31 Ağustos 2020 Pazartesi

31 Ağustos 2020 facebook notlarım

AKP'ye karşı olmak, hatta ondan nefret etmek vatan hainliği değildir!

TİP Hatay Milletvekili Barış Atay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile sosyal medyada yaşadığı tartışmanın ardından İstanbul Kadıköy'de saldırıya uğramış. Bir partiyi sevmemek, o partiyi eleştirmek; insanı vatan haini yapmaz, hele bunun için saldırıya uğramak falan insanlık dışıdır! Ben TİP denilen partinin ne ideolojisini bilirim, ne de saldırya uğrayan kişiyi ama hiç kimse görüşlerinden dolayı ne vatan haini sayılır, ne de saldırılmayı hakeder. Gerçek demokrasilerde böyle bir şey yoktur. Daha önce de CHP başkanına saldırılmıştı. Bunlar çok yanlış şeyler, gelişmemişliğin göstergesidir.

Benim için vatanseverlik nedir?
Atatürk salt bir lider değildir; eşitlik ve özgürlüğün sembolüdür. Atatürk bu ülkeye eşitliği, özgrülüğü, demokrasiyi, bilimi, eğitimi, en önemlisi kadın haklarını getrimişt. O Yüzden Atatürk'ü sevmeden vatansever olunmaz. Çünkü Ataürk'ü sevemk demek; medeniyet demektir, çağdaşlık demektir, gelecek demektir, eşitlik ve özgrlük demektir, Bilim demektir, eğitim demektir. Ama bakıyoruz, Atatürkçü, laik, eşitlikçi, özgrülükçü olanlar; vatan hainliğiyle yaftalanıyor. Kimler tarafından; muhafazakarlar tarafından. neden; çünkü Atatürkçü kişilere laf geçiremeyecekler, onları güdümlerine alamayacaklar, istedikleri şekilde de at oynatamayacaklar. Çünkü Atatürkçüler, baştakiler ne derse, evet diyen insanlar değldir. Çünkü onlar bireydir. Çünkü akıl ve mantık çerçevesinde hareket ettikleri için, her şeye evet demezler. Çünkü Atatürkçüler için insan haklarından daha üstün hiçbir şey yoktur; Gerçekçidirler, bilimseldirler; Elle tutulan, gözle görülen şeylere inanırlar SADECE! Atatürkçüler, bu dünyada bu dünya için yaşarlar ve mücadele verirler! Hurafelere karıları toktur!!! OK?!

AKP, 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajında Atatürk'ün adını hiç geçirmemiş. Yaptıkları her şey tarihe kara bir leke olarak geçiyor!

Atatürk, "Bir gün sözlerim bilime ters düşerse, bilimi seçin" diyor; günümüz siyasilerinin bilime ters düşmeyen tek kelimeleri yok.

İnsanların eğer yanlışa hayır diyebilme bilinçleri ve özgüvenleri olsaydı, başka bir dünyada yaşıyor olurduk!

Eğer Atatürk olmasaydı, milletimizi kızlarımız Avrupa platformunda temsil edemezlerdi. İnanıyorum ki, kızlarımızın bu başarısından rahatsız olan insanlarımız çoktur; kolu, bacağı açık diye! 30 Ağustos'ta selamlarını Avrupa Şampiyonu olarak çakan bu çocuklarımıza çok teşekkür ediyorum... Heyecandan ve mutluluktan sabaha kadar uyuyamadım! Futboldaki bin dünya şampiyonluğundan bile daha değerli çünkü benim. Çünkü geleceğimizi böyle aydınlık görmekten daha gurur verici ne olabilir?

UYANIN!
Sporda dünya platformunda Türkiye'nin adını duyuran kadın voeyboludur. Milli Takım olarak dünya liginde final oynuyoruz, Avrupa'da final oynuyoruz, Çin-Amerika-Brezilya gibi dünya devlerini yenebiliyoruz, dünyanın en güçlü 3 kulüp takımı Eczacı, Vakıf ve Fener, defalarca Avrupa şampiyonu oldular, dünya şampiyonu oldular ama haber sitelerine ve gazetelere bakıyorum, dünkü Avrupa şampiyonluğu ile ilgili ilk sayfalarda hiçbir haber yok. Hürriyet'in manşetlerine bakıyorum; Acun Ilıcalı, Hülya Avşar'ı yemekte ziyaret etmiş, yemek yarışmasında bilmem ne olmuş, Esra Erol yalısını değiştirmiş mi yenilemiş mi ne? Ulan ne bunlar; haber mi, yoksa milleti uyutma manevraları mı?

Eğer gücüm olsaydı Netflix'i değil, TV 8'i kapatırdım; Survivor ve yemek yarışmasıyla ne uyuttu be milleti!

Saçma sapan TV 8 programlarını izlemeyerek ne kaybediyorum; aksine zamanımı kaybetmiyorum! Zaman değerlidir! Kitap okuyun!

Benim çocukluğumda TV'de bilgi ve matematik yarışmaları olurdu; geldiğimiz nokta evlilik, gelin-kaynana, yemek, survivor programları...

HAYAT BOYU EĞİTİM!
Şimdi yazacaklarımın hava atmakla alakasının olmadığını belirterek başlayayım. Yazma sebebimse, günümüzde insanların artık akıllı telefonlar yüzünden iyice boş insan olmaları; sosyal medya için internete giriliyor sadece.
Ben yaz okulunda, kalan 4 dersimi de verirsem Felsefe de bitecek ve böylece ; Halkla İlişkiler, İşletme(Yönetim ve Organizasyon), Sosyoloji ve Felsefe olmak üzere 4 bölüm okumuş olacağım. Aralarda da hep kurslara gittim. Gitar, bağlama, resim, fotoğrafçılık, İngilizce, muhasebe, web tasarım, halk oyunları, modern danslar(tango, salsa, ça ça, bachata), tenis, badminton, masa tenisi(özellikle tenis ve badmintonda kendimce bayağı ilerlettim; çünkü 7-8 yıldır oynuyorum), 40 yaşından sonra yüzme, bisiklet... Defalarca Sivil Toplum Örgütlerinin eğitim seminerlerine katıldım gazetecilik, vesaire... Ve birkaç yıl daha düşünüyorum bir şeyler öğrenmeyi. Evet yorucu olmuyor değil; zaman zaman yeter dediğim oluıyor ama zamanı niye boş geçireyim diye düşünüyorum.
Bütün bunlardan elime ne mi geçti; öğrenmenin amacı yoktur bence; insan daha iyi yaşamak adına öğrenmelidir. Ve her bölümde faaliyetlerde bulunup sertifika falan da aldıysam, demek ki laf olsun diye gitmemişim. En başta insan her şeyi deneyince, bir çok şeye yabancı kalmıyor ve bu sayede gözünde hiçbir şeyi büyütmüyor. Yani insan bir şeyleri bilince, o şeylerle ilgili daha objektif olabiliyor. En azından içinde uhde falan da kalmıyor yapmak istediğin şeylerle alakalı olarak. O yüzden ben; uzmanlaşmak yerine, hep amatör olmayı sevenlerdenim! Yaptığım şey bende misyonunu tamamlayınca, başka dala geçiyorum...

Bilim diyince de insanlarımızın aklına sadece Fen ve deney geliyordur büyük ihtimal; oysa hayata dair her alanın akademik seviyede verilere dayalı kanıtlanmış eğitimsel branşları var...

Eğer bir kişi değil, bin kişi benimle ilgili bir şey söylüyorsa; tepki göstermek yerine bir kendime bakar ve kendime çeki düzen veririm. Tabi eleştiriyi kimin yaptığı da çok önemli. Şimdi cahil ve yobaz biri neyin eleştirisini yapacak ki; zaten bir şey bilmiyordur ki. Mesela bana eşcinselsin, günhakarsın denmesinin kaale alıncak bir tarafı olabilir mi? Çevresinden duyduğu yalan yanlış içselleştirdiklerine göre bir bakış açısı vardır böyle kişilerin. Sembolik Mantıkta bir deney var. Bir torbadan çıkardığın yüz bilyeden 99'u kırmızı çıkıyorsa, sonuncu bilyenin yeşil çıkma ihtimali % de kaçtır, yeşil çıksa da zaten oransal anlamda bu neyi değiştirir? O yüzden bir konuyla ilgili bir şeyler deniyorsa, bu sadece bireysel bir bakış açısı olmayabilir. O yüzden lüzumsuz savunmalara geçmek yerine, gerçeklerle yüzleşmek en doğrusudur. Mesela deseler ki, Avrupa'da da homofobi çok fazladır, kadınlar da şiddete çok maruz kalıyor; Doğu'da zaten eşcinsellik yoktur, o yüzden homofobiyle suçlayamazsınız, kadınlara da bakış açısı Batı'dan daya iyidir demek ne kadar gerçekçidir?

Arkadaşlar...Doğu'da, Batı'ya göre kadın hakları daha fazla ihmal ediliyor demek, kötü bir şey değildir; sadece kadın hakları adına gerçekleri dile getirmektir. Olayları dötünden anlamak; ya kadın haklarına karşı çıkmaktır, ya da gerçeklerin dile getirilmesinden korkmaktır! Kadınlar Doğu toplumlarında değersiz bir mal muamelesi görüyorlar; Bununla mücadele edenlerin nasıl bir art niyeti olabilir ki? Ben şimdi böyle bir şeyi dile getirince, nasıl bir tatmin sağlayacağım ki? Eğer dile getiriyorsam, bazı gerçeklerden vicdanım rahatsız olduğundan, kadınların başlarına gelenlere üzüldüğümdendir... Bazı olaylara, karşıt tepki gösterilirken, gören de bizi gelişmiş bir Avrupa ülkesi falan sanacak! Adı aklıma gelmdi şimdi ama Van'dan çıkan ve sanırım FB sporcusu olsa gerek bu kızımız, tekvando yapmaya başlayınca, kız çocuğu tekvando mu yapar bacağına açarak diye falan en başta o bölgede tepki gösterilmiş. Sporcu kızımız ve ailesi kendisi anlatıyor bunu. Yani olayın geçmişi de daha 3-5 yıl, çok daha geri değil. Uluslararası başarılar gelince, şimdi Van'da kız çocukları erkeklerden daha çok tekvando yapmaya başlamış.

Heteroseksizm sadece karşı cinsel, yani kadın erkek ilişkisi ve bunun normalliğini savunmak demek değildir; Heteroseksüel ilişkiler ayrıcalığı veya eşcinsnellik ayrımcılığından da öte bir ayrımcılık vardır heteroseksizmde. Çünkü heteroseksizm kendi içinde kadın cinsine karşı da çok büyük ayrımcılık yapmaktadır. Kadını kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde konumlamıştır burada. Bunları bilmek için de çok zeki veya çok bilgili olmaya gerek yoktur ama bazı akademisyenlerin veya aktivist geçinenlerin bile olaya sadece kadın erkek ilişkisinin normalleştirilmesi olarak bakması çok üzücü bir şey!

Ben LGBTİ toplantılarında düşüncelerimle hep cephe alınıyordum, çok hakeretler edildi bana, üzüldüğüm anlar da olmadı değil ama geçti gitti. Haksızlığa uğrayanların bile hak mücadelesinin, heteroseksizmin güdümünde olduğunun farkında olmamaları, onlar adına yapılacak bir şeyin olmadığının göstergesiydi. Olmayan bir şey savunuluyor, kendilerine dayatılan bu olmayan şey savunuluyor. Yeni bir şey söylüyorsun, cahillikle suçlanıyorsun. Kendini ifade edemiyorsun. Hep onlar haklı. Oysa hep haklı olmak, hep kendini doğru diye dayatmak, cahillikten başka bir şey değildir. Eğer sen bir LGBTİ olarak heteroseksist bir toplumda FARKLI diye ötekileştiriliyorsan, senin giib düşünmeyen LGBTİ'leri ötekileştirmenin, seni ötekileştiren heteroseksizmden bir farkı olmaz.

Tecrübelerimin bana öğrettiği en önemli şey; hayatta hiç kimseye bağımlı olmamam gerektiği. Bütün ihtiyaçlarımı kendim karşılarım; ne elektrikçi getirtirim eve, ne su tesisatçısı, ne berbere giderim, ne terziye, boyamı da kenim yaparım, sıvamı da, vesaire. Bir şey öğrenceksem, kaynakları bulduktan sonra kendi hız kapasiteme göre kendim öğrenirim, daha başarılı oluyor. İnsanlardan illah dedim. Çekemiyorum onları. Modern hayatta Robenson Crusoe olmak çok daha mühim!

İnanıyorum ki dini ritüelleri olmayan veya buna kafayı çok takmayan Afrika ülkeleri bile bir gün bizi fersah fersah geçecek!

Kürselleşmeye dahil olamamanın önündeki en büyük engel dogmatizmdir! Küreselleşemeyen ülkeler de geri kalmaya mahkumdur!

Bu tesadüf olamaz. Daha önce de kedilerin bir videosunu çekerken Youtube'da Leman Sam çalmaya başlamıştı, dün de...

Onlarca kedi... Herbirinin bir ismi ve hatırası var... Çok özlüyorum onları...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder