Siz hiç homofobiyi içselleştirmiş bir eşcinselin yüzündeki çaresizliği gördünüz mü?
Homofobinin asıl kurbanları açık eşcinsellerden çok homofobiyi içselleştirmiş, eşcinselliğiyle barışamamış eşcinsellerdir. Çünkü açık eşcinseller her türlü homofobik saldırıya maruz kalabilirler, hatta öldürülebilirler ama yanlışın, hatanın ve kötülüğün kendilerinde olmadığını bilirler. Saldırıdan korundukları veya uzak kaldıkları sürece hiç yoktan iyidirler gene. Çünkü kendileriyle ilgili bir sorunları olmadığı için en azından rahat uyuyabilirler.
Hep kendileriyle-eşcinsellikleriyle barışamamış gizli eşcinselleri ikiyüzlü davrandıkları ve eşcinsellikle ilgili hiçbir sorumluluk almadıkları için açık eşcinsellere haksızlık yaptıklarını düşünüp eleştirmişimdir ya, artık o kadar acımasız olmayacağım gizli eşcinsellerimize karşı. Çünkü heteroseksizmin egemen olduğu bir dünyada ve erkekliğin şeref sayıldığı bağnaz kültürlerde, psikolojik açıdan kaldırılabilecek bir durum olmadığı için açık eşcinsel olabilmek hiç de o kadar kolay değil.
Kim istemez ki ruhsal olarak huzurlu bir hayat? Ama herkesin ruhsal kapasitesi toplumsal heteroseksist baskıyı kaldırabilecek kadar güçlü olmayabilir. Herkes kendisi olabilmek için heteroseksit çoğunluğu karşısına alabilecek kadar cesur olmayabilir. Cesaret derken fiziksel bir güçten bahsetmiyorum tabi ki. Bazılarının yapısal ve de buna bağlı çevresel faktörlerin etkisiyle içselleştirdiği duygusal anlamda vazgeçemediği, karşı koyamadığı değerleri olabilir. İşte bu yüzden ne toplumsal yaşam biçimini karşısına alabiliyor, ne de kendi olmaktan-eşcinselliğinden ve bunu gerçekleştirmekten vazgeçemediği için kendisiyle heteroseksiszm arasında sıkışıp kalabiliyor, içinden çıkamaz duruma gelebiliyor, kendisiyle toplumsal değerler arasında çatışmaktan yoruluyor, bunalıyor.
Bazen kendimiz olabilmek için nerden başlamak gerektiği konusunda da ben çıkmaza giriyorum. Eşcinselleri kendisiyle barıştırmak o kadar kolay değil. Onları fazla üzmemek ve de yıpratmamak gerektiğine de inanıyorum. Çünkü bir çok eşcinsel arkadaşımı açık olmaları konusunda ikna etme çabalarım hem onları hem de kendimi üzüp hiçbir işe yaramadığı gibi, aşırı tepkileriyle de karşılaşıp köprülerin tamamen atılmasına da sebep oldu. Zaten heteroseksizm yeterince baskılıyor-bunaltıyor onları, bir de açık eşcisnellerin "açıl, açıl" baskısının eşcinsel hakları için mücadeleye dahiliyet konusunda çok da faydalı olacağını sanmıyorum. Çünkü onları ikna etmek bu kadar kolay olsaydı, kendilerine en ters gelen heteroseksüel yaşam biçimine bu kadar kolay boyun eğmezlerdi. Kendisiyle barışık açık eşcinselleri heteroseksüel yaşam biçimine ikna etmek mümkün değildir değil mi? Heteroseksüel yaşam biçimini kabul etmekten başka çıkış yolunu bulamayan bir eşcinseli, eşcinsel kültüre inandırmak-dahil etmek de o kadar kolay olmayabilir. Üstelik karşısında kabul edilmiş, toplum tarafından onaylanmış bir eşcinsellik ve kültür de yok.
Eşcinselleri çok eleştiren biri olarak bu sefer onlara hak vererek çelişmiş olabilirim ama kendimizi herkesin yerine koyarak da düşünmek gerekiyor ama mağdur edenlerin değil de mağdur olanların yerine koyarak. Doğanın, doğalın karşısında yer alan heteroseksizmin anlaşılacak bir tarafı çünkü. Belki de eşcinsellerimizi incitmek yerine, heteroseksizme karşı elden geldiğince mücadele vermek en öncelikli mücadele şekli olmalı. Çünkü heteroseksizmin homofobisini yenmeden içselleşmiş homofobiyi yenmek mümkün olmayacak gibi.
Siz hiç homofobiyi içselleştirmiş bir eşcinselin yüzündeki çaresizliği gördünüz mü? Ben bunu kaldıramıyorum işte. Heterozseksizme karşı savaşmak bu çaresizliğe dayanmaktan daha kolay. Hakların için tüm gücünle mücadele verenlerden olabilirsin-olabilirim ama "bu eşcinsellerimiz" için insanın elinin-kolunun bağlı olması çok zor geliyor bana. "Lütfen bana dokunmayın" diyorlar, "Yardım istersem de cevap vermeyin" diyorlar. Bu durum, eşcinsellerin heteroseksizme intihar çaresizliğinden başka bir şey değil .
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder