Hayatım boyunca hiç sevmediğim ve sevmeyeceğim ülkeler, gerekçeleriyle... Bu ülkeleri bütün dünya affetse, ben affetmem!
1. Rusya; Tarih boyunca Türkiye'yi karıştırmak için mücadele ettiği, Ermenileri Türkiye'ye karşı maşa olarak kullandığı ve Çerkes, kısaca Kafkas halkını katlettikleri için...
2. Sırbistan; Boşnakları katlettikleri için. Terzic denilen adamın falan Fenerbahçe kadın voleybol takımına antrenörlük yapmasından çok rahatsız oluyorum. Avrupa Şampiyonası'nda falan Türk Milli Takımı'na karşı tavrını ve de şampiyon olmak için yaptığı çirkeflikleri asla unutmayacağım.
3. Ermenistan; Bana göre Akrep bir maşa!
4. Yunanistan; Bu şımarık çocuğa yeter artık, büyü diyorum!
5. Bulgaristan; Şu anda sakin durduklarına bakmayın; Trakya'daki Türklere yaptıklarını nasıl unutabilirim.
5. Fransa; Kısaca Türk düşmanı.
6. İtalya; Kısaca Türk düşmanı.
7. Almanya; Milyonlarca Yahudiyi katlettiği ive Alman milletinin buna sessiz kaldığı için.
8. Çin; Uygur Türklerini katlettikleri ve katletmeye devam ettikleri için ve de hayvan mezalimliği için.
9. İran, Irak, Suriye, Arabistan..; Hepsi de Türkiye'ye karşı uyuyan birer yılan oldukları için. Ayrıca Irak ve İran'ın orada yaşayan Türklere yaptıklarından dolayı.
10. Kanada; Fok balıklarını sırf derileri için levyelerle bağırta bağırta öldürdükleri için.
11. Avustralya; Susuz kalacağız diye develeri katlettikleri için.
12. Hollanda; Boşnakları katlederken Sırplara yardım ettikleri için. Avrupa'da medeni bir ülke gözüyle bakmayın onlara; içlerinde bulgur kazanı kaynıyor onların!
O yüzden etnik kökenlerinde farklılık da olsa, bana göre bu kültürel bir zenginlik zaten, Türkiye'de yaşayan bütün vadandaşlarımıza diyeceğim o ki, birbirimizi sevelim, bizim izden başka dostumuz olamaz. Biz barış içinde yaşarsak, daha güçlü oluruz.
BEN DE BÖYLEYİM, YAPILACAK BİR ŞEY YOK!
Türkiye ne kadar kötü yönetilirse yönetilsin, asla ülkemi terketmem, asla ülkeme sırtımı dönmem. Biz bir şekilde hallederiz sorunumuzu ve yaşar gideriz. Çünkü dünyada hiçbir ülkeye güvenmiyorum. İnsan psikolojisinde şöyle bir şey vardır zaten. Her zaman gözden çıkarılan kendinden olmayandır. Başka ülkeler, ne kadar demokratik olurlarsa olsunlar, zorda kalınca ilk gözden çıkaracakları gene ben olacağım, yabancı olanlar olacaktır. O yüzden idam edilsem de, ülkemde idam edilirim, asla ülkemi terketmem. Bir gün dövüşürsek, ertesi gün barışırız. Bu ellere sığıntı olmaktan iyidir. Belki de ben yanılıyorumdur, ama benim psikolojim böyle, güvensizlik üzerine kurulu ne yazık ki; çünkü hayat öyle tecrübe ettirdi. O yüzden içinde yaşadığımız bu ülkeye, içinde yaşayan bazılarının düşman olmasını hazmedemiyorum. Benimki milliyetçilik falan değil, insanın evini sevmesinden daha doğal ne olablir ki? Varsa da bir problem, düzeltiriz...
Ben haksızlıklara karşı en fazla cazgırlaşırım ve daha öteye gidemem. Çünkü vicdanım elvermez. Yeri geliyor kendimi savunmak için kavgacı oluyorum ama fiziksel boyutta asla çatışmacı olamam. Çünkü hamurumda yok. Daha öteye geçemem. Öyle kan dökülmesi falan bana o kadar uzak şeyler ki. Sesli-sözlü kavgadan ötesi bana göre terör sınıfına giriyor. O yüzden kan dökenleirn falan özgürlük mücadelecisi olarak adlandırılması çok yanlış geliyor. Kan dökerek özgürlük ve barış mı olur; HADİ ORDAN!
Bana deselerdi ki, "Halil sana bugün söz hakkı veriyoruz ve sözlerin bütün Türkiye'de duyulacak, çok kısaca ne demek isterdin?".
En başta çok duygulanır ve çok heyecanlanırdım tabi. Ve derdim ki.., "Türkiye'de yaşayan bütün insanlarımız, etnik kökenlerimizde farklılık olsa da, biz yıllardır birlikte yaşıyoruz, farkında olmasak da aslında birbirimize o kadar alıştık ki, içimizdeki kavgalar kardeş kavgası gibi, onları da konuşarak ve sevgiyle halledebiliriz. İster miydiniz gerçekten Türkiye'de ne kadar etnisite varsa parçalara ayrılsın? Çok sıkıcı olmaz mıydı o zaman bu ülkede yaşamak? Çünkü farklılıklarımız, bizim en büyük kültürel zenginliğimiz. Bu ülkede yaşamaktan keyif alıyorsak, işte bu farklılıklarımızdan dolayı.
EĞER BİZ BARIŞ VE SEVGİ İÇİNDE YAŞARSAK, DÜNYANIN EN GÜÇLÜ ÜLKESİ OLURUZ VE BİZİ HİÇ KİMSE YIKAMAZ."
Facebook'unuzu nitelikli hale getirmenin yolu takip ettiğiniz sayfalar-ın paylaşımlarıdır.
Bir arkadaşım, Halil senin bu potansiyelde biri olmana rağmen ekonomik olarak sıkıntı yaşamanı anlayamıyorum demişti. Kendi tercihimdi. Ekonomiyi değil, özgürlüğü ve huzuru seçmiştim. Ekonomik olarak daha rahat yaşayacağım diye kişiliğimden ödün veremez, kendim olmaktan çıkamaz ve de mutsuz olamazdım. Herkesin psikolojisi farklı. Tamam ben de dirençliyimdir, dayanıklıyımdır, mücadeleciyimdir ama neye karşı mücadele ettiğim çok önemli benim için. Yani ben daha rahat yaşayacağım diye kendi doğrularım ve inandıklarımdan feragat edemez, bedel ödeyemezdim. Çünkü benim kaybetmek istemeyeceklerim, kazanacaklarımdan daha değerliydi. Ben, ben olmaktan çıktıktan sonra, kazanacaklarımın bana nasıl bir faydası olabilirdi ki? Dünyada yaşanılacak şeyler belli değil miydi; kalorinin cinsiyle, çaputun kalitesi miydi veya dört duvarın nasıl olduğu muydu beni kendimden vazgeçirtecek olan şeyler? Yaşadık gitti ve yolun yarısını geçtim. Öyle de yaşanıyor, böyle de yaşanıyor; önemli olan yaşadığın hayattan pişman olmamaktır. Benim hayatta önem verdiğim şeyler okumak, öğrenmek, sanat vesaire idi. Bunlar için de kendimden(vicdan, duyarlılık, insanlık gibi şeylerden) vazgeçecek kadar ödün vermem gerekmiyordu. İnsanlara bakıyorum da lüks ve rahatları için neler yapıyorlar. Ben gerçekten bunlar için ne şebek, ne yalaka, ne de vicdansız bir insan olabilirdim. Huzur içinde öleceğim için kendimden ve kararlarımdan memnunum... Çünkü çevreme bakıyorum da, rahatları ve lüksleri için insanların yapmadıkları şey yok. O kadar saygısızcalar ki birbirlerine karşı o ranttan bir parça pay alabilmek için. Yok yok, ben asla o hengamenin ve savaşın içine giremezdim. Çünkü benim psikolojim bu anlamda o kadar güçlü değil. Öyle bir sistemin içine dahil olsaydım, şimdiye kadar çoktan kendimi yer bitirirdim neden böyle yaptım diye. Ben azıcık aşım, önemli olan huzurum ve vicdanım diyenlerdenim...
BİR FALCI..!
Bundan 7-8 önce veya 6-7 sene önce bir falcı, bugünler hayatındaki en güzel günler, çok kötü günler yaşayacaksın demişti. Ne yaşayabilirdim ki kötü olarak? Evet, bazen olumsuzluklar hiç istenmedik ve beklenmedik şekilde çorap söküğü gibi ardarda gelebiliyormuş. Bu yıl onu gördüm. Dibe vurduğum anlar oldu ama psikolojimin bir alt kırmızı çizgisi vardı benim ve daha aşağıya düşemezdim. Bir de yaşamak istiyorsan, bir şekilde hallediyorsun veya razı geliyorsun hayata. Yaşadıklarımın neler olduğunu anlatmayacağım. Zaten bunun bir önemi yok. Bana fazla gelen, bazılarına çerez gibi gelebilir. Ama sonuçta kötü diyebileceğimiz olumsuzlukların, kişilerin kapasitelerinin üzerinde olmasıdır, ben de bunu yaşadım. Üstelik ben hep ayağını yorganına göre uzatan, yarınını ve geleceğini düşünerek hareket eden bir insan olmama rağmen ama olacakla öleceğin önüne geçilemiyormuş ne yazık ki. Zor zamanlarında insanların dostu olmaz diyorlar ya, aslında ne ekersen onu biçiyorsun. Eğer sen kendini çevrene doğru ifade edebildiysen, bir şekilde karşılığını da görüyorsun ve yeri geliyor, yapıp da denize attığın iyilikler bile geri dönebiliyor sana. Çünkü vefalı insanlar da var hala hayatta. Ama tırnağın varsa başını kaşıyı gösteren insanlar da olmadı değil. Yaa, insan insandır, insan olmayan olmayandır. Bunun akraba olması veya akraba olmamasıyla alakası yok. Hiç beklemediğin insanlar sana elini uzatabiliyor ama "benim işte dağ gibi şu tanıdığım-yakınım var" dediğin insanlara ulaşamıyorsun bile. Yaşam, insana hayatı öğreten bir süreç ve bunu deneyimlemek de olgunlaşmak-büyümek adına bir şans bana göre.
İnsan ne istiyor biliyor musunuz; olgunlaşınca geçmişteki hayatını şu anki kafayla yeniden yaşamayı; ne de güzel olurdu!
Kedilerim hep benim seçtiğim şarkıları dinlemek zorunda kalıyor; biliyorum belki onlara gürültü geliyordur ama alıştılar sanırım!
Öyle bir Sezen Aksu bombardımına tutulmuştuk ki zamanında, biraz uzaklaşmıştım bu durumdan. Şimdi Sezen Aksu'nun dingin döneminde, geçmişe dönerek çok daha huzur içinde dinliyorum yaptıklarını. İyi ki de yapmış...
Haydi Gel Benim Ol/Sezen Aksu. Yıl 1984. Lise 2 okuyorum. Muratdede mahallesinde yaşıyorum. Dinlediğim Kıbrıs bayrak Radyo'sunda listelerde yer alıyor bu şarkı. Çünkü o dönemler şarkılar TRT'de yarıştırılmıyordu ve 45'lik plak listemiz diye bir şey yoktu, 45'lik devri bittiği için.
İnsanın ölmek için bir gerekçesinin olması, ölümü daha kabul edilir kılabiliyor, mesela hastalık gibi. Nasip, kısmet diyelim!
Neredeyse dünyanın bütün seslerini dinlemişimdir. Sadece sesin gücünden bahsetmiyorum, tadından da bahsediyorum. Neşe Karaböcek'in sesi gibi bir ses ile katiyyen karşılaşmadım. Bana göre dünyanın 1 numaralı sesi Neşe karaböcek'tir... Ve yorumlayamayacağı hiçbir tür ve tarz yoktur. Sesi o kadar kıvrımlı, nağmeli ki...
Fenerbahçe, Vakıfbank'a yenildi. Böyle olacağı elbette belliydi. 1. Orta oyuncu olarak güçlü olarak sadece Eda var. Dolayısıyla bloklarda yetersiz kalıyoruz. 2. Mihajlovic sakat ve zaten oyundan çıkarıldı sakatlığı nüksettiği için. 3. Vargas'ın bir istikrarı yok. 4. Busa da açık adres olduğu için bloklanıyor veya hataya zorlanıyor. Oysa Vakıf'ın ortaları Zehra ve Kübra ile çok güçlü. Dört numara smaçörleri Gabi, Hackley, Meliha. Pasör çaprazları İsabelle Haak, Gözde. Pasörler Maja ve Cansu. Daha ne olsun. Yani Eda ve Naz ile ancak bu kadar olur bu işler... Bence çok iyi bile direndi FB. Hatta ilk setin sonlarına doğru öne bile geçtiler. Ve eizle ezile yenilmediler, Vakıf'ı panikleterek, Guidetti'yi korkutarak yenildiler... Acilen oyuncu takviyesi gerekiyor Fener'e...
Vakıf'ın sadece orta oyuncularından 23 sayı gelmiş. Bizde sadece Eda'nın 10 sayısı var, Dicle'nin de 2 sayısı. Vakıf'ın pasör çaprazı 22 sayı üretmiş, bizimki 13. Dört numara'dan Vakıf 13 sayı, Fener 14. Burada işin kötüye gitmesinin asıl sebebi, Mihajlovic'in sakatlanıp oyundan çıkması oldu. Mihajlovic olsaydı ve normal zamanlardaki gibi15 sayı üretseydi, sonuç daha farklı olabilirdi...
Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu bütün dünyanın kabul ettiğini, Ermenistan'ın Karabağ'dan derhal çekilmesine dair Birleşmiş Milletler kararı olmasına rağmen çekilmediğini ve buna rağmen silahsız masum halka saldırarak onları öldürdüğünü, asla barış istemediğini, Azebaycan'daki sivil halkı katletmeye devam etmek istediğini biliyor muydunuz? Kana susamış bu caniler. Ama başlarını yiyecekler bir gün bu pislikler!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder