Kitapları ilk çıktığı günden beri takip ettiğim bir kişilikti. Farklıydı diğerlerinden. Duygularını, düşüncelerini cesurca ifade edebiliyordu; topluma göre belki fütursuzca. Belki beni cezbeden en çok buydu ondaki. Çok şeffaftı; yaşadıklarını, yaşamak istediklerini, kafasından geçen her şeyi yazın aracılığıyla ifade etmekten adeta çok zevk alıyordu. Ne talebe göre arz oluşturmak, ne de arz ile talep oluşturmak gibi bir derdi vardı; kendi hayatına dair şeylerle, varolan diğerlerindekine dokunmaktı belki de derdi.
Evet Küçük İskender'in şiirlerinin içine girmek ilk tanışıklı dönemlerinde kolay olmuyordu ama zamanla anlamaya başladıkça bağımlısı oluyordun. Evet, düşünceleriydi en başta tutku yaratan ama onun diliyle duyguları çözmek çok daha keyif verici hale geliyordu zamanla. Bir de şey gibi... Hani bazı şarkılardan, bazılarının çabucak tüketilmesinin aksine, dinledikçe daha çok haz alırsın ya, Küçük İskender'in şiirlerini de okudukça daha çok okuyasın gelir. Öyle bir şey işte. Yazın dünyasının popstarıydı bence Küçük İskender; çünkü o kadar moderndi ki; tüm zamaların edebiyat yıldızıydı bence ve her daim de öyle kalacak.
Tabiki de tanışıklıklarımız yazıları itibariyle, düşüncelerine tanıklık etmek itibariyle... Hani çok yakınımızı kaybedince bir başka üzülürüz, bir de yaşam felsefesiyle kendimizi örtüştürdüklerimize bir başka üzülürüz... Küçük İskender de, başkasını bilemem ama benim, hayatımdan onda çok şeyler bulduklarımdandı. "Ahlak da neymiş?"in birebiriydi. İnadına isyandı! Ama kırıp dökmeden ama hançerle dokunuyormuş gibi. Onun mesajını aldıktan sonra, tabi alabilenlere benim sözüm, istersen-kolaysa umursama... O yüzden kendinden birini kaybetmiş gibi oluyorsun Küçük İskender'in gidişiyle.
Ülkemiz, kültür itibariyle, kemik kitlesi dışında genel nüfus olarak onu ne çok anlayabilmiştir, ne de ona hak ettiği değeri vermiştir ama yıllar yıllar sonra akıllarda kalabilecek, hatta gelecekte okullarda kitapları ders olarak okutulacaktır bir kişidir; bundan hiç kuşkum yok. Çünkü akıl ve mantığa dair hayatın gerçekleridir geleceğe miras olarak kalacak olan. Şu anki kültürümüze dair popüler olan şeyler, şimdiki zamana hitap edenler ama Küçük İskender'inki gibi sağlam ve düz olmayan formüller üzerine kurularak ifdade edilmiş cümleler asla eskimeyecek, keyif alınacağı için de belli kapasiteleri hayat boyu büyülemeye devam edecektir.
Küçük İskender yazılarında da bolca dile getirdiği gibi tek kelimeyle bir "İkizler Burcu" insnaıydı... Hiç saklamadığı gibi ve de şiirlerinde en bolca kulandığı bir eş-cinseldi. Çok renkli ve çok deneysel bir kişilikti. Toplum dışı gibiydi ama toplumun en gerçeğiydi; farkı doğasına uygun yaşama özgüveniydi. Bemim gözümde o bir yaşam kahramanıydı ve kahramanca yaşadı, kahramanca yolculuğuna devam ediyor. Bakalım kimbilir nerede ve ne zaman tekrar karşılaşıp, yolculuğumuza onunla kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu yaşamda da yollarımızın onunla kesiştiği bir meridyen ve parelelde olmaktan, kendini şanslı hissedenlerdenim.
Okuyup da bağışladığımız ve dağıttığımız dışında bazı kitaplarını saklayıp başucu kitapları yaptıklarımız vardır ya; Küçük İskender benim için öyleydi işte. Yaşadığım şehir Denizli'ye, "imza"ya geldiğinde, sırada beklerken, bakışlarımızın kesiştiği anlar oldu. Bana sıra geldiğinde, "seni çok beklettik" demesi, bu nasıl bir nezaket dedirtmişti bana. Evet bir "nezaket"ti de Küçük İskender gözümde. İyiki de o fotoğrafı çektirmişim daha akıllı telefonların akıl bile edilemediği, daha spermlerin selfie şeklinde yumurtlaları döllendirmenin ne demek olduğunu bile bilmediği, düz bir ucuz ama içine dünyaları sığdırdığım makineyle. İmzaladığı "Flu'es" kitabı(n)ma yazdığı söz ise, "Bizler flulaşırken, netleşen galiba yalnızlık" sözü bir dönem adeta atasözüm olmuştu. Belki de hayatımın anlamıydı bu söz ve şimdi düşünüyorum da 20 küsur sene önceki bu sözü; adete bu sözü yaşamışım ben... Ve hiç aklıma gelmezdi, bir gün ben bir şeyler karalamaya çalışacağım ve ona bu karalamalarla ve onun sözüyle veda edeceğim!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder