırdan bir diziyi tutturmak da eskisi gibi kolay değil artık. Raitingi azalsa da iyi kötü devam etmek istiyorlardır büyük ihtimal. Ama ben bir diziyi eskiden TRT'de olduğu gibi en fazla 13 bölüm severim. Hadi 2 sezon sürsün ve 26 bölüm olsun. Hiç işimiz gücümüz yok mu da bir diziyi yıllarca izleyelim?
Daha önce de bahsetmiştim. Facebook benim terapistim gibi. İçimi dökebiliyorum! Kendimle yüzleşebiliyorum, insanların beni en doğru şekilde tanımaları için özgürce bir şeyleri dile getirebiliyorum. Biliyorum, bazılarını bu kadar açık olmam rahatsız ediyor olabilir ama benim hayatta varoluş şeklim dürüstlük üzerine kurulu; İnsanlar benden nefret etse bile. Ama açık olmayı en çok, şeffaf olunca içimin rahat etmesinden dolayı seviyorum. İnsan açık ve dürüst olunca üzerinde hiç baskı olmuyor. Ve de tabiki de açık olunca çok özgür oluyorsun artık. Çünkü gerçek özgürlük insanın kendi içinde ve ellerindedir. Bazı şeyleri saklayarak, kendimi niye kelepçeleyeyim ki? Yani her şeyin ortada olunca insanlar sizin hiçbir şeyinizle baskı yapamıyor. O yüzden insanlara kendileri gibi olmalarını tavsiye ediyorum... İnsan açık, dürüst, kendisi olunca; hayatla ve kendisiyle barışık oluyor ve dolayısıyla daha huzurlu. Etrafınızdaki saldırganların, bir çoğunun kendisiyle problemi olduğunu unutmayın. Ben niye etrafıma saldırmıyorum; çünkü içim rahat, huzurluyum ve yaşamaktan keyif alıyorum...
Yatakta kahvaltıya hiç anlam veremedim. Çünkü yapım gereği uyanır uyanmaz aç olmak diye bir şey hatırlamıyorum. Yani bir hareket edip, vücudun devinmesi gerekmez mi acıkmak için? Yani 8'de kalktım diyelim, en erken 11'de acıkabilirim ancak. Eğer işim varsa, beynim acıkmayı savuşturduğu için ilk yemeği yemem akşamı bile bulabiliyor bazen! Vücut zaten o kadar süre dayanabiliyor; öğün gibi toplumsal ritüellere koşullanmayan bir beynin varsa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder