26 Ekim 2015 Pazartesi

İnancım yok ama hiç yalan söylemedim

Gezi olayları sırasında türbanlı bir kadın saldırıya uğradığını iddia etmiş, yandaş medya ve gazetecileri de bu kadını savunmuş, olayın gerçekliğine dair haberler yapmışlar, hatta dönemin başbakanı bile konuyu doğruymuş gibi dile getirmişti. Oysa olay hiçbir şekilde ispatlanamadığı gibi olayın gerçek olmadığına dair ifadeler yer almaya başladı medyada. Olaya inanan gazeteci İsmet Berkan özür diledi ama saldırıya uğradığı iddia edilen kadınla röportaj yaptığını iddia eden türbanlı kadın gazeteci olayın doğruluğunu iddia ediyordu hala. Dün de bu gazetecinin, 'Bunları kadın mı anlattı?' diye soran dönemin Star gazetesi politika editörüne 'Konuşacak hali yoktu. Ne anlatabilirdi ki? Ama ne demek istediğini ben anladım' dediğine dair haberler çıktı...

Konuyu şuraya bağlamak istiyorum... Doğruluk, dürüstlük, vicdan, insanlık, hak-hukuk, vesairenin dinle alakası yok. Hani hep dindarlardan mükemmel bir dürüstlük beklerler ya... Ama hiç de öyle olmayabiliyor. Dinde yalan söylemek var mı? Yok ama söyleyebiliyorlar işte. Demek ki din gibi manevi unsurlar insanların kötü taraflarını törpülemeye yetmeyebiliyor... İnsan kişiliğini, karakterini kafasında tek başına ehlileştiremiyorsa, dışarıdan faktörlerle çok başarılı olunamıyor.

Zaten sorgulamadan fanatik derecede belli bir gruba ait olan insanlardan bu tarz davranışlar bana şaşırtıcı gelmiyor. İnsan önce birey olabilmeli, toplumsal fayda boyutunda bir şüphe yoksa ondan sonra bir konuyu, bir politikayı veya ideolojiyi, bir grubu, vesaireyi desteklemeli veya içinde yer almalı.

Ben dinlere inanmıyorum ama hiç yalan söylediğimi hatırlamıyorum. Çünkü buna ihtiyaç hissetmiyorum. Çünkü yalanın bana bir faydası dokunmayacak. En başta vicdanımı rahatsız ederek psikolojimi bozacak. O zaman yalanın sağladığı faydanın bir önemi olabilir mi benim için?

Düşünüyorum da... Gezi olaylarındaki bu iddialarla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder