Bu sabah 44 yaşıma huzurla uyandım. Fiziksel olarak dingin olmasam da, ruhsal olarak çok huzurluydum. Sanki bütün kaoslar, kargaşalar soğuma evresindeydi. Çünkü bir şey başladıysa, arkasının gelmesi de kaçınılmazdır. Hem de yılların baskısıyla özgürlüğe bu kadar hasretken. Bence devrim olmuştur. Çünkü insanın içinde o kıvılcımın parlamasıdır devrim. O kıvılcım olmadıktan sonra zaten hiçbir şey olmaz.
Herkesin yapısı veya çevresi nedeniyle öncelikleri farklı olabilir. Ben de bu kültürde, bu çevrede yetiştim ama, gözümü açtığım günden beri hep özgürlük oldu tek derdim. İyi niyetle bile olsa bana birilerinin bir şey dikte etmesi kadar hiçbir şey moralimi bozmamıştır. Bir şey yapacaksam, birileri istediği için değil ben istediğim içi yapmalıydım ve hala da öyle. Çünkü ben birileri istemeden çok daha güzelini, çok daha iyisini yapabilirim. Vicdanımdan çok eminim çünkü. Ama vicdanımın ters tepmemesi için, özgürlüğüme en küçük şekilde bile dokunulmaması gerekir. Özgürlüğüm karşısında hiçbir şeyin önemi yoktur. Özgürlüğüm elimden alındıktan sonra insanlığımı bile unutabilirim. Bunun sebebini bilmiyorum. Psikolojim özgürlük konusunda çok hassas. Dokunmatik. Dokunulduğu anda bütün şartellerim atar. Bu yüzden deli sınıfına sokulabilirim. Özgürlük delilikse, evet deliyim.
Eşcinselliğime dokundurtmamam, laf söyletmemem de bu yüzden. Özgürlük benliktir, benliğini bulmaktır, onu var edebilmektir, yaşatabilmektir, savunabilmektir, korumaktır, en önemlisi de onu sevmek, onunla kendi içinde barışabilmektir. Ben o yüzden çok mutluyum, çok huzurluyum. Çünkü içimde savaş yok, barış var, sevgi var... Çünkü benliğimi bulmuşum ve onu sevmemem için bir neden olmadığını biliyorum.
Benim yapı olarak bir hamurum, bir genetiğim, bir DNA'm, bir ırsiyetim var ama onu doğru kullanabilecek, doğru işleyebilecek bir bilincim var. Bu bilince ulaşmamı sağlayan da toplumda ötekileştirilmeme sebep olan eşcinselliğim oldu. Eşcinselliğin bana, benliğime, kişiliğime, karakterime, insanlığıma çok katkısı oldu. Evet açık nefret hedefi olmam beni daha bir büyüttü, olgunlaştırdı, içimi güzelleştirdi, içimdeki sevgiyi, insancıllığı arttırdı.
Ben eşcinsel olmasaydım çünkü, diğer ötekilerle tanışamayacaktım, belki bu kadar anlayamayacaktım onları. Çünkü eşcinselliğim sayesinde onlarla yakın temas kurdum. Eşcinselliğim sayesinde sınırlarım kalktı, duvarlarım yıkıldı. Eşcinselliğim sayesinde hiç kimseden farkımın olmadığını, herkesi aynı şekilde, aynı ölçüde sevebileceğimi anladım, sevdim de, ve o sevginin lezzeti bende nefrete, kine, savaşa, şiddete karşı bağışıklık kazandırdı. Eşcinselliğim sayesinde milliyetsiz, cinsiyetsiz, dinsiz, dilsiz, ırksız, renksiz bir insan olunabileceğini öğrendim. Şu anda özgürlüğün olduğu hiç bilmediğim bir ortama bıraksalar beni, uyum sağlayabilirim, yaşayabilirim. Çünkü içinde öteki olmayınca korku da olmuyor, nefret de olmuyor ve dolayısıyla içindeki sevgi, dışarıdan da sana sevgi olarak geri dönüyor. Ben kendisiyle barışık olup da, sevgime nefretle karşılık verenle hiç karşılaşmadım ama kendisiyle barışık olan ne yazık ki yok denilebilecek kadar az.
Hayatta, heteroseksist bir dünyada "İyiki de eşcinsel olarak doğmuşum" diyen kaç kişi vardır bilmiyorum. Ben onlardanım işte. Çünkü ben doğanın olması gereken bir parçasıyım. Çünkü kendini inkar etmek, doğayı inkar etmek demektir ve bunun da hiç kimseye, hiçbir şeye faydası yoktur. Eşcinselliğin heteroseksüellikten daha güzel olduğunu iddia etmiyorum, eşcinselliğin kabul edilmemesinden dolayı, eşcinselliğin beni daha bir güzelliğe ittiğinden bahsediyorum. Heteroseksüel olsaydım belki çok sıradan yaşayacak, heteroseksizme dahil olacaktım. Eşcinselliğim sayesinde daha bir insan oldum insanca yaşayamadığım için.
Ve bu yaşımı, en güzel yaşım olarak not düşüyorum. Çünkü hayatımı temellendiren özgürlük mücadelesi veriliyor bu yıl. Hani insan "Ölsem de gam yemem" der ya hayatta en öncelikli şeyi gerçekleşince, özgürlük de benim için en öncelikli olduğu için, gözüm arkada kalmayacak artık. Keşke herkes özgürlüğün insan yaşamının temelinin olduğunun bilincine varabilse. Atalarımız özgür yetiştirilip, bizler özgür yaşasaydık ve çocuklarımıza özgür bir dünya bırakabileceğimiz için, keşke bu mücadelelere gerek kalmasaydı.
"Özgürlüğü cephe almak" diye bir şey olabilir mi? Şu anda ne yazık ki bir özgürlük isteyenler var, bir de özgürlük karşıtları. İnsanlar özgür olunca sevgi olur. Bunu anlayabilmek bu kadar zor mu? Özgürlük karşıtlarının, özgürlük mücadelesine karşı söylemlerine, suratlarına bakıyorum da nefret ateşi fışkırıyor resmen. Sevgiden bahsediyorlar ama nefret yayıyorlar, şiddet yayıyorlar, ölüm yayıyorlar. "Bu kadar çelişkili bir durum olabilir mi?" diyeceğim ama sevginin onların sadece maskesi olduğunu anlamamak mümkün mü? Ne olur özgürlüğe dahil olsalar, karışsalar ve sevgiyi çoğaltsalar? Nefretle, şiddetle, öfkeyle, kinle, savaşla beslenmek dedikleri bu olsa gerek. "Barış, huzur, sevgi istiyoruz" diyorlar ama kendi ölçütlerinin başkalarına uymadığını düşünemiyorlar sanırım. Gene nereye geliyoruz; Bilgiyle kazanılabilecek yüksek bilinç seviyesine. İşte o noktada sevgi olacak, barış olacak, özgürlük olacak. Bunu erken yakalayabilenlere, dünyayı güzelleştirebilmek için çok iş düşüyor.
Hayatta benim öyle ideallerim falan olmadı hiç. Sadece insanca yaşayabilmek istedim. Şarkılar ve fikirler en güzel hediyelerim oldu. En büyük hediyeyi bu yıl aldım ama. Özgürlük! Hep böyle olsun dünya. Özgürlük olmasa bile ruhu olsun. Ruhu olduktan sonra vücut da bulur yaşamak için çünkü.
Mutlu Yıllar, Mutlu Yaşlar...
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim...
YanıtlaSil