Öncelikle türbanla başörtüsünü ayrı değerlendirmeniz gerekiyor. Sorun başörtüsü mü, türban mı? Türban ideolojiktir, baş örtüsü gelenekseldir. Türban serttir, baş örtüsü esnektir. Türbanda şeriat vardır, baş örtüsünde demokrasi vardır. Çünkü yeri geldiğinde başını açabilir ideolojisi olmayan geleneksel başını örten kadın. Türban takan kadın birileri istediği için takar türbanını ama başını örten kadın toplumsal koşullara göre kendi iradesiyle örter başını. Türbanı iğnelerle tuttururlar, altında da emniyet örtüsü vardır ama geleneksel başını örten kadının yazması veya şarpası saçının ucundadır. Arada yukarıya doğru çekiştirerek düzeltir ama o gene düşer. Zaten düşmesinde sorun yoktur. Düşünce de ne ayıplanır, ne de kendisi utanır. Ama türbanlı kadın öyle katı kurallarla birileri istediği için türbana girer ki, o türbülanstan kurtulması mümkün değildir. Çıksa da sarsıntı halindedir, çıkamasa da.
Türban sorunun tek çözümü, kadıların neden başlarını açılmaz bir şekilde sıkı sıkıya bağladıklarının sorgulamasıyla mümkündür ancak. (Ama bunun için de heteroseksizmin manevi anlamlar yüklediği doğmaların dokunulmazlığının kaldırılmsı gerekiyor.) Çünkü heteroseksist sistem kadınları kendi ideolojilerine alet etmeye devam edeceği için, türban da hep politikaya alet edilmeye devam edilecektir. Türban resmi kurumlara girince her şeyin çözüleceğini zannetmek ve bu konuda destek vermek saflık derecesinde iyi niyetten başka bir şey değildir. Sivrisinekleri öldürmekle bataklık kurumayacağı gibi, kötü niyetli heteroseksist ideolojiye alet olmaktan kurtulunmadığı sürece de türban konusunda başarıya ulaşılamaz. Tabi amaç vakit geçirip oyalanmaksa, herkesin kendi bileceği iş. Neden vakit geçirmek dedim, çünkü inanç saçta, başta değil, yürekte, ruhta, beyindedir. Eğer inancı fiziğe indirgeyerek değerlendirecek olursak, saça başa kadar daha halledilmesi gereken ne öncelikli inanç menşeili sorunlarımız var. Saçın lafı bile olmaz onların yanında.
Kadınlar niye kendi kendilerine karar veremiyorlar? Niye hayatı erkeklerin sunduğu kurallar üzerinden yaşamaya çalışıp, farklı bir hayat olabileceğini olabileceğini sorgulamıyorlar? Tamam şimdiye kadar öğretilmiş kadınlık kuralları var ama bunların dışında da hayatların olabileceğini niye sorgulamıyorlar da, kadınlar için çizilmiş sınırların dışında olanların ahlakını sorguluyorlar? İnanç gerekçesiyle hapsolmayı özgürlük zannedebilirsin ama bunu kendine veya çevrene niye dayatırsın ki? Özgürlük ve baskının sağlıklı bir şekilde tanımlanması gerekiyor. Eğer bir insanın hakları elinden alınıyorsa ve onu ikinci sınıf vatandaş konumuna getiriyorsa bunun özgürlükle alakası olamaz. Ahlakın, inancın fizikle veya cinsellikle alakası olamaz. Çünkü herkesin bu konudaki ölçütü farklıdır ve bunların kuralları kaidesi olamaz. Zaten hayata bakarsanız, kadınlara çizilen sınırların erkek eliyle çizildiğini çok kolayca görebiliriz. Bazı kadınlar neden bunu görmemekte ısrar eder anlayamıyorum. Bağımlılık bağlı kalmak istediğin sürece vardır. Bağlı kalmaktan vazgeçtiğin an bağımsızsındır. Engeller çıkarsa da mücadele edeceksin. O yüzden kadının aciz olup olmaması kendi elinde.
Türbana destek vermek işgüzarlık, dolayısıyla kadınlığı erkekliğe teslim etmek, kadınlara haksızlık yapmaktan başka bir şey değildir. Bazı akademisyen, yazar çizer, sanatçı kesimi kadınlar türbana her yerde özgürlük için imza verip başkaldırmışlar ya, tarihe yüz karası olarak geçecektir bu bağnazlık. İnancı bir şeylere indirgeyip belli bir kesimin hizmetine sunmak, egemen sistemin çıkarına dayalı bir ayrımcılıktır. "Şu dine aitsen, şu inanca sahipsen, şöyle olmalısın, böyle olmalısın" dayatması inanç sistemine saygısızlıktır önce. Çünkü doğa farklılıklar üzerine kuruludur ve bir insanın yapısında dine inanmak varsa, nasıl kültürler arasında inanç farklılıkları varsa, aynı coğrafyada da inananlar arasında farklılıklar olabilir. İnancı tekele almak, inançla çelişmiyor mu?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder