9 Eylül 2020 Çarşamba

6-7 Eylül facebook 2020 notlarım

6 Eylül

Karşılıklı bir aşk yoktu zaten. Sadece ben onu seviyordum. Ne kendimi daha fazla kandırdım, ne de daha fazla acı çekmek istedim. Bitirdim, aşkımı kalbime gömdüm. 1 Eylül 2019'dan, 1 yıl önce yaptığımız kahvaltımızdan. Özlemiyor muyum; yarım kalan her şey, hele tamamlanması mümkün olmayan her şey özlenir. Belki de en güzeli ve doğrusu da budur, özlemektir, hasretle hatırlamaktır. Bir kaç ay önce karşılaşmıştık ve görmezlikten gelmiştim. Şimdi ne yapıyordur, nerededir bilmiyorum. Hala hakkında düşünebiliyorsam, aslında yanıyorum demektir bu! Ama imkansız ile kendini avutmaktansa, yanmak en doğrusu!

Ben sevdiğime katlanacaksam, aşk ile sevilmeliyim; sadece birliktelik, ömür boyu olsa da, bu beni kesmez. O yüzden bu, sadece cinselliktir benim için ve canım istemediği zaman şutlarım! Bugüne kadar da hep böyle oldu, aşksız oldu yani! Açılımı, aşık olunmadım!

Hepimiz aynı yemekleri yesek ve aynı işleri yapsaydık, yine de farklı vücutlara sahip olurduk.

Hiç sırrım olmadan ölecek olmanın rahatlığını yaşıyorum. Hakkımdaki her şey göründüğü ve bildiğiniz kadar!

Ölürken yalnız olmak istiyorum. Çünkü huzurlu bir şekilde gitmek istiyorum. Müzik açık olacak. Sadece kedilerimi düşüneceğim!

Sakarya'da Kürt diye işçilere saldıranları kınıyorum. Bu çağda, bu nasıl kafa hala? Sen onlara nesin acaba, hiç düşündün mü?


7 Eylül

Bazı eşcinseller heteroseksist bir toplumda homofobiyi içselleştirdikleri için, cinsel yönelimleriyle barışık olmadıklarından, gizli eşcinsel, aktif eşcinsel veya travestidir veya toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden varolmaya çalışırlar!

Bazı insanlar bedenleriyle barışık olmadıkları için operasyon yaptırırlar; ağızlarına, burunlarına, memelerine, kalçalarına, vesaire...

ÇÜNKÜ; bu insanlar psikolojik sebeplerden dolayı özgüvensizdirler.

Çünkü; Muse grubundan Histeria şarkısını dinleyerek açıklıyoruz durumu nezaketen...

Yani dövme yaptırarak, değişik aksesurlarla veya absürt, abartılı davranışlarla dikkat çekmeye veya merkez olmaya çalışırarak yenmeye çalışırlar özgüvensizliklerini...

Veya veya saplanırlar kalırlar bir şeye ve o saplandıkları şeyi yüceltirler, o şeyin üzerine çok giderler, hep onu yaparlar... desem de boşverin... Saçmalamış sayın!

Arkadaşım diyor ki, "bir şeylere sahip olma bağımlılığı iyi bir şey değil; çünkü maliyet, zaman harcama, onları taşıma sorumluluğu, obsesyona dönüştürme durumu..."

Biliyorum, ben de mülkiyetçiliğe karşıyım ama insanlık daha yapay zekaya geçmedi ki; ben istemez miyim dünyanın bütün müzikleri küçücük bir çipe aktarılsın, onu beynime yerleştireyim ve sadece düşünerek şarkılar beynimde çalmaya başlasın ve yeni şarkılar da hiçbir bağlantıya ihtiyaç hissetmeden o çipe transfer edilebilsin...

Eşcinsellikten bağımsız bir transseksüelliğe inanmıyorum ama trans haklarına sonsuz saygı duyuyorum. Çünkü insanlar doğru veya yanlış kendilerini istedikleri şekide ifade etme ve hayatlarını istedikleri şekilde yaşama haklarına sahiptir. Bana hiç kimse eşcinsellikten bağımsız bir transseksüellikten bahsedemez. Örnekleyeyeyim. Mesela benim, içimdeki seven kişi erkeği seviyor diye, bunun kadın olması ve de bunu kadın kılığına büründürülmesi gerekmiyor. Seviyor mu, seviyor. Ona biçilen kıyaferler, ancak içinde yaşadığımız süreçteki toplumsal cinsiyet dediğimiz ikili cinsiyete ait olma hissinden dolayı oluşan, toplumsal roller-erkeklik ve kadınlıktır. Oysa ne öyle bir biçim DOĞA-L bir şey, ne de davranışlar. Yani doğada amabalaj olarak sadece biyolojik cinsiyet vardır; hislerin kılığı kıyafeti olamaz. Ancak toplumsal bazda transseksüellik var diyebiliriz. Onun da aslı astarı yok zaten. Kısaca transseksüelik toplumsal bir varoluştur, genetiksel-yapısal değildir. "Ben bir erkeği seviyorum, bir erkek tarafından seviliyorum"un, doğada kadın veya erkek cinsiyeti olarak karşılığı yok; bunlar öğrenilmiş, içselleştirilmiş toplumsal roller ve davranışlar. Anlaşılmayı da beklemiyorum. Çnkü toplumsallıktan bağımsız birey olabilmek çok "delice özgüven" isteyen bir şey! O özgüvenle yaşamaya başladıktan sonra zaten seni deli diye serbest bırakıyorlar.

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Cinsel yönelimden bağımsız cinisyet kimliği diye de bir şey yok. Eğer cinsel yönelimimiz olmasaydı, mesela kendileirni transseksüel olarak ifade edenler-trans kadınlar, erkekleri sevmeselerdi, yani cinsel arzuları-duyguları olmasaydı cinsiyet kimliği diye bir şey icat edecekler miydi? Hatta trans geçiş yapacaklar mıyıd; HAYIR!

Bunları düşünmek için uzman olmaya gerek yok; biraz mantık bile çok geliyor; uzmanım diye ahkam kesenler de çeneleirni kapatsın; hepsi rant peşinde, eşcisnel istismarcıları!

Trans eşcinsellik de eşcinsellikle barışamamaktır. Yani, mesela bir eşcinsel bir erkek ameliyatla kadın oluyor, sonra gene kadınlarla beraber oluyor. Homofobisinden dolayı önce geçiş ameliyatıyla toplumsal cinsiyet rollerinden birine kaçıyor, sonra da kimse dönüp bakmayınca bu sefer gene trans olarak eşcinselliğini yaşamaya çalışıyor. Yani erkekten kadın olduysa, erkekler dönüp bakmayınca, bu sefer kadınlarla lezbiyen ilişki yaşıyor. Evrenim, kimseyi bu kadar akılsız bırakıp yalnızlaştırmasın. Hayatın gerçekleriyle barışamamak bazılarını iyice sapıttırıyor!

I LOVE YOU CORONA VİRÜS,

SENİ ÇOK SEVİYORUM BEBEĞİM!

Bu sene beni o kadar büyük dertlerden kurtardın ki, sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.

Önce beni çok büyük bir mali kayba soktun ama o mali kayıpla erken davranmamı sağlayıp, altından kalkamayacağın mali yüklerden kurtardın.

İkincisi, eğer açıköğretim sınavlarım online olmasaydı, 2 yıl daha uzayacaktı Felsefe bölümüm.

Hayatımda hiçbir sene, bu kadar uzun süre nezle grip olmadığım bir süreci hatırlamıyorum. Benim nezle grip birbirine eklenirdi ve hiç kurtulamazdım. Ama maşallah nazar değmesin, karantina sayesinde kimseyle temas etmeyince hiç nezle grip bile olmadım.

Dördüncüsü, kedilerim, virüs yüzünden sokaklarda trafik azalında, gene nazar değmesin, trafik canavarına kurban gitmediler.

Ve, karantina yüzünden tenis oynayamayınca, tenisten kalıcı sakatlık olduğunu sandığım kolum iyileşti, sapasağlam oldu.

BİZi BÖYLE, YANİ İNSANLIĞI BÖYLE ARA SIRA ZİYARET EDEREK BİR TAVSİYE ET OLUR MU? SENİ ÇOK SEVİYOR, ÇOK ÖPÜYOR, GÖREVİNDE SONSUZ BAŞARILAR DİLİYORUM!

BİNNUR KAYA, İNTİHAR VE BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLER!

Binnur Kaya'nın mükemmel oyunculuğuyla Kırmız Oda adlı psikolojik dizi çekimleriyle falan harika ve diğer dizilerden ayrılan yapım. Amaaa, umarım kimse 1. bölümdeki intihar meselesini çevresel faktörlere indirgeyip, psikoterapiyle falan halledilebilcek bir sorun olarak düşünmesin. İntihar, yapıda var olan bir meyillilik ve tedavisi ancak ilaçla mümkün olan, psikiyatırların halledilebileceği ciddi bir sorundur. Yok başıma şunlar geldi de, ben de kaldıramadım, hoop intihar ediyorum meselesi değildir. Tabiki de çevresel faktörler tetikleyici bir unsurdur ama bunu sadece çevresel faktörlere indirgemek, konuya dair yeterli bilginin olmaması demektir. Şunu unutmayın ki, yapıda intihara dair bir zafiyet varsa, intihar belki br süre uyuyabilir ama eninde sonunda gerçekleşme ihtimali yüksektir. Ama ilaç tedavisi önemsenirse, sorun olmaktan çıkma ihtimali iyi seviyededir.

Not: Konuya dair bilgim, konuyla ilgili okumalarım ve çalıştığım işyerinin uzun yıllar bir psikiyatır ile yan yana olmasından dolayı bir çok olaya tanıklığımdan...

DP dönemi ile günümüzdeki bir benzer olay da, 1959 yılında CHP lideri İsmet İnönü'nün Batı Anadolu illerini kapsayan gezi sırasında bazı olayların yaşanması ve bu yüzden Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı'na soruşturma açılması. Yakın zamanda CHP liderinin şehit cenazesi sırasında saldırya uğramasıyla benzeşmiyor mu bu olay?

Mustafa Kemal, dini reformları yaparken, dinin yasalara kaynaklık etmesini istemiyordu. Maşallah Diyanet fetva üstüne fetva veriyor. Mustafa Kemal; Akılcı, Hoşgörülü, İlerleme karşıtı olmayan, Türkçe'ye dayalı bir din istiyordu. MaşallahMaşallah, yıl 2020 olmuş din üzerinden insanlar kutuplaştırılıyor, eşcinseller ahlaksız ve sapık ilan ediliyor. Sonra da deniyor ki, gerçek din bu değil; e gerçek dini uygulayın, uygulamayanlara da oy vermeyin o zaman. Dini, çıkarlarına alet etmeyen birini gösterebilir misiniz bana?

Tarihimizi okuyorum da, hiç sağlıklı bir geçmişimiz yok; bu ülke elbette ilerlemez!

80 yaşına yaklaşan Ajda Pekkan'da tek kırışığın olmaması ne ilginç değil mi? Ayrıca surata ifade veren kırışıkların olmaması iyi bir şey mi o da ayrı bir konu; niye bazıları yüzünün kırışmaması için çaba sarf eder ki? Kırışırsa kırışsın; niye gerdiriyorsunuz ki suratı; bırakın o yüz de özgürce kasılıp gevşeyebilsin!!! Kırışıksız olmak o kadar mühim meseleyse, genç suratının birebir maskesini tak, onunla çık insan içine; hem daha zahmetsiz, hem de daha sağlıklı!

Kemalizmin toplumsal devrim anlayışında Osmanlı mirasına dayalı resmi bir tarih yazmak yer almaz! Ok!

Tanımıyordum, bugün, eşcinsellikle bağlantısı olduğu için mail'ime düşmüş. Yeni estetikli hali söylenenlere göre yürek hoplatmış; oysa benim midemi kaldırdı; ne kadar çirkin olmuş. Bu şahıs ayrıca biseksüelmiş ve ayrıldığı Sam Gownland de resmen bir eşcinsel. Fotoğrafına bakarsanız, anlarsınız. Bir eşcinsel olarak söylediklerimden de, eşcinselliğe karşı bir şey algılanmasın; ben sadece samimiyetsiz ve bana itici gelen bir durumu paylaştım sadece. Evet, eşcinsellerin hetroseksüel ilişki yaşaması bana çoğ iğrenç, çok mide bulandırıcı geliyor... Kadın kim mi; 25 yaşındaki İngiliz TV yıldızı ve oyuncu Chloe Ferry İMİŞ!

Bazı kadınlar dudaklarını dolgu malzemesiyle şişiriyorlar da şişiriyorlar ya; iğrenç bir palyoçaya dönüştüklerini göremiyorlar..!

AL O TAVUKLARI, DÖTÜNE SOK!

Hayatta en iğrenç bulduğum insan tiplerinin başında, karşısındaki insanın iyiniyetini suistimal ederek gözünün içine baka baka kandırmaya çalışan, aslında kedini kandırdığının farkında bile olmayan, hayat boyu sevilmemeye ve yalnız kalmaya mahkum dürüst olmayan geri zekalı insnalar insanlar. Kurnazlıkla zekayı birbirine karıştıran birer geri zekalı bunlar. VE BEN HAYATIMDA TAM ANLAMIYLA DÜRÜST DİYEBİLECEĞİM ÇOK İNSAN TANIMADIM. Herkes çıkarı için her türlü dalaverayı çekinmeden çok güzel yapıyor. İnsanlara güvensiz oluşum da bundan. Evet safım ama insanların kötü olduklarını görebiliyorum ve nezaketimden onlara hoop napıyorsun diyemiyorum. Bugün, kediler için ucuz tavuk olursa haberim olsun diye telefon bıraktığım küçük marketlerden biri, abi gel kedilerin için tavuk ayarladım dedi. Normalde 8.5'a sattığı tavuğun kilosunu bana kediler için 8'e verecek oldu. Yani 50 kuruş indirdi. Hadi gelmişken 2 tavuk alayım dedim. Nasıl olsa diğer marketlerde de daha ucuz değil. Dedi ki, ama biraz kokuyor. Ne kadar kokuyor dedim, bilmiyorum dedi. Açıp koklamama izin vermedi. Açarsam almak zorundaymışım. Ama açıp koklamadan alacak kadar da geri zekalı değilim herhalde. Tanrım o kadar iğrenç kokuyor ki? Kediler bunu yemez, çöpe at bu tavukları, bozulmuş bunlar dedim. Yemez mi dedi. Yemez dedim. Yese bile ben kedilerime niye zehir yedireyim ki üzerlerine o kadar tirerken. Tabi hayvanlar, insanların çoğunun gözünde, insanların artıklarını bile yiyebilirler. Oysa kediler birbirinin yediklerini bile koklayıp yemiyorlar. Kediler kadar kokuya duyarlı ve hassas bir canlı türü tanımadım ben. Ben kedilerimi bile kendimden çok düşünürken, insnaların beni kediler üzerinden kazıklamaya çalışması çok berbat bir şey. Al o bozuk tavukları dötüne sok! Bundan sonra senden elbette alış veriş yapmayacağım artık...

DÜNYAYI EŞCİNSEL YAPMAK ÇOK ZOR DEĞİL!

Eşcinsel hakları, eşcinseller bütün mevkileri ele geçirirse mümkün olur. Ele geçirmesi de yüksek bir muhtemel. Çünkü eşcinseller heteroseksüellerden daha az zeki veya güçsüz değiller. Yeter ki eşcisnellikleriyle barışsınlar. Ben belli mertebedeki insnalara bakıyorum da, eşcisnellerin pabucu bile olamazlar. Eşcinsel bir gelecek için eşcinselliğimizle barışıp, heteroseksizmin bütün kalelerini ele geçirmek için vargücümüzle çalışmalıyız. Aslında böyle ciddi bir proje hazırlansa, çok değil, 50 yılda eşcinseller bütün dünyayı ele geçirir. Sayı olarak zaten hiç kaygımız yok. Heteroseksüellerin de aslında bundan korkmak yerine sevinmeleri gerekiyor. Çünkü hayat eşcinsellerle daha renkli ve yaşanılası olacağı kesin.

Açıkça söylüyorum; heteroseksüel bir dünyayı sevmiyorum. Çünkü benim yaşama hakkımı gasp etti!

Homofobik muhafazakarların konuyla ilgili düşünceleri, konuşmaları size de saçma, komik gelmiyor mu? Tek bildikleri Lut!

Keşke Lut Kavmi'nde yaşasaydım; en azından yanardağ patlayana kadar ben de mutlu yaşardım!

Arkadaşlar Lut Kavmi'nin başına gelenlerin Tanrı'nın bir cezası falan olamaz; doğal bir felaket sadece! Gerçi depremleri, sel felaketlerini günümüzde bile Tanrı'nın cezası olarak yorumlayanların, söz konusu homofobi olunca Lut Kavmi'nin eşcinselliğe ceza olarak yormaları hiç şaşırtıcı olamaz.

En çok neye güldüm biliyor musunuz; domuz eti yiyenin çatalı bükülünce, Müslüman olmasına. Buna inanacak milyonların olmasıysa...

Domatesi keserler, içinde Arapça yazı görürler, ağacı keserler ortasında Arapça yazı görürler ve bundan Tanrısal bir şey çıkarmaya çalışırlar. Bu cehaletten başka birşey değildir ve bu tür insanlara hiçbir şey anlatamazsın. Çünkü onların yapısı o! Bir de Tanrı Türkçeye ve Latin alfabesine niye ayrımcılık yapıyor ki? Araplar benden daha ayrıcalıklı mı ki?

Bir süre sonra sayfamın kapanması için facebook'u kızdıracak paylaşımlar yapacağım; çünkü ben terkedeceğim!

denizliglbt.blogspot com

benim 12 yıldır emek verdiğim ve Türkiye'de yayınlanmış tüm gay haberleri barındıran Türkiye'nin en büyük gay haber arşivi. Ve facebook artık bu bloğumdan paylaşım yapmamı 6 aydır engellediği gibi, daha önceki paylaşımlarımın da hepsini kaldırmış. O yüzden facebook benim için yok!

Felsefe bölümü son 4 dersimden sonuncusunun da sınavını verdim online olarak. 2 dersim çok iyi geçti, bir tanesi geçer not alır, bir tanesinden biraz tereddütlüyüm ama ortalamayı yüksek tutturacağımdan emin olduğum için, o dersten de geçeceğimi umuyorum bir sürpriz olmaz ise...

Ve böylece 4. üniversite sayfası da kapanmış olacak. Aslında 5.yi hiç okumak istemiyorum ama fotoğrafçılığın içimde uhde kalmasını istemiyorum. Ayrıca bu işi amatörce de olsa, ömrümün geri kalan kısmında yapacağım için, konuya dair bilgilerin faydası olacağına inanıyorum...


Ben örgün öğretim okuyamadım. Ama 4 üniversite bitireceğim dedim ve açıköğretimden de olsa başardım bunu! Bana bu konuda itici güç ise, bir çoğunun eleştirdiği, eski başbakanlarımızdan Tansu Çiller'in, 4 üniversite okumasını o dönem gazetelerde okumam olmuştu. Şimdi bi' bakayım dedim nerelerde okumuş diye de...

Tansu Çiller,

1967'de Robert Kolej Yüksek Okulu'nun (bugün Boğaziçi Üniversitesi) Ekonomi Bölümü'nü bitirmiş.

Doktorasını Connecticut Üniversitesi'nde vermiş (1971).

Doktora üstü öğrenimini Yale Üniversitesi'nde devam ettirmiş.

1971-73 arasında Franklin & Marshall College'da yardımcı profesör olarak çalışmış.

1974 ve 1975 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi'nde asistan profesör olarak görev almış.

1978 yılında doçent, 1983 yılında profesör olmuş.

Tansu Çiller'in ekonomi üzerine 9 yayını bulunmaktaymış.

SGK ile görüştüm. Emeklilik başvurusu için hiçbir belge gerekmiyormuş. Emeklilik günüm olan 1 Ekim'de gidip başvurmam yeterliymiş!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder