Şimdilerde eşcinsellikle ilgili çok film yapılıyor Amerikan Sineması'nda. Bunun nedeni eşcinsellerin daha görünür olup haklarına sahip çıkması mı, ticari olarak eşcinsellerden de faydalanılmak istenmesi mi, kültürel yaşama parelel olarak ülke siyasetinin de farklılıklara sempatiyle bakmasının yapımcılara, yönetmenlere verdiği cesaret mi, Amerikan Sineması'nda artık açık bir şekilde oyuncu, yönetmen, yapımcıların varolabilmesi mi?
Belki de hepsi. Çünkü değişim birbiriyle bağlantılıdır. Zihniyet değişince, hayatın her biriminde de değişiklikler oluyor. Ama bu değişimi biraz hızlandırmak istiyorsak, öncelikle dışlanan kesimin konuya el atması gerekiyor. Yoksa heteroseksist bir dünyada kimse ekmeğine kan doğranmasını istemeyeceği için, eşcinsel olmayan kişilerden de eşcinsellik adına duyarlılık beklemek biraz fazlaca iyimserlik olur.
Hem hangi heteroseksüel kendini heteroseksizmin baskısından, sansüründen soyutlayarak, eşcinselliği bir eşcinsel kadar samimi anlatabilir? İçinde yaşadığı erkek egemen kültürün hassasiyetlerini gözönünde bulundurması kaçınılmaz olacaktır. Cesur heteroseksüel sinemacılar da vardır mutlaka sanata yaraşır işler çıkartabilecek ama konu eşcinsellik olunca aynı cesaret ne kadar gösterilebilir acaba?
Bir de heteroseksist bir dünyada gerçekten eşcinselleri heteroseksüel sinemacılar ne kadar anlayabilirler, ne kadar içten bir şekilde anlatabilirler? Ben mesela heteroseksüel bir rolü ne kadar başarılı oynayabilirim, oynatabilirim? Sinemacılığın püf noktası her şeyi en iyi oynayıp, oynatabilmektir ama bir insanın kendini daha başarılı anlatacağına inanıyorum. En azından insan kendi sorunsalını anlatırken daha cesur, yaptığı işler de daha devrimci olur.
Sinema, kitlelere bir şeyleri doğru anlatabilme adına mutlaka kullanılması gereken ifade biçimlerinden biri. Eşcinsellerin de bunu mutlaka kullanması gerekiyor. Ama bunun için sanırım öncelikle oyuncusundan yapımcısına, senaristinden yönetmenine kadar eşcinsel sinemacıların olması gerekiyor. Heteroseksüel sinemacılar da sözlerimden alınmak yerine, heteroseksizme rağmen sıkıyorsa eşcinsel sinemaya soyunsunlar da görelim bakalım. Bugüne kadar yapılanlar ortada zaten.
Daha önceki bir yazımda, bir ülkede eşcinsel kültür yerleşik hale gelmediği sürece, sinemasının da olamayacağını söylemiştim ama, yer altına itilmiş eşcinsellik anlatılabilir eşcinselliğin gün yüzüne çıkması için. Zaten sinemanın, sanatın da görevi bu değil mi? Yok sayılanın, yok edilenin yanında olabilmek, onların varolmasına yardımcı olabilmek değil mi?
Mayıs ayında Zeki Müren'in bir benzeri olan Amerikalı şarkıcı Librace'nin aşk hayatının anlatıldığı bir film gösterime girecek. Hatta filmin başrol oyuncuları Michael Douglas ve Matt Damon filmde dudak-dudağa öpüşüyorlar filmde. (Bizde var mı böyle oyuncular sahi?) Batı'da eşcinsel haklarına ivme kazandırmış yaşamlar sinemaya aktarılırken, bizde neden hala Zeki Müren'in hayatı filme aktarılmaz? Önünde engeller mi var, yoksa sinemamız bilmediğimiz jargonlar üzerine mi kurulu? Ya da ülkemizdeki yaşam Zeki Müren'in ta kendisi olduğu için, eşcinsellerin iki yüzlü olarak kalması mı isteniyor? İnsanlar kendi gerçekleriyle yüzleşmek istemiyor sanırım. Hayatın gerçek yüzünün gösterilebilmesi için, benim gibi kendini açıkça ifade edebilen birilerinin Zeki Müren'le aşk mı yaşaması gerekiyordu?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder