4 Mart 2020 Çarşamba

Teşekkürler Kerim Can!

2 Mrt 2020 facebook notlarım

İstiyorum ki heteroseksizmin yıkılması içi- erkeklerin erkeklik zırhlarından çıkması için biraz yumuşasalar, kulaklarına çiçek falan takmadan sokağa çıkma yasağı getirilse..! Savaşan değil, sevişen bir dünya için! Çünkü bu dünyanın başına ne geliyorsa, erkeklik yüzünden gelmiyor mu? Tanrıyı bile erkek olarak tahayyül ediyor zihinler; çünkü herşeyi vareden zaten zihin değil mi?

GABAR DAĞLARINDA ASKERDE GÖREVDEYKEN SOĞUKTAN BAYGINLIK GEÇİRİNCE BENİ SIRTINDA TAŞIYAN ASKERLİK ARKADAŞIM KERİM'E SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMLE... AHMET VE MEHMETE'DE...
Önceki gün Kerim'le telefonda konuştu, 30 sene sonra, askerlik arkadaşımla, Şırnak'ta askerlik yaptığım, sonra Van-Erciş'te devam ettiğimiz, sürekli görev gereği dağlarda dolaştığımız... Kerim benim en sevdiğim, en güvendiğim devremdi. Benim şöyle bir beyin yapım var. Beni üzen zor anlarımı hatırlamam, bilinç altım ileriye itiyor sanırım üzülmemem için. Maşallah Kerim her şeyi hatırlıyor. Niye bu olaydan bahsediyorum? Herkesin askerlik anıları anlatmakla bitmez, bilmez miyim. Benim demek istediğim şu; ben aslında dağda taşta askerlik yapmaya müsait güçlü bir bünyeye sahip sayılmam ve Doğu'da Kuzey Irak - Saddam savaş döneminde komanda birliğiyle dağlarda sürekli görev gereği dolaşmak ise, hayal bile edemeyeceğim, aklımın ucundan bile geçiremeyeceğim bir şeydi. Samsun'da acemi birliğinde sıhhıye idim, sonra ver elini Şırnak. Her neyse, lafı fazla uzatmayacağım, askerlik anılarımı da anlatmayacağım; bu zorlu koşullarda, zorlandığım anlarda hep yanımda olan Kerim'e teşekkkür etmek istediğim için yazıyorum. Biz timde zaten hep yanyanaydık. Askerlik ile ilgili terimleri bile unuttum. Timde de kendi içinde görevde gruplara ayrılıyorsun ve ben Kerim'in yanındaydım işte. Aslında Kerim, toplanma taburundan birliğimiz olan dağıtım yerimiz olan Şırnak'a-Güneyçam köyüne kadar da hep yanımdaymış. 20 km. yürüyüp birliğimize vardığımız son tepede benim yürüyemeyip yığılıp kadlığımda eşyalarıma yardım eden, Gabar Dağlarında fırtınalı yağmurlu gecede nöbet tutarken soğuktan vücut ısım düşüp baygınlık geçirince beni komutanların çadırına sırtımda taşıyan, geçmiş gün dedim ya, ben o gece çok kötü olduğumu bile unutmuşum ki, ben çadıra nasıl götürüldüğümü hatrılamıyorum bile; baygınlık geçirince birlikte nöbet tuttuğıum Mehmet, "Halil'e bir şey oldu" diye Kerim ve Ahmet'e haber vermiş, ben yürüyemeyecek halde olunca Kerim beni sırtında taşımış, görevde yürürken kardan belli olmadığı için çukura düştüğümde beni çıkaran, ay ışığının olmadığı gecede 75 timin olduğu upuzun görev zincirini koparınca, geriye dönüp beni bulan gene Kerim, ne korkmuştum o gece, timlerin yarısı önde, yarısı arkada ve ben zinciri koparmışım, anlatmakla bitmez...Benim askerliğime dair bir çok şey beynimden uçup gitmiş. Şimdi acısı geçti ama o dönem çok sıkıntılıydı benim için; hem fiziksel, hem psikolojik olarak. Bur'dan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum ona. Ama ben onu ilk gördüğümde zaten onu arkadaşım olarak seçimiştim. Çünkü çok sıcak, çok güvenilir biriydi. Aslında bana yardımcı olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Biraz eğretiydim belki askerliğe. Yüzbaşı bana sosyete lakabını takmıştı. Çünkü çantamda sabun, diş fırçası-macunu, radyo ve fotoğraf makinesi de taşıyordum çünkü. Ali Tahmaz da yattığımız kampet denilen yatağı kuramadığımda kuruvermişti. Giydiğimiz panço denilen ama iki askerinki birleştirilince çadır yapılabilen bir kamuflaj vardı... Onu da becerememişim işte... Devrelerim, timdeki arkadaşlarım olmasaydı belki de daha zor bir askerlik süreci geçirebilirdim.

Ülkende zorluklara karşı mücadele vermek zor ama göçmen olmak benim psikolojimin kaldırabileceği bir şey değil! Ölürüm daha iyi!

Türkiye ve dünyada çok kötü şeyler oluyor, adeta yangın yeri gibi; etkilenmiyor muyum; şöyle etkileniyorum. ahlakçılığa maruz kalıyorum, dolaylı olarak ayrımcılıklar falan oluyor, bir de ekonomi elbette ki beni de vuruyor. Bir de üzülüyorum elbet insnaların birbirlerine karşı saçma sapan yaptığı şeylerden dolayı. O KADAR. Onun dışında bir gözlemciyim. Sosyal yaşamdaki yapılan haksızlıklara karşı tepkim dışında ne etliye karışırım, ne de sütlüye. Zaten karışsan ne olacak; ZARARLI ÇIKARSIN. Konuyu asıl şuraya bağlayacağım... Ne bir gruba dahil oldum, çünkü hiçbirine inanmam için bir gerekçe yok, ne de gruplaşarak falan birilerinin sorumluluğunu aldım. Facebook üzerinden tenis ve badminton gruplarım var, orada da amacım spor yaparken iletişim kurmak, spor yapmak isteyenlere yardımcı olmak. Onun dışında tek başınayım, hayvanlarlayım, internette okuyup yazıyorum, fotoğraf çekiyorum, yaşam merkezim de başta müzik olmak üzere sanat. Bir de spor yapmak. Uzaktan şöyle bir bakıyorum da yapılanlara, yaşanılanlara; çok lüzumsuz geliyor. Karışsan zaten değişen bir şey olmayacak. Dediğim giib sadeec üzülüyorum. Onun dışında da çok da etkilenmiyorum... Bilmem ne partili falan olmak ve körü körüne onu desteklemek falan benim akıl ve mantığıma zararlı şeyler...

İyi ki sivilcelerim oluyor; onları patlatmak çok keyifli. Aslında hayattan şikayetçi olmak akılsızlık gibi geliyor bazen!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder