14 Ağustos 2018 Salı

Hayatı sev, kendinle barış!


Evet, herkes ben-Halil değil, herkesin özgüven yapısı, psikolojisi farklı ve hayatın zorluklarına karşı aynı güçle bir direnç sergilemeyebilir. Tamam, herkes yapısı ölçüsünde bir varoluş mücadelesi versin ama BİR MÜCADELE VERSİN, hayata küsmesin! Hele ki "of canım sıkılıyor, bugün neden bu tür şeylerle karşılaşıyorum, neden istediklerim olmuyor" gibi şımarıkça tavırlar sergilemesin. Hayattan vazgeçmek falan kabul edilebilir bir şey olamaz; tedavilik bir durumdur bu.

Mesela... Eşcinsel dolarak doğabiliyoruz hayatta ve heteroseksist bir dünyada homofobiye maruz kalıyoruz kaçınılmaz olarak ama bu hayatı sevmemek ve yaşamamak için bir gerekçe olamaz kesinlikle. Dahası bizi güçlendiren bir panzehir olabilir bu. Sonradan oluşmuş egemen kültürlere ve yapılara karşı mücadele vermeliyiz eğer varolmak, yaşamak istiyorsak; istemeliyiz!

Bir kere şekilci olmamalıyız; oluşturulmuş standart anlayışını görmezen gelmeliyiz; bizim stadardımız doğadır; doğamızdır normal olan. Doğada tek tiplilik mi var; doğa çoğulcudur, renklidir, envai çeşittir ve bu da zaten hayatın güzelliğini oluşturur. Düşünsenize fabrikasyon olduğunuzu; herkes birbirine beniyor, herkes birbirinin davranışını sergiliyor; birbirimizi ayırt edemeyiz bile; kendimizin bile kim olduğunu bilemeyiz, kendimizi bile karıştırırız bu aynılıkta.

Bakınız güzel olan, standart olan, normal olan şeyler günümüzde dayatmadır sadece kapitalist dünyada. Kurnazlar sömürmektedir duygularımızı, emeklerimizi, kişiliklerimizi; niye buna izin veriyoruz ki; kendimiz gibi olsak, kimse bizi emellerine alet edemez. Eğer biz, bize dayatılan standartlarla mutlu olmaya çalışırsak, bu gerçek bir mutluluk olmaz ki; bize dayatılan başkalarına ait bir şey olur. Bunu mu istiyorsunuz? Eğer başkalarının dayatma standartlarına göre mutlu olmaya çalışırsak, bu mutluluk uzun sürmez. Çünkü o standart çıkarcı dünyada sürekli değişir ve biz de ordan oraya sürkülenir ve kendimizi kaybederiz; kendimiz olmayınca mutlu da olamayız.

Yaşadığım coğrafyada "ben ne zaman mutlu olacağım" diyorum bazen. Homofobi var, enflasyon var... var da var. Çünkü imkansızlıklar ve ayrımcılıklar moral bozucu olabiliyor ama hayatı küçük ve kendi dünyanda da yaşamaya çalışırsan, fazla etkilenmeyebiliyorsun. Tamam ülkemizde hayat çok pahalı ama özgürlüklerimize sahip çıkarsak, bu kriz bize koymaz ve de atlatılabilir. Ayrımcılık olabilir ama nerede yok ki; önemli olan doğanın ayrımcı olmaması. Nefes alabiliyor musun, sağlığın yerinde mi; dünyanın en zengin insanısındır ve kendini en mutlu insan saymaman için hiçbir neden yoktur. Eğer sağlıklı olduğun halde kendini mutsuz hissediyorsan, ya hasta ya da aptalsındır!

Hayat diye bir şey varsa, yaşamak güzeldir ve sen yaşamak için mücadele etmek zorundasın; çünkü hayatın diğer adı da mücadele etmektir. Fotoğrafa bakar mısınız (tek başına yürüyemeyen, adım atmakta zorlanan mülteci bir kız çocuğu); ülkemizde, şehrimizde de mülteciler var binlerce. Ve bunların tek sorunları mülteci omak değil; kimisi eşcinsel, kimisi engelli, kimisi vesaire ama bir umut yolculuğuna çıkmışlar mutlu olmak için doğdukları topakları ve alıştıkalrı kültürlerini bırakarak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder