Aslında bu, önümüzdeki yıllarda yayınlayacağım kitaplardan birinin adı olacak. Bu kitap öyle edebi veya sosyal anlamda kuş falan kondurmayacak, sansasyon da yaratmayacak; sadece kişisel bazda kendi adıma yazılı bir kayıt olacak (Çünkü;1. Türkiye'nin en büyük eksiklikleirnden birisi, yazılı tarihe önem vermemesidir.). Çünkü; 2. İnsanlar almak istediğini alır, almak istemiyorlarsa da, uçuruma da sürüklenseler, döndüremezsin yollarından. En basitinden, eşcinsel kimliğinin arkasında durmak istemeyen bir eşcinseli asla dolabından çıkaramazsın, heteroseksüel evlilik yapmasının önüne geçemezsin. O kamburu oluşturup, içsel homofobisini dışsal homofobiye yıkarak kambur kambur dolaşmaya devam edecektir. Çünkü o, odur ve o kadar olmaktan öteye gitmek istememektedir. Ve çok bahaneleri olacaktır aile gibi, toplum gibi, ahlak gibi, din gibi, hatta seviye gibi... Bazı insanlar vardır, önceki tecrübeleri kendilerine rota olarak kullanırlar; Bazı insanlar da vardır, düşe kalka bile hayatı öğrenemezler, çünkü öğrenmek istemezler, çünkü yapısal mı desek kültürel mi desek; melankoliden haz duyarlar, kendilerine bile sadisttirler, trajedi yaratmaktan ve yaşamaktan bütük keyif alırlar. Mesela bizim eşcnselleri alacaksın, dünyanın bir numaralı şehri Adelaide yerleştireceksin, ille de homofobi derler. Çünkü bakmayın şikayetçi olduklarına; itilip kakılmakla beslenenler çoğunlukta yani. Yoksa insan istedikten sonra, cehennemde bile cennetini yaratabilir. O yüzden aslında benim tecrübelerim tavsiye falan olamaz, çünkü diyeceklerdir ki, tuzu kuru birisi eşcinsellik adına caka satıyor. O yüzden aslında yaşadıklarıma anı ve yaşam tecrübesi demek en doğrusu olur.
Ben, bir eşcinsel olarak hayatta neyi mi öğrendim;
1. Ne olursam olayım, kendimi her şekilde kabul etmeyi ve sevmeyi öğrendim, sonraki dönemlerde ise kendime aşık oldum, tek aşık olunacak kişinin de hayat ve kendim olduğunu da gördüm. Çünkü sen olmazsan, yani kendine değer vermezsen; ne değer görüyorsun, ne de çevrene değer katabiliyorsun.
2. Açık bir eşcinsel olmam; ne bana bir şey kattı, ama sanıldığının aksine ne de benden bir şey götürdü. Ben açık bir eşcinsel olarak eşcinselliğin utanılacak bir şey olmadığını göstermek istedim; çünkü insan doğadan, doğasından utanır mı? Çünkü ben kendimin, doğanın ne olduğunu biliyordum ve kendimden çok emindim, yani eşcinselliğimden hiç şüphem yoktu. Kendimi bildim bileli, kendimi kendim gibi hissediyordum ve bundan vazgeçmem söz konusu bile olamazdı; ne için, kim için; onlar da kim, başkaları da kim oluyor, sizin inandıklarınızdan bana ne?
3. Bu belki hamursal-genetiksel-yapısal-gezegenler arası açısal bir şey olsa gerek ki, ben çocukluğumdan beri toplumsal bağımsızlığımı ilan etmiş bir kişiydim. Bana hiç kimse, ben istemedikten sonra bana bir şey yaptıramaz, ben de ne istersem onu yapardım. Benim için hayat ya özgürlük, ya da ölümdü. Çocukluğumdan beri beni bilenler bilir; ben, eğer inanıyorsam yaptıklarıma ve yapacaklarıma, dediğim dedik, öttürdüğüm düdüktür. Döndüremezsiniz yolumdan. Bunu çocukluğumdan itibaren çevremdekilere öğrettim ki, o yüzden bana karışılamayacağını öğrenmişlerdi. Zaten insan, kendine nasıl davranılacğını kendisi belirler. Siz istemedikten sonra size, hiç kimse hiçbir şeyi dikte edemez; etse kaç yazar ayol; dikte ettiklerini gö*lerine soksunlar, sokarım da! O yüzden ben ne ailesel, ne çevresel, ne de toplumsal yaşadım; hep bireydim ben. Bana dayatmadılar mı heteroseksüel evliliği; onlara öyle bir laf söylerdim ki, söylediklerine pişman ederdim. Bana-eşcinselliğime saygı duymayanı, ben insan yerine bile koymam. Çünkü cahildir o, aptaldır! Halil denilince insanların aklına, müdahale edilemeyecek bir kişi gelir öncelikle. Bugüne kadar da eşcinselliğim anlamında müdahale etmeye kalkan falan olmadı. Çünkü insanlar eşcinselliğinin arkasında sağlam duran bir insanı görünce, hiçbir şey yapamayacaklarını anlıyorlar.
4. Tabi bu özgüven patlaması için, toplumsal bağımsızlığınızla birlikte ekonomik bağımsızlığınızı da kazanmak zorundasınız. Öyle veya böyle, iyi veya kötü, katlanarak da olsa mesleksiz de olsa para kazanabileceğiniz bir işinizin olması, uzun vadede de emekliliğiniz çok önemli. Çünkü kimseye muhtaçlığınız olmayınca, hayatınıza dair kararları da çok kolay alabiliyor, kimseye müdahale ettirmiyorsunuz. Çünkü insan bir noktaya kadar aile, toplum, vesiare diyebiliyor. Ama eğer ekonomik özgürlüğünüz yoksa, bıçak kemiğe dayanınca bile sessiz kalmak zorunda kalabilirsiniz. Ama paranız varsa, restinizi çekebilirsiniz. O yüzden gençken çalışın, emekliliğinizi elde edin, bir de eviniz olsun. Çünkü para ve barınma, bir eşcinsel için, hayatta en önemli şeydir. Aşkı, sevgiliyi falan geçin; onlar gelip geçici, orgazmlık şeyler. Kendinizle çoğalmayı öğrenin, kendinize sırtınızı dayamayı öğrenin, kendinizle yaşayın en büyük aşkı; başkaları birer teferruat zaten. Eğer başkalarını, birilerini gözünüzde büyütür, dünyayı sevgili-aşk kavramının etrafında falan döndürürseniz, kısaca salaksınızdır!
5. Bir de şunu öğrendim ben hayatta. İnsanlar sizi *bne, t*p diye aşağılasa da asla kabuğunuza çekilmeyin. Çünkü siz çekildikçe; sizi öteki olarak görmeye, aşağılamaya, dışlamaya, hor görmeye devam edeceklerdir. Ne zaman insanlardan kaçmazsanız, o zaman sizinle hayatı paylaşacaklardır. Çünkü siz kabuğunuza çekilerek kendinizin onlardan bir farkınızın olmadığını gösteremez, önyargıların da devam etmesine sebep olursunuz. Çünkü eşcinsellik, heteroseksüellikten ne eksik bir şey, ne de kötü bir şey. İnsanlara bunu göstermek için, sosyalleşmek zorundasınız. Ve insanların sizi kabul etmeleri için, daha çok çalışmalısınız. Bu da başarıyı getireceği için, kabul edilmenizi kolaylaştıracaktır. En önemlisi de eşcinselliğin sizde-kendinizde, hatta çevrenizde olumsuz bir etki yaratmadığını göstermiş olacaksınız.
6. Bir önemli tavsiyem de şu. Kendinizi öyle o dönemki koşullara göre falan kategorize etmeyin, sınıflandırmayın. Sadece içinizden geldiği gibi yaşayın, kendinize de cinsel yöneliminiz doğrultusunda eşcinsel diyip geçin. 53 yaşında olacağım yakında. Önce dönme, ibne falan diyorlardı eşcinselliğe. Sonra Seksenlerde homoseksüel deniyordu yazılı olarak falan. Sonra gay dediler bize. Ardından eşcinsel. Sonra ise GLBT, LGBT, LGBTQ, LGBTİ, LGBTİ+ gibi harf dizilimleri olarak tanımladılar eşcinselliği. Oysa kısaca eşcinsel miyiz, evet. Ayrıntılar kimsenin umrunda değil ki; karşıtlık, ayrımcılık, ötekileştirme, sadece en başta erkek erkeğe olan ilişkiye değil mi; özgürlük mücadelesi de açık ve net ancak bu noktadan olabilir. 100 tane eş-cinsel kimlik tanımlaması yapılıyor; kim biliyor ayol bunları; tanımlayanlar dışında kimler bu kategorilerde hissediyor acaba kendini? O yüzden ülkemizde eşcinselliğin akademik dili de, dernekler üzerinden mücadelesi de havada kalmış, eşcinsel haklarına dişe dokunur hiçbir katkısı olmamıştır. Hatta eşcinsellerin daha da ötekileştirilmelerine sebep olmuştur. Çünkü kendini herkesin anlayacağı dilden ifade etmezsen, kimse seni anlayamaz. Eşcinsel hakları için tek yapılması gereken, açık bir eşcinsel olarak yaşayarak, kendini sokağında, mahallende kabul ettirebilmek. Üniversite anfilerinde tartışılan eşcinselliğin, eşcinsellere hiçbir katkısı olmuyor ne yazık ki. Zaten şimdilerde eşcinselliğin üniveristelerde tartışılmasına da izin vermiyorlar, yürüyüş yapılmasına da. Ama sen her gün sokağından eşcinsel olarak geçebiliyorsan, en büyük yürüyüşü yapmış, en büyük konferansı vermiş olursun. En fazla ne derler, bak ib*e geçiyor gene. Bu bir kabul ediliştir biliyor musunuz aslında; İstiklal'de 100 bin kişiyle yürümekten daha etkilidir. Ve üstelik bana hiç kimse müdahale de edemiyor. Bir de bu dernekler, eşcinsel hakları mücadelesine başka mücadeleleri de karıştırıp, terörist olarak falan olarak adlandırılmamıza sebep oluyorlar.
7. Eşcinsellerde gördüğüm ve en sinir olduğum şeylerden birisi de hep mağduru oynamaları. Hep dışlanıyorlarmış, hep işsizlermiş, falan da filan da... Hiç çalışmaya çaba sarfettiniz mi acaba? Biz de eşcinseliz. Biz de aynı coğrafyada yaşıyoruz. Eşcinsel olmaktan çok daha zor şeyler var hayatta. Siz hiç hayvan oldunuz mu, hiç kadın oldunuz mu, hiç yaşlı oldunuz mu, hiç sığınmacı oldunuz mu, hiç engelli oldunuz mu..? Onlar ne yapsın? Siz iki tık tık, bir şık şık gene işlerinizi yolunuza koyuyorsunuz ama gene şikayetçisiniz. Eşcinsellerin, transseksüellerin toplantılarına katılıyorum da, söyledikleriyle yaşadıkları o kadar çelişkili ki. Görseniz hepsi birer assolist. Hiç göremiyorum ben sizin mağduriyetinizi. Asıl zorluğu hangi eşcinseller yaşıyor biliyor musunuz; benim gibi açık bir eşcinsel olarak çalışma hayatında yer alan ve de sosyal hayattan elini ayağını çekmeyen eşcinseller. O mağduru oynayanlar, eşcinselliğin kaymağını yiyiyorlar.
8. Hayatta eşcinseller arasında tecrübe ettiğim en önemli şey ise; kendilerini bilinçlendirmek için hiç çaba sarf etmemeleri. Kendileri de eşcinsel olmalarına rağmen daha eşcinselliğin bile ne demek olduğunu kendileri bile bilmiyorlar ki, ne kendilerini doğru şekilde ifade edip savunabiliyorlar, ne de kendilerine dayatılan şablon kimliklerin dışına çıkabiliyorlar. Hani eşcinsel denilince insanların aklına seks işçiliği yapan travestiler falan geliyor ya, hani dizlerde filmlerde falan hep bu şekilde karikatürize ediliyorlar..; acaba bu ülkede eşcinseller kendilerini farklı bir şekilde ifade etme çabasına girmişler mi; öyle olmayan, absürdleştirilmeyen eşcinseller de gizli kalmayı tercih etmişler. Eşcinsellik bir tercih değil ama kendini nasıl ifade ettiğin bir tercihtir ve o ifade şekli de işte kafalardaki eşcinselliğin belirleyicisi oluyor ne yazık ki...
9. Yukarıdaki yazdıklarıma istinaden, eşcinsellerin aynı cenderede kaynamaları toplumun baskısı, onları ötekileştirmesi mi; yoksa eşcinsellerin kolaya kaçması mı? Kaçmak zorunda kalmaları da bir gerçektir ama eşcinsellerin koşulları zorlamak istememeleri de bir gerçek bana göre.
10. Yukarıdaki maddeye istinaden şunu da söyleyebilirm ki, her toplum kendi eşcinselini yaratıyor-şekilllendiriyor, eşcinseli de o topluma göre şekillenmeyi benimsiyor, belki de benimsemek zorunda kalıyor. Eşcinselliğe bakış açısının değişmesi için, toplumsal dinamiklerin hepsinin değişmesi gerekiyor. Tabi değişmesi için de aslında eşcinsellik gibi öteki kavramlar, bu değişimin ana motorlarıdır ama ne yazık ki işte fırsatlar eğitimin kötülüğü, geleneksel yapı, din gibi kültürel etmenler yüzünden kaçırılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder