28 Temmuz 2020 Salı

28 Temmuz 2020 facebook notlarım

ÇOK ACI ÇEKİYORUM, ÇOK ÇARESİZİM! Kimse bana yardım edemez değil mi?
Bugün ruhum kırık. Çünkü hayvanların yaşam alanlarının yok edilmesinden dolayı, bu konuda geleceğe dair hayallerim, umutlarım iyice tükeniyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Ölü gibiyim. Hayvanlar BANA GÖRE, GÖZ GÖRE GÖRE KATLEDLİRLERKEN İSTESEM DE MUTLU OLAMAM. Çok ağlamak geliyor içimden. Aslında insanlığı yakıp yıkmak geliyor evvelinde ama tek başıma bir şey yapamayacağım için üzülüyorum, çok acı çekiyorum. İnsanlardan nefret ediyorum ama onlar da karınca gibi yanlış da olsa, bilinçsiz de olsa devinip duruyorlar işte. Gerçekten ben vicdani anlamda bu dünyaya ait değilim ve her geçen gün bu dünyadan uzaklaşıyorum...
Küresel ısınma, çevreye duyarsızlık gibi ihmallerle çevre sorunundan bahsediliyor ama bu laftan ibaret. Yemin ediyorum kimsenin umrunda değil bu. İnsanlar, çevre duyarsızlığından dolayı yarın Dünya gezegeninin yok olacağınının haberini alsalar ya inanmazlar, ya da gene bildiklerinden şaşmazlar. İnsanlar duyarsız oldukları kadar, samimi de değiller çevre konusunda. Lafta kalıyor her şey işte dediğim gibi. Oysa çevreyi büyük hızla tüketiyoruz. 2006 yılında şu anda yaşadığım yere taşındığımda, arka bahçeleri olan apartmanlar vardı, apartmanlar arasında boş arsalar vardı kedilerin oyalanabileceği ama şimdi bütün arka bahçeler kafe gibi işletmelerle işgal edildi, boş arsalara binalar dikildi. Ve kedilerim olanları seyrediyor benimle birlikte...
Özgürlüğü seçip sokakta yaşayan Suzi kızımın bugün memelerinin büyük ve sütlü olduğunu gördüm. Büyük ihtimal doğurmuş. Kaldığımız binanın yanındaki işgal edilen arka bahçeyi çitlerle çevirdiler ve Suzi karşıya geçme derdinde. Acaba o bahçenin yanındaki arka bahçede yavruları mı var diye düşündüm... İyiki de Lilly'nin yavrularını getirmişim. O da diğer bir arka bahçeden geçtiği diğer apartmanın bodrum katına doğurmuştu.
Karmaşık duygular içersindeyim ve kilitlenmiş bir vaziyetteyim. Elim kolum bağlı düşünüyorum sadece. Avustralya yangınında ölen milyonlarca hayvan, Kanada'daki fok katliamı, Japonların keza yunus katliamı, Çinlilerin hayvan yeme konusundaki zalimliğinin yanında içinde yaşadığım dar çevredeki hayvanlar için bile bir şey yapamamak, dünyanın geldiği noktanın bir göstergesi... Kimse bana yardım edemez değil mi?

1 haftalık yoğun bakımdan sonra dün Sarı Boya oğlumla birbirimize doyamadan vedalaştık. Vitaminlerle bir hafta daha yaşatabildim..

İnsanların akıl ve fizksel güçlerini çevreyi korumak adına harcamaması nasıl bir şey anlayamadım, çözmedim...

Hayvanlar yardıma muhtaçken insanalrın müsrif olmaları falan... Bizim Saray'ın günlük masrafı milyonlarca lira imiş. Eliniz nasıl varıyor bunlara oy vermeye; hepten mi kaybettik vicdanımızı?

Sosyal hayatta bazen küçücük şeylere agresifleşebiliyorum; çünkü ben sürekli aklı hayvanlarda, vicdanı tetikte yaşayan birisiyim!

DÜNYA, İNSAN TÜRÜNÜN İŞGALİYLE YAŞANMAZ HALE GELDİ!
Halam, bubamın fotoğrafını görmek istemezdi acısını hafifletemediği için. Şimdi ona hak veriyorum. Ölen kedilerimin yaşarken çektiğim binlerce fotoğraflarına dönüp bakamıyorum. Ben hayvan ölümleirne doğanın kanunu diyemiyorum. Çünkü dünyayı insan türü işgal etmeseydi, ömürleri bu kadar kısa olmayacaktı...

Herkes kendi meşgalesinde... Nedense bana çok bencilce geliyor, çok içgüdüselce geliyor, çok manasızca geliyor... Hele sahillere gidip ellerinde içki bardaklarıyla barlarda eğlenenler, güneşin altında mayolarıyla yananlar... Gerçekten bütün sorunlarımızı halletik de, bunun kutlamasını mı yapıyoruz şimdi..?

AYASOFYA'DA İBADET EDERSEK, TANRI RIZKIMIZI VERİR Mİ ACABA?
Söylememeyim dedim ama söyleyeceğim... Döviz altın niye yükseldi, ekonomimiz niye çöktü; AKP iktidarının, insanların çalışma gücünü-üretim gücünü elllerinden adığı için. Fabrikalar satıldı, iahaleler yurt dışındaki yandaşlara verildi ve tarım ülkesi olmaktan bile çıktık. Ben çocukken eskiden buğdayla geçimimizi sağlardık. Artık buğday ithal eder hale geldik. Gidin, üretim gücümüzü elimizden alanlara oy verin emi! Ayasofya'da ibadet edersek, Tanrı rızkımızı verir mi acaba?

Toplum eşcinselliğin özenilerek olunacağına inanırsa, iktidar da bu zihniyetten prim yaparak eşcinselliği yaygınlaştıracak diye İstanbul Sözleşmesi'ni iptal etmeye çalışır elbet! Sorun iktidarda değil, onu oraya getiren toplumda!

Bir şey sorabilir miyim; hayatınızın herhangi bir döneminde AKP'ye inandınız ve oy verdiniz mi? Ben ne inandım, ne oy verdim!

Bir şey daha sorabilir miyim; AKP'den korkuyor musunuz? Ben ölmekten bile korkmuyorum da!

Bir şey daha sorabilir miyim? AKP'ye niye oy verdiniz, niye oy vereceksiniz? Ben niye oy vermediğimin ve vermeyeceğimin bilincindeyim de!

Eşcinsellik gibi hayatın gerçeklerine karşı durulamaz. Yobazlar her çağda olduğu gibi bu çağda da varolacaklardır kuşkusuz ama iletişim ve teknoloji çağında hayatın gerçeklerini özümsemiş kişiler de hayatın önemli mevkilerinde yerlerini almaya başladılar ve almaya da devam edecekler ve eşcinsellik de gecikmeden bu ülkede de kabul edilecektir. Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere Türkiye'nin bir çok belediyesinde eşcisnellik şu anda desteklenmektedir; hem de muhafazakar bir toplum ve iktidara rağmen. Türkiye'de bu saatten sonra demokrasiden dönüş olacağına ihtimal vermiyorum. Demokrasiye karşı çıkan kaybeder çünkü. Çünkü demokrasiye alışan, demokrasiden vazgeçenmez. Bikaç yobaz böyle istiyor diye, kimse özgürlüklerini feda etmez!

ÇOKLU BARO SİSTEMİ, YARIN SİZİ DEVLETE KARŞI SAVUNACAK AVUKAT BİLE BULAMAYACAKSINIZ DEMEKTİR!
Hükümet neden çoklu baro sistemine geçmek istiyor? Halk gene bence bu tartışmanın uzağında. Çoklu baro sistemiyle, hükümet kendi adamlarından oluşan baro birlikleri oluşturacak. Bu arada baronun avukatlar birliği olduğunu hatırlatalım. Devlet nasıl adalet sistemini ele geçirdiyse, kendi oluşturduğu barolarla-avukatlarla da davalarda hükümet yanlısı kararlar aldırtacak. Yani biz vatandaşlar artık adil bir mahkeme tarafından yargılanmadığımız gibi, adil avukatlar bulup haklarımızı da savunamayacağız; eşitlik, özgürlük ve demokrasiye karşı devlet yanlısı avukatlarımız olacak. Haklı ve kazananlar da, tabiki de iktidar kim ise onun tarafını tuatanlar olacak. Anladıysanız dediklerimi, hangi tarafı destekleyeceğinize karar verin... EVET mi, HAYIR mı? Yıllar önce de EVET demiştiniz ve adalet sisteminin AKP tarafından ele geçirileceğini düşünmeyip, sanki AKP ile diğer partilerin yarışı gibi algılayıp AKP'ye oy vermiştiniz. Artık AKP her yeri ele geçirdiği için, referanduma bile ihtiyaç. duymuyor. Çünkü her yeri kendi adamları yönetiyor ve üst merci ne derse, ona göre kararlar çıkıyor. YARIN SİZLERİ SAVUNACAK AVUKAT BİLE BULAMAYACAKSINIZ? Umarımı dediklerim anlaşılır olmuştur...

Devlet ne kararı alırsa, vatandaşı düşünerek değil, kendi çıkarlarını düşünerek karar alıyor; BUNU HALA GÖREMİYOR MUSUNUZ?

Ayasofya'nın ibadete açılması ihtiyaçtan mı? Marx ne demişti; "Din halkın afyonudur!" Oysa din bilimsel gerçekliği olmayan bir şey?

İktidar bütün medyayı, TV'leri ele geçirdi ve kitleleri uyutacak şekilde programlar yapılıyor ama eşcinsellik gerçeğini anlattığı gerekçesiyle ahlaksızlıkla itham edilip NETFLİX kanalı kapatılmaya çalışılıyor. Oysa benim eşcinselliğim Survivor'dan da gerçek, dinden de gerçek. Siz benim eşcinselliğime nasıl ahlaksızlık diyebilirsiniz ki? Deli zekalı mısınız siz? Hadi size göre eşcinsellik ahlaksızlık ama buna ahlaksızlık diye karşı çıkmak, bununla ilgili şeylere müdahale etmek insan hakları, demokrasi ihlalidir. Herkes kendi ahlakına baksın! Benim dötümden kime ne? Bunu yaşarım da filimini de izlerim, kime ne? Artık dijital çağdayız, NETFLİX'e bile ihtiyaç yok! Zaten NETFLİX polemiği, halkın homofobisini kaşımaktan başka bir şey değildi. Yarın iktidarın ele geçirdiği medya bile kalmayacak; herkesin kendi medyası olacak. Şu anda zaten TV'ler, gazeteler can çekişiyor. TIPKI İKTİDAR GİBİ!

DİN GERÇEK OLSA, NİYE İNANMAYAYIM Kİ?
İnancı olan insanlar, bir insanın inancının olmaması karşısında şoka giriyorlar; nasıl, niye inanmıyor-lar diye. Oysa asıl şoka girmesi gerekenlerin, inanmayanların olması gerekiyor; elle tutulur gözle görülür bilimsel hiçbir kanıtı olmayan bir şeye nasıl inanılır diye? Hiçbir dini inanç referansının-dayanağının bilimsel gerçekliği yoktur. Kimse bu dediklerimi maneviyatına saldırı olarak falan algılamasın. Din, din tarihi falan okutulan, tartışılan bir şey. Dinlerin nasıl oluştuğu da tarihsel bir gerçek. Eğer dini tartışamıyorsanız, bu sizin cahilliğinizdir! Bilim ve Ütopya'nın yeni sayısı tavsiye olunur...

Bilim adamlarının dine neden inanmadığını hiç sorguladınız mı? Bu adamlar geri zekalı mı da inanmıyorlar, yoksa hayatı sorgulayabilme kapasitelerinin olmasından mı?

Çevresel faktörler elbette kendimizi ifade etme biçimlerimizi etkiliyor ama bu doğal-genetiksel yapımızı değiştirmez.

Hak aramak bir lüks değil, bir gerekliliktir ama muhafazakar toplumlarda lükse kaçıyor!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder