12 Ağustos 2019 Pazartesi

Facebook günlüklerimden; 7, 8, 9, 10 Ağustos 2019

7 Ağustos 2019

Kedilerin bakımı psikolojik olarak beni yordukça, kedi üstüne de kedi geliyor eve. Mahallenin barınağı gibi oldum. Dün mahallenin çocukları, sahiplendirici PetShop kabul etmeyince bana bir yavru kedi getirdiler. Belediye barınağından almak için gelenlere de gönlüm razı olmadı oralarda sefil olur diye. Sonra 5-6 aylık başka bir kedi daha bırakmışlar kapımın önüne. Biraz büyük yabancı kedileri evin büyük kedileri kabul etmiyor. Şimdilik kapımın önünde bakıyorm. Dindar geçinenler evlerine hayvan sokmuyorlar; nasıl bir din ise. Ama eşcinsel diye lanetledikleri ben, yok halimle kedilere kucak açıyorum; sizin inançlı oluşunuz mu değerli, benim vicdanlı oluşum mu acaba? Hayatta insan olabilmekten daha değerli bir şey olamaz! Gidin Tanrı'ya sorun bakalım; Tanrı size mi hak verecek, bana mı? Bakınız soramıyorsunuz bile; e vicdan denilen şey de olmayınca, yobazların dediklerine inanıyorsunuz!

Kaç tane kedin var diye soruyorlar; 20 tane diyince, neeee! diyorlar. Hayvanlar bir süs değil ki, kaç tanesinin bakıma ihtiyacı varsa, o kadarına bakarsın! Ayrıca benim kedi diye bir şey yok ki, birlikte yaşayıp gidiyoruz işte. Hatta onlara göre, ben onların hizmetçsi gibi bir şeyim! Hayır kafayı yemedim, vicdanıma yenik düşüyorum can-ı gönülden!

8 Ağustos 2019

Deprem, yerkürenin kendini gerçekleştirdiği kaçınlmaz bir doğa olayıdır; hurafelerle alakası yoktur! Önlem alınmazsa canlılara zarar verebilir, o kadar! Denizli'de yılda ortalama hissedemediğimiz sarsıntılarla birlikte 20-30 bin deprem olduğu için kanıksanmıştır ve insanlar büyük sarsıntılarda bile panik yapmamaktadır! Son depremin şiddeti bu arada 6.5 imiş!

Denizli'de şu an olan depremin şiddeti 6.5 imiş. Sakiniz ve de mutluyuz. Yerküre kendini kazasız belasız gerçekleştirdi! Karşı apartmana çıkan hemşehrilim, korkmaaa, bir şey olmz dedi elinde sigarasını tüttürürken...

Deprem olurken gaytelesex yapıyorduk. Telefonun ucundaki kişi deprem oluyor diye kapattı ve tekrar aramadı. Sanırım Lut Kavmi gibi helak olacağını zannetti!

Sakal modasıyla birlikte, jilet markaları milyarlarca dolarlık zarar etmiş. Umarım kadınlarda da doğal saç ve makyajsızlık modası başlar da, kuaför ve kozmetiğe giden paralarla sokak hayvanları ve Afrika'daki ihtiyacı olanların karnı doyar!

9 Ağustos 2019

Çocukları yaz tatillerinde Kuran kurslarına gönderiyorlar. Çocuklar arapça olduğu için ne öğrendiklerini bile bilmiyorlar. Ben de gittim o kurslara; Arapça sure öğretiyorlar. İnsanın anlamını bilmediği şeyleri öğrenmesi ne kadar anlamsız değil mi sizce de? Oysa matematikte sıralamada dünya sonlarındayız, sanata spora bir öcü gibi bakıyoruz. Oysa yaz tatillerinde çocuklara eksik oldukları dersler öğretilse, herhangi bir spor veya sanat dalında kendilerini geliştirmeleri için yetenekleri doğrultusunda eğitilseler... Ne bileyim örneğin tenis oynamayı öğrenseler veya badminton-centilmen sporlar da diyebiliriz, ikinci bir dili daha ana dili gibi konuşsalar, bir enstrüman çalmayı bilse bir insan veya resim yapmayı, fotoğraf çekmeyi, veyaVeya çevreciliği aşılamak adına hayvan barınakları veya sokak hayvanları konusunda bilinçlendirilseler... Uzun vadede daha sosyal bir insan olacaktır tartışmasız ve boş zamanlarında kötü alışkanlıklara yöneleceğine, hobileriyle zaman geçirmiş olur bu alanlarda ustaşaşamasa da... Bunu kursları sadece çocuklara değil, yetişkinlere de vermek gerekiyor. Dün bir İranlı arkadaşım, sürekli seyahat yapan arkadaşıma dedi ki, "Sen nasıl turistsin; hem dünyayı geziyorsun ama İngilizceyi konuşamıyorsun!". Noktayı koydu yani anlayacağınız!

POZİTİF-OLUMLU-İYİ CUMALAR!

Biz Arap değiliz, ana dilimiz de Arapça olmadığı halde, neden dinimizi anlamını bilmez bir şekilde Arapça gerçekleştiriyoruz. Dünya üzerinde Türklerden başka, ne dediğini bilmeden ibadet eden, Tanrı'ya yalvaran başka bir millet var mıdır çok merak ediyorum. Yoksa insanlar anlamını bilirse dinden vazgeçerler diye mi Türkçe ibadet yaptırılmıyor? Dogmatik şeyler üzerinden egemenlerin kafalarına göre baskı kurmaları daha kolay elbet! Mesela eşcinsellik günah dendiği zaman, açıp da anlamından saptırılMAmış şekilde bir ifade bulamayacaksın. İktidardaki muhafazakarlar, çıkarlarına uygun olarak din böyle diyor, Tanrı böyle emrediyor diyeceklerdir elbet ve de bilgi toplumu olunamadıysa buna kaçınılmaz olarak inanılacaktır. Türkiye'de yaşanan şu anda budur. Eşcinsel karşıtlığı sadece din üzerinden yapılıyor şu an; çünkü açıp tartışamıyoruz; çünkü öyle bir şey olursa, hemen dine hakaretten tutuklanırsın! Tutuklanmazsan bile yıldırırlar, sindirirler seni bir şekilde. Hemen diyecek ki bazı yobazlar; dinin Türkçe açıklamasının olduğu kitaplar var. Onu herkes biliyor herhalde. Ama kim alıp da okuyor. İnsanlar her Cuma veya her gün namaza giderken, yani dini günlük olaraj pratik ederken, daha kolay bir şekilde sunulsa daha iyi olmaz mı? İnsanlarımızın okuma alışkanlığının olmaması da kullanılıyor böylece. Okuyan bir toplum olsaydık, zaten din üzerimizde bu kadar etkili olmazdı. Din, cahillikten dolayı yobazlar tarafından üzerimizde keyfi olarak kullanılıyor ya zaten...

Belediye başkanları "Cuma"ya özel hayır temennilerinde bulunuyor. Oysa GSM şirketlerine giden bu paralarla kaç tane kedinin karnı doyar. Tabi iktidar her şeyden öncelikli olduğu için, PR-tanıtım yapılması kaçınılmaz! Bir de belediye başkanının emriyle ve tek tuş dokunmasıyla yapılan bu dileklerle(bilmiyorum ama gerçekten bütün vatandaşlarla tek tek bu dilekte bulunabilecek bir samimiyet var mıdır?) kendini değerli hisseden insanlarımız da yok değil hani!

Dindarların dini ve Tanrı'yı savundukları tek dayanakları, "gördüğün şeyleri kim yarattı?". Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? İnanmak veya inanmamak kişisel bir kafa yapısı meselesi. Sen yokluğa inanarak mutlu ol, bazıları da doğal yaşasın ama yokluğa inananların bir şeyleri anlayabilme kapasiteleri olsaydı, hayattaki varolan her türlü farklılığa saygısı olurdu. Bu dindarlar her şeyi kendilerinin doğru bildiğini sanırlar. Çünkü bildikleri şeylerin, sadece keni bildiklerinden ibaret olduğunu sanırlar. Oysa dünya üzerinde bilimsel milyonlarca kaynak var. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık kitap okuma oranının ancak sayfayla ifade edildiğini biliyor muydunuz? Sosyal medyadan sonra bu sıfırdır sanırım.

İnsanlara bir tavsiyem olsaydı, onlara okuyun derdim. Her gün bugün ne öğrendim, kendime ne kattım diye sorması gerekir insanın...

Damar yolu işlemi sırasında parmağı koluna temas ettiği için hemşireyi mahkemeye veren 52 yaşındaki hac'dan heniz gelen adama... Size bir şey söyleyeyim mi..? İlişkilerimden sonra eğer rahatsız olacak boyutta çok terlemediysem ve ihtiyaç hissetmiyorsam, ve de çok beğendiğim bir kişiyle yattıysam kesinlikle bir süre yıkanmıyorum. Çünkü cinsel ilişki benim için bir mutluluk ve o mutluluğu bedenimde de bir süreliğine taşımak bana huzur veriyor. Cenabetlik mi dediniz..? Vücut ifrazatları canlının bir parçasıdır ve bunlardan tiksinmek mantık dışıdır! Amerika'da afrodizyak etki yapması için meni parfümü bile satılıyor be! Dolayısıyla abdestin beyinlere uygulanması gerekiyor öncelikle!

AKP'ye en sert tepkide bulunanlar, AKP'ye inanıp da oy verenler. Bu da güzel; zararın neresinden dönersen kar!
#EYT

Cahil insanların okuma alışkanlığı olmadığı için onları ne bir şeye inandırabilirsin, ne de düşüncelerini değiştirebilirsin ama aptalca şeylere kanmaktan da geri kalmazlar! Mesela bilimsel kanıtı olmasına rağmen evrime inanmazlar ama kalkarlar gözle görülmeyen elle tutulmayan hurafelere inanırlar. Dedim ya, okumazlar; sadece kolaylarına geldiği için kulaktan dolma şeylere inanırlar. Mesela Ekrem İmamoğlu bilimden, sanattan, kütüphaneden, mülteci haklarından, insan haklarndan, spordan, eğitimden, kütüphaneden bahsediyor; bu kimsenin umrunda olmuyor ama AKP dünyanın en büyük camisini veya havaalanını yaptığını söyleyince bir heyecan dalgası falan oluşuyor....

10 Ağustos 2019

Eskiden asi, solcu kesilen, ateistlere oynayan gençlerin bir süre sonra çocuklarına dini isim verdiklerini, namaza niyaza yöneldiklerine şahit oldum. Ben ise, yaş ilerledikçe daha bilimsel düşünmeye başladım. Ölüm yaklaştıkça Tanrı korkusu artar ya, bende ise daha bir inançsızlık başladı. Çünkü yaptığım yanlışların hesabını vicdanıma vermeye başladım, öteki türlüsünün kendini kandırmaca olduğunu öğrendim. Yani cennet de burasıydı cehennem de, Tanrı da tanrısızlık da... Her şey insanın kafasının içindeydi. Eğer Tanrı ve cennet-cehennem olsa bile, verilecek bir hesabım yok; daha alacaklıyım bile hem insanlardan, hem de Tanrı'dan!

Bundan sonra kadın arkadaşlarımla çektirdiğim fotoğrafları facebook'ta paylaşmayacağım. Çünkü beyni kasığında bulunanlar, rahatsız ediyor onları.

Geçen gün karşı apartman komuşumuz olan, karşılaştığımız zaman beni görmezlikten gelen Sebla ablanın oğlu yandançaklı, bana hal hatır sordu. Hallahala dedim. Bu o mu, yoksa karıştırdım mı? O imiş. Biz 3. kattayız, dedi. Biliyorum. Şu kamyonetten 3-5 parça eşya taşınacak da... Bakınız, benim nezaketli oluşumu salaklık olarak algılamayın. Ben hizmet etmekten de çekinmem. 10 küsur kedimin sabahtan akşama kadar bokunu bile yüksünmüyorum çünkü... Ama o olmayan "ayku"nuzla karşınızdakini aşağı görürseniz, içimden salarım kahkahayı... Ve lafınız havada kalarak, kendi kendinizi de aşağılamış olursunuz böylece... Ayrıca; 1. Benim fiziksel gücüm eşya taşımaya yetmez; çünkü benim fiziksel gücüm bir kadın gücüne eşit ancak. Yoksa inşaatlara gider çalışırdım şu yok halimde. 2. O esnada tenis oynamaya gidiyordum, arkadaşlarıma verdiğim sözüm vardı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder