2 Temmuz 2013 Salı
Eşcinsel Onur Yürüyüşleri bir varoluş hatırlatmasıdır
Eşcinsellerin özgürlük mücadelesinin yıl dönümü genellikle Haziran ayının son haftasında dünyanın bir çok ülkesinde "Onur" yürüyüşleriyle kutlanıyor her yıl. Ülkemizde de İstanbul'da 11.si düzenlendi geçtiğimiz Pazar günü bu "Onur" yürüyüşünün. Ben hayatımda ilk defa geçen yıl katılmıştım. Bir daha ne zaman katılırım bilmiyorum. Belki de seneye Denizli'de de tertipleriz böyle bir yürüyüşü. Çünkü bu yıl İzmir ve Antalya'da da yapılmış.
Bu sene "Gezi" protestosu sebebiyle ben katılımın 100 Bin falan olacağını düşünmüştüm ama yanılmışım. Biz eşcinseller en ötekisi olmamıza rağmen herkesin yanında yer alıyoruz ama herkes bizim yanımızda yer almıyor ne yazık ki. Biz herkesin yerine koyup kendimizi, herkesin yanında durabiliyoruz ama herkes bizi sözde anlıyor. Oysa biz laik kesimin son yıllarda maruz kaldığı muhafazakar baskıyı Galü Bela'dan beri yaşıyoruz.
Katılamadığım için ancak gazetelerde yer aldığı ve bende yarattığı etki kadar not düşebilirim ancak 2013 "Onur" yürüyüşüyle ilgili olarak. BBC'den ve bazı ulusal basınımızdan öğrendiğimiz kadarıyla bu yılki yürüyüş en katılımlı yürüyüş olmuş. 30 Bin ile 50 Bin arası bir katılımcı varmış.
"Gezi" karşıtı bir TV kanalımızın bu yürüyüşü haber yaptığına tesadüfen şahit oldum. Alperen Ocakları'nın da o gün bir protestosu varmış aynı yerde yapmak istedikleri ama polisler Alperen Ocakları'nı bekleterek ve önlerinde bariyer kurarak olası bir çatışmayı engellemişler.
CHP ve BDP milletvekilleri de bu yürüyüşe katılarak eşcinsellere destek vermişler. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek de CHP'li katılımcı erkek milletvekilinin eşcinselliğini sorgulamış attığı tweetlerle. Bana sorsalar ki "Ülkemizdeki homofobi profili nedir?" diye, ben direkt "Melih Gökçek" derim. Çünkü insanlarımızın tamamına yakını hala eşcinselliği belden aşağı vurmak amacıyla dalga geçmek için kullanıyor. Kendilerine benzemeyenlere karşı ne empati kurabilme yetileri var, ne de sempati duyabilme kapasiteleri. Muhafazakarlıktan vazgeçen eşcinsel modacımız Cemil İpekçi de lafı yapıştırmış Melih Gökçek'e: Biz kırmayız, kırılırız ve kırıklarımızla da batarız, eşcinsellerle uğraşmayın." diye.
Ve bugünlerde eşcinselliğin iyileştirilebilecek bir hastalık olduğunu iddia edip "tedavi" sunan Amerikalı Evanjelik Hıristiyan örgüt Exodus International'ın evli ve çocuklu başkanı Alan Chambers, kendisinin de eşcinsel olduğunu açıklıyor. 37 yıldır eşcinselleri iyileştireceğini vaat eden kurum da başkanının açıklamasından sonra kapılarını kapatıyor. Chambers ise açıklamasında, "Bu duyguları, bir süre sonra yok olacaklar umuduyla sakladım. Ancak artık bu duyguların bir parçam olduğunu kabul ediyorum" diyor. Buna benzer homofobikleri siyasi bazda bile görmemiş miydik? Eşcinselliğe karşı çıkıyorlar ama erkek sevgilileriyle yakalanıyorlar.
Eşcinsellik karşıtları, neden eşcinselliğe karşı olduklarını bir sorgulasalar diyorum eşcinsellikle dalga geçeceklerine, eşcinsellere ayrımcılık yapacaklarına. Tabi bizde ne homofobinin altında yatan gerçeğin bastırılmış eşcinsellik olduğuna inanılıyor, ne de homofobiklere "Eşcinsel misiniz de eşcinselliğe karşısınız?" diye sorma cesareti var. Evet homofobinin tek sebebi öncelikle kişinin bilinç altındaki eşcinsellik ve de gizli eşcinsellerin eşcinselliklerinin ortaya çıkma korkusu, bu korkudan dolayı da eşcinselliğin iyileşebilecek bir hastalık olduğuna inanılması. Homofobinin sebebinin gizli ve bastırılmış eşcinsellik olduğunun altı çizilse, sürekli bunun hatırlatması yapılsa, insanlar laf olsun diye homofobiklik yapmaz diye düşünüyorum.
Eşcinseller için "renkli, eğlenceli" dendiği zaman alınıyoruz falan ama bunda alınacak bir şey yok. Gerçekten öyleyiz ama. Alperen Ocakları'nın yürüyüşüne bakıyorum, yumruklar 85 derece havada sıkılmış ve ürkütücü seslerle slogan atıyorlar. Eşcinsellere bakıyorum, rengarenkler, yumuşaklar ve bu gökkuşağı ve estetik halimizle gurur duyuyorum. Çünkü daha insancıl.
Sloganlar da çok yaratıcı ve espritüel; Yasak da neymiş ayol, Diren ayol, O biçim direniyoruz, Zeki Müren'in askerleriyiz, Freddie Mercury'nin askerleriyiz, Zeki Müren’e sordum ‘diren’ dedi, Başka paşa tanımayız, TOMA’lara göğüs geren işte benim Zeki Müren (Zeki Müren keşke bugünleri ve gizli bir devrimci olduğunu görebilseydi.), Faşizme karşı bacak omuza, Sevişe Sevişe kazanacağız, Ay resmen devrim, Akşama kadar dönmeyiz, Nerdesin aşkım? Burdayım aşkım!, Sana ilgi duymuyorum ayol!...
Katılımcılar ve destekçiler arasında sanatçı denilince ne yazık ki sadece tiyatrocuları görebiliyoruz. Batı'daki gibi kitlelerin sanatçılarını, hatta "gay ikon" ilan ettiğimiz şarkıcılarımızı bile göremiyoruz ülkemizdeki eşcinsel etkinliklerinde.
İnsanların eşcinselliğe karşı önyargıları kolay kolay değişmeyecektir ama bu yürüyüşler, etkinlikler eşcinselliğin ve eşcinsellerin varoluşlarına katkı sağlayacaktır. Nefret edilmek bile yok sayılmaktan iyidir. Çünkü nefret de yok sayıldığımız ve yok sayılmak istendiğimiz için değil mi? Yani varolunca nefret etkisini yitirecektir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder