6 Ağustos 2019 Salı

GİDİYOR!

Gidiyor artık 5 yıl bekldikten sonra...
Yolun yarısını geçmişti... Yaşlı olmanın değersizliğini inkar edemeyiz.
Hayatın en ağır darbelerini yemiş fiziksel bir engelliydi. Engelli olmanın değersizliğini inkar edemeyiz.
Eşcinseldi, olamamış insanlığın en ötekisiydi. Öteki olmanın değersizliğini inkar edemeyiz.
Dünyalıydı ama yanabcıydı, saığınmacıydı, mülteciydi; yabancı olmanın değersizliğini inkar edebilir miyiz?
Belki yanlış seçimlerimiz ve kendi hatalarımız, belki de kader diyelim, hayatın vurduğu darbenin üzerine bir de bizim vurmamız sanki olağan bir şeydi.
İnsanlık denilen şey, daha insan türünde vücut bulamamıştı ki; vicdanlar değil de, vicdansızlıklar devreye giriyordu canlıların zor durumunda. Hani hayvanlarda iyileşme olmayınca uyutulur ya; insanlık bu seviyede işte kısaca. (Bu arada Pırıl kedimin kuyruğu iyileşmeye başladı; ya iyileşmezse, kuyruk iltihaplanup, kurur düşer mi diye korkuyordum. Bu arada daha keyifli kınalı kızım. Diğer kedilerimin de genel problemleri düzeldi gibi. BENİM ŞÖYLE BİR YAPIM VAR; BEN SON NOKTAYA KADAR UMUDUMU HİÇ YİTİRMİYORUM; SANKİ HEP VE HER ZAMAN NETİCEYE VARACAKMIŞIM GİBİ HİSSEDİYORUM!) Hiç zor durumda olanları hayata kazandırmayı düşünmüyoruz; fırınımız olsa bile bir insana bir tane ekmek vermek yerine, o bir ekmeği satarak nasıl keyif yapacağımızın hesabını yapan bir seviyedeyiz hala. Hayvanları falan düşünmemek demek ne demek?
Bi' de şöyle bir gerçek var; acıdığım insnalarla acımasız inanaların zihniyet olarak farkının olmaması. İşte bu noktada tıkanıyorsun, çözüm bulunamasının sebebi de belki bu...
İranlılar Türkiye'ye gelmeden önce, başka ülkelerdeki insanların da bizden farklarının olmadığını bilsem de bu biraz sözdeydi; uygulamalı bir şeyleri öğrenmek, insanı daha hissiyatlı yapıyor ve yardım konusunda daha bir içten ve hızlı harekete geçmesini sağlıyor.
Onu ilk ne zaman görmüştüm; 2014'teki Onur Yürüyülü!müde. Buradan bile Denizli'ye İran'dan geleli 5 yıl olduğunu hesaplayabiliriz.
Sonra bir etkinlikte karşılaştık... Çok kibar, çok duyarlı, çok nezaketli bir insandı. Onu anlatmak o kadar kolay değil, yaşamak gerekir diye düşünüyorum.
bakınız, hepimizin iyi tarafı da vardı, kötü tarafı da; o yüzden insnalara iyi taraflarından bakmayı ilmeliyiz. Öyle yaparsak, sevgi, sevgisizliğe üstün çıkıyor.
Onun çok mutlu olmasını isityorum. O da bir aşk insnaı, sevgi insanı ama disiplinli birisi olması, onu içinde yaşadığımız dünyada alıngan yapıyor. Ben insanların haklılıklarının gerekçelerine bakarak değerlendirme yaparım... Bazen gerekçelerine bakarak değerlendirme yapamadığım da olmuyor değil. Buna dikkat etmeye çalışıyorum. Çünkü insnaları kırmanın telafisi yok.
Evet gidiyor başka bir kıtya; hem de umudunun zayıf bir zamanında.
Yorulmuştu, çok yorulmuştu; hayat yormuştu, insanlar yormuştu...
Neyin bedeliydi "bu yaşam"?
Yolculuklar hep umut yolculuğu muydu, yoksa mutlu son var mıydı?
Zeki Müren'i çok sever, özellikle "Yorgunum" şarkısını... Bu yazıyı yazarken, Youtube, otomatik olarak bu şarkıyı çalmaya başladı...
Kesra, Marta ve şimdi sırada o....
Umarım onun da mutluluğunu uzaktan takip ederim...
Hayatımızda bir şeyler hep yarım kaldı büyük ihitmal; bir kere gidebilmiştik Pamukkale'ye; oysa söz vermiştik tekrar tekrar gitmeye...
Sonuçta önceliğimiz hep kendmiz oluyor.
Giderken, aklında kalacak en önemli şey, insanların insanlıklarının bir formalite olması olsa gerek. Çünkü 5 yıllık Türkiye misafirliği boyunca, insanlar yardım konusunda samimi olmadıkları gibi, sadece sözde idi yardım denilen şey...
Ben O'ndan bir hayat dersi çıkarabildim mi? bilmiyorum...
Belki de eşcinsel olmanın yalnızlığını çok daha net gördüm onunla... Geleceğim için nasıl bir önlem almam gerektiğinin bir mesajıydı da...
Yaşam filminin önemli figürlerinden biri bence...
Yaşama tutunmanın cesaret örneklerinden... Bunu şimdi daha iyi anlıyorum...
KENDİ ÇABASIYLA GİTTİĞİNİN DE ALTINI ÇİZELİM.
Eşcinsel dernekler, BM; hepsi hikaye!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder