7 Ekim 2015 Çarşamba

Benimki inatçılık değil, mükemmelliyetçilik ve disiplin


En çocukluğumdan beri disiplin, mükemmelliyetçilik, adalet konularında çok inatçıydım. O zamanlar bu adlandırmaları bilmiyordum tabiki de ama tam da söylediklerime işaret ediyordu. Mesela benim hiç devamsızlığım olmamıştır okul hayatım boyunca. İlkokul 1'e, 2'ye giderken bile ayakta duramayacak seviyede nezle-grip olsam bile gene giderdim okula. Ama yalan söylemeyeyim bir kere gidememiştim. Çünkü ayakta duracak halim yoktu. Ama gene ayağa kalkmış, önlüğümü giymiş ve yola koyulmuştum ama gidememiştim. Derslerimi zamanında yapar, yazılarımı çok mükemmel yazmaya çalışır, dönem ödevlerini bir sanat eseri şaheserliğinde hazırlar, hatta öğretmenler herkesin ödevini not verdikten sonra geri dağıtmalarına rağmen benimkini okulda kullanmak için alıkoyarlardı. Hiç kavga etmez, edenlerin etmemesi için mücadele veririr ve haksızlığa uğrayanlara çok üzülürdüm. Haşarı çocuklara çok kızardım. Mutlaka birilerinin canını yakarlardı çünkü. Zamanı boşa harcamama huyum çocukluğumda da vardı; yaz dönemini İngilizce çalışarak falan geçirmezsem pişmanlık yaşardım koskoca 3 ayı boşa geçirdim diye. Konu disiplinden açıldı ya... Mesela sözel derslerde veriilen konuları özet geçmek yerine ben satırı satırına ezberlerdim ve anlatım sırasında şaşırtırdım herkesi. Öğretmen hikaye kitabının özetini çıakrın derdi, ben roman özeti çıkarırdım. İşte ben böyle bir çocuktum. Okula başlamadan okuma yazma öğrenmeye çalışan, daha okuma yazma bilmeden dergi ve gazete alan, her türlü el işini yapmaya çalışan, radyoya ve televizyona meraklı, onlarla bir şey paylaşamayacağım için benimle aynı yaşlardaki iki yeğenimden başka arkadaşı olmayan bir çocuktum. Lise döneminde de içine çok kapanıktım. Dersleri dinler, hiç kimseyle konuşmadan evin yolunu tutardım. Çünkü hiç kimse nazik olmadığı için benim tarzıma uymuyordu. Kısaca kendi doğrularından taviz vermeyen, dediğim dedik, inatçı bir çocuktum. Ama o inatçılığım kuru bir inatçılık değildi. Doğruluğuna inandığımdandı... Ne yazık ki beni anlayamıyorlardı. Ben basma don giymeyi seviyordum, saçlarımı uzatmayı seviyordum, cikletlerden artist fotoğrafı biriktiriyordum, radyonun başından kalkmak istemiyordum, dergi gazete okumak istiyordum, film ve dizi izlemek istiyordum... Hayatın anlamı bu ve buna benzer şeylerdi benim için... Aradan geçen onca zamana rağmen değişen hiçbir şey olmadı. Alanlar genişledi ve öğrenme merakım, sürekli faaliyette bulunma heyecanım bütün hızıyla devam ediyor. Hala inatçıyım inandığım doğrularım konusunda. Zaten yanılmıyorum da. Çünkü doğruluğunu teyit etmeden inatçılık yapmam ben. Sonra bu mükemmelliyetçiliğime obsesif dendiğini öğrendim ve standartsız toplumda hep taktım kafaya bir şeyleri. Sonra kompulsif oldum takıntılarımdan kurtulmak için. Sonradan anladım ki bu benimki bir rahatsızlık değil, hep daha iyiye, daha mükemmele ulaşma sevdası... Artık kafaya taktığım şeylerden kurtulmaya çalışmak yerine, üzerine gidiyorum başarmak için ve etkili de oluyor. Ben 40 yaşıma kadar spor nedir bilmeyen bir insandım; ne yüzme biliyordum, ne bisiklete binmeyi... Tenis ve badminton hayalimde bile yoktu... Şimdi hepsini başardığıma inanıyorum. Teniste daha biraz daha çabalamam gerekiyor. İstediğim noktalara üst üste kusursuz ve daha sert vuruşlar yapmalı, servislerimle karşı tarafı darmadağın etmeliyim. Belki bu da bir hayal olabilir ama yaşım ve kondisyonum elverdiği ölçüde başaracağıma inanıyorum. Ben başaramasaydım 45 yaşından sonra deniz veya havuz görmemiş biri olarak yüzmeyi bile başaramazdım; inat ettim başardım. Şimdi zamanla yarışıyorum 1 saatte kaç tur atacağım diye... Sabah badminton, öğleden sonra tenis, akşam yüzme derken bugün vücudum iflas etti ama. Havuzda bir titremek bir titremek... Bir de tişört ve şort giyerek bisikletle kilometrelerce yol kat edince bayağı bir üşüdüm ve direnç kaybettim. Çünkü 3-5 saat uyku uyumuş ve tenisin akabinde yola çıkmıştım. Zaten sürekli rejimdeyim! Hiç canım istemediği halde yüzmeye gitmek için inat etmiştim. Ama gene de 1 saat olmasa da yarım saat yüzdüm bütün inadımla titreye tireye. Bu yazı da bu inatçılığımın eseri işte... Son not olarak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Başarının sırrı istikrardır, istikrar da displinle mümkündür. İlaçlarımı aldım, çayımı içtim, umarım yatağa düşmeden atlatırım bu süreci. Spor yapamazsam hasta olurum çünkü!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder