27 Ocak 2012 Cuma

Eşcinsellik Transseksüellik mi, Heteroseksizmin Kurbanı mı?

Eşcinsellik bir anlamda toplumun düşündüğü, eşcinsellerin inkar ettiği gibi transseksüellik mi?

Kendini eşcinsel olarak tanımlayanlar bedenleriyle barışık transsekseüller, kendilerini eşcinsel olarak görmeyip kadın olarak görenler, bedenleriyle barışamamış eşcinseller mi?

Yoksa eşcinsellerle transsesküelleri birbirinden ayıran bir çizgi var mı çevresel faktörlerin-baskının etkisinin olmadığı? Çizginin her iki tarafında kalanlar da seviyeleri farklı eşcinsel ve transseksüeller mi?

Herkesin eşcinsellik ve transseksüellik seviyesi farklı olduğundan mı herkesin birbirine benzememesi?

Eşcinsellikle transseksüellik arasında olan bir şey mi heteroseksüel olmamak?

Trannsseksüellikten sonra da biyolojik-yapısal, yani bedeniyle cinsiyet kimliği birbiriyle uyuşan heteroseksüellik mi başlıyor?

Kendini heteroseksüel olarak tanımlayan eşcinsellerin bulunduğu nokta biseksüelliğin de üstünde heteroseksüelliğe yakın bir nokta mı?

Cinsel anlamda kendilerini heteroseksüel sınıfına sokanların eşcinsellerin hakimiyetine teslimiyetleri, heteroseksizmden dolayı bastırılmış eşcinsellikten değil de sadece bir meraktan mı ibaret denildiği üzere? Devamının gelmesi de en başta korkulan alışkanlık bahanesinden başka bir şey olmadığını göstermez mi?

İnsanın kendini belli bir kategoriye sokması tabi ki de lüzumsuz bir heteroseksizm dayatması ama insanın hak mücadelesi için kendini tanıyıp bilimsel olarak ifade etmesi kaçınılmaz.

İnsanın ne olduğunu, kim olduğunu çevresel faktörlerin baskısını bertaraf edip kendini en özgür bıraktığı noktada tanımlama şansı var mıdır?

Sabit bir tanımı olmayabilir, olmaması da en doğrusudur zaten. Çünkü insan birkaç yapıyı birarada bulundurabilir kendinde. Biseksüellik bunun en güzel örneği.

Ama bir insanın cinsel yöenelimi tek olsa da, çok olsa da onun da alt değişkenleri olabilir, tek bir sınıfta olmayabilir. Bu da LGBTT'lerin tek bir kategoriye sokulmamasının sebebi olabilir. Ama bu değişkenlik de insanın kendini ne olarak tanımlaması konusunda kafa karıştırıyor. Yani bir gün öyle, bir gün böyle. Biliyorum olması gereken bu ve asla sorgulanmamalı. Ama insanın kendini tanımaya çalışması ayrımcılık sebebi veya ayrımcılığa sebebiyet vermek olarak düşünülmemeli.

Her şey aman "boşver" diyememekten, içimden geldiği gibi yaşarken bunu sorgulamamayı bırakamamaktan kaynaklanıyor.

Aslında bu huyuma sebep olan da heteroseksizmin dayanılmaz ağırlığı. Herkes içinden geldiği gibi özgürce yaşayabilseydi, belki de bu sorgulama ihtiyacı duyulmayacaktı. Sen "hastasın, sapıksın, ahlaksızsın" diyince, insan da insanca yaşayabilmek için bir şeyleri sorgulamak, bir şeyleri ispat etmek zorunda kalıyor, bırakılıyor.

Cinsel yönelimimin eylemlerinin toplumsal şekillenmeden zararlı bir şekilde payını aldığını düşünmeden de edemiyorum. Çocukluğumdan itibaren kimliğimin ister yönelim, isterse cinsiyet olarak ne olduğunun farkında olsam da, dahil olmadığım heteroseksist kültürün baskınkınlığından dolayı, bilinç altım ister istemez bir şeyleri içselleştirmiş olabilir, beni doğru şekillendirecek eşcinsel bir kültür olmadığı için de toplumsal "cinsel" rollerden esinlenmiş olabilirim. Çünkü heteroseksist kültürde egemen erkek rolüne dahil olamıyorsan, diğerine şartlanabilirsin. Pratikte ne kadar gerçek kimliğine kavuşsan da, imge olarak beyninde ilk etapta hep bilinç altı devreye giriyor. Zaten toplumsal algıyı şaşırtan da bu oluyor beklenilenin dışına çıkıldığı için. Yani eşcinsellerden hep kadın rolü bekleniyor ve kendileri oldukları zaman da heteroseksizmi yaraladığı için şimşekler çakıyor, tepkiler öldürücü olabiliyor.

Anlattıklarımın bilimsellikten uzak kişisel kendi düşüncelerim olduğu için doğru bilgiden çok doğrulanmaya, yanlışlanmaya açık kişisel özgürlük ifadesi kapsamında kendimi tanımam, kendimle yüzleşmemdir.

Bu yazıda kendimi sorguya iten de, "insan kendini nasıl hayal ediyorsa, kimliği de o dur" düşüncesine ters bir davranış sergiliyor olmam. Kendimi başka türlü hayal ediyorum ama uygulama da başka biri oluyorum. Her ikisiyim tabi ki de ama niye hayalimde bir tarafım öncelikli oluyor? İşte bu heteroseksizmin yan etkileri mi, ben bu olduğum için olması gereken bu mu, yoksa heteroseksizmin şekilsel olarak yarattığı imgeler mi hayallerde öncelikleri belirliyor. Uygulama da önceliğimin değişmesi işte kafamı karıştıran.

Yoksa beynimde erkeklik kompleksi mi yatıyor erkekliği alt etmek için. Ya da eşcinsel kültürü oluşturmak adına açık eşcinsel yandaşları çoğaltmak için bastırılmış eşcinsellerin kendilerini keşfetmelerine yardım etme teşebbüsü mü bu? Ne yalan söyleyeyim, bastırılmış eşcinsellerin toplumsal erkeklik rollerinden sıyrılmaları, yatakta da olsa çok hoşuma gidiyor. Çünkü güven veriyor, huzur veriyor, bu sefer de varolmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum  heteroseksizme inat.

Çünkü milyonlarca eşcinselin yaşadığı dünyada ayrımcılığa maruz kalmayı bir tarafa bırakın, eşcinselliğin olduğu bir tabiatta yalnız olmak ve de hedef gösterilmek çok zor.

Noktayı en açık şekilde koymam belki de heteroseksizmi ve de homofobisini besleyecek yanlış bir düşünce olacak ama doğruyu bulmak için düşüncenin ifadesi şart. Ben mesela bir eşcinsel olarak beğendiğim erkeklere ilk aşamada yani hayal aşamasında cinsel anlamda teslimiyetçiliği hayal ediyorum ama onlarla birarada olma fırsatını yakalayınca da cinsel anlamda mutlak bir şekilde teslim almak istiyorum. Ruhum teslim olmak istiyor, bedenim sahip mi olmak istiyor yoksa tatmin olmanın, kendini cinsel olarak gerçekleştirmenin kaçınılmaz yolu mu bu?

Çok açık olmak önyargılara sebep olacak biliyorum ama benim cinsel yönelimim-eşcinselliğim önyargılara kurban olduktan sonra hiçbir şeyin önemi yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder