Çocukluğumda en çok köpeklerden korkardım havladıklar, hırladıkları ve saldırgan davranışlarda bulundukları için. Çünkü fiziksel olarak onlara karşı bir şey yapamayacağımı biliyordum. Çocukluğumda düşündüğüm gibi belki yapılarında saldırganlık vardı etçilliklerinden dolayı ama, şimdi anlıyorum ki insanların daha çok payı varmış köpeklerin saldırganlıklarının ardında. Çünkü insanlar köpekleri kendilerini korumak ve diğer insanlara saldırmaları için barındırıyorlardı, yetiştiriyorlardı. Bağlana-bağlana da iyice huysuzlaşıyordu köpekler doğal olarak. Tabi sosyetenin sükse yapmak için gezdirdikleri süs köpeklerinden bahsetmiyorum. Şimdi korkmuyorum artık köpeklerden. Seviyorum ama hala temkinli yaklaşıyorum ısırma ihtimallerine karşı. Belki doğanın gerçeklerine karşı bir temkinlilik bu güvensizlik, belki de çocukluktan kalma içselleşmiş bir korku.
Spora giderken önünden geçtiğim iki tane Pet Shop var. Bu gece en çok seyrettiğim Pet Shop'un önünden geçerken cam barınaklardan birine koydukları fareleri uzun-uzun meraklı bakışlarla inceledim. Bu arada fareler benim en çok korktuğum üç hayvandan biri. Bunlar sarı renkli farelerdi. İki bölüme ayırmışlar fareleri. Birinde sadece yetişkinler var 3-4 tane. Birinde de yavruları ve anne fare. Sürekli kaşınıyorlar, yani dişleriyle derilerini veya tüylerini ısırıyorlar, didikliyorlar kendi kendilerine. Yavru fareler de aynı şekilde yapıyorlar. İçgüdüsel bir davranış sanırım. Anne farenin yavrularını emzirişi aynı kedilere benziyor. Zaten fareler de daha çok dişlerinden dolayı tavşanlara benzemelerine rağmen, kedilere de çok benziyorlar. Özellikle yavruları kedi yavrusuna çok benziyor. Gözleri kapalı-kapalı yavru farelerin. Sadece koklama yoluyla hareket ediyorlar. Yemek yeme şekilleri de tavşanlara beziyor. Çünkü yiyecekleri ellerine alarak kemiriyorlar. Ağızlarının sadece önünde dişleri var. Yavru fareler daha gözleri açılmamış, annelerini emecek kadar küçük olmalarına rağmen yiyecek de yiyiyorlar. Şaşırdım.
Aynı dünyada yaşamamıza rağmen ne kadar yabancıyız canlılar olarak birbirimize. Oysa nedensel ve doğal bir davranış biçimi sergilemelerine rağmen ben olasılıklar üzerine davranışları hakkında yorum yapıyorum.
Gözlemlerim sonunda korkulacak bir hayvan olmadıklarını anladığım gibi sevdim de onları ama bir kedi gibi besleme, sevme ve kucağıma alma cesaretim şu anda söz konusu bile değil. Belki hayatım boyunca hep uzak duracağım onlardan. Belki mecburiyetler birarada tutarsa, ancak o zaman birarada yaşama ihtimalim olabilir farelerle.
Farelerden korkma sebebim aslında yılana bezeyen upuzun kuyrukları. Çünkü sürüngenler de en çok korktuğum diğer hayvanlar. Onlara bakamıyorum bile ne televizyonda, ne de Pet Shop'larda. Yüzü soğuk deniyor ama belki de onları soğuk olarak tanımlayan insanlar ve bu önyargıyla yetiştiriliyoruz ne yazık ki. Gerçekten sürüngenler ve kemirgenler ne kadar insana zarar verebilirler durduk yerde bilemeyeceğim ama daha çok içselleşmiş korkularımız yüzünden mesafeli duruyoruz bu hayvanlara karşı sanırım. Çocukluktan itibaren önyargısız yetiştirilmedikten sonra da korkularımızı yenmemiz mümkün olmayacak belkide.
Hayvanlara karşı olan korkuların nefretsel olmamasının sebebi, aynı türden olmamamızdan kaynaklanabilir. Çünkü hayvanlardan uzak durulduğu sürece insanları rahatsız etme ihtimalleri çok düşük. Ama eşcinsellere karşı olan korkularımız aynı türden olduğumuz ve kendi korkularımızı, kaygılarımızı ayna gibi birebir yansıttığı için öldürme seviyesinde nefretsel olabiliyor. Çünkü insanları boş veremeyiz birarada yaşadığımız ve bizi toplumsal anlamda heteroseksistçe tehdit ettiği için. Onları alt etmek, yok etmek hayvanları yok etmek kadar kolay olmayabileceğinden de yok edemedikçe bu korkular şiddetli nefrete dönüşebilir. Tıpkı homofobi gibi.
Yabancılıktan kaynaklı korkuya dayalı nefretten korunmak ve kurtulmak için çocukluktan itibaren doğayı, doğallığı keşfederek birbirimizi tanımamız gerekiyor. Yoksa korkmaya devem ederiz yabancı kaldığımız doğal gerçeklerden ve gerçeklerle ilgili başımız sıkıştığında da nefretimizi sergilemekten çekinmeyiz.
Heteroseksiszm bu nefreti diri tutmak için doğadan, gerçeklerden, bilimsel bilgiden uzak tutmaya çalışıp hurafelerle örüyor toplumsal yapıyı. O hurafeler de bilinç altına yerleştikten sonra istediğin kadar üniversite oku, istediğin kadar uzman ol, istediğin kadar araştırmacı ol, istediğin kadar bilgili ol, hatta istediğin kadar gazeteci ol, zorda kaldığında yabancı kaldığın en ötekisine karşı farkında olmadan fırlatıverirsin bilinç altından korkularına dayalı nefretini.
Herkesin mutlaka bir bir korkusu ve bu korkuya dayalı nefret ettiği bir ötekisi vardır bilinç altında ama nedense herkesin en büyük korkusu eşcinsellik, en nefret ettiği ötekisi eşcinseller. Çünkü heteroseksist bir dünyada birey olabilmek o kadar kolay olmasa gerek. Sorsan hepsinin özgüveni tamdır, hak ve hukuk için Roma'yı bile yakarlar ama iş eşcinselliğe gelince adalet, demokrasi, insanlığa dair her şey bir anda unutulur. Çünkü samimi-doğal insan olmakla, toplumsal-öğretilmiş-heteroseksist insan olmak arasında çok fark vardır. Gerçek insan olabilmek için eşcinselliği kabul edebilmek, eşcinsel olmasan da eşcinselim diyebilmekten, eşcinsel olarak bilinmekten rahatsızlık duymamaktan geçer. Ama heteroseksist dünyada kendini düze çıkarabilmek eşcinsel olmadığını savunmaktan geçiyor hala.
Hala çözebilmiş değilim diyeceğim ama, çözdüm de aslında heteroseksist dünyanın eşcinsellikten neden bu kadar nefret ettiğini. Belirttiğim gibi insanın nefretinin cinayet seviyesinde olmasının sebebi gerçeklerden korktuğu, kaçtığı içindir. Homofobinin bu kadar yaygın ve de şiddetli olmasının sebebi de bastırılmışlıklar değil midir? Cahilliğe versem cahil değiller, "eşcinseller 'onlar'ın başına bir şey getirmiş olsa da korksalar ve nefret etseler" desem, zaten mağdur olan eşcinseller. Geriyede bir şey kalmıyor değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder