Aile, evlilik, gelenek, cinsellik, çıplaklık gibi kavramların bana göre ahlak veya ahlaksızlıkla hiç alakası yok; İçinde yaşadığımız sistemin bir düzeneği, bana göre ise dayatması. Çünkü herkesin aklı, fikri, yapısı bir değil ki; bana uymayan kurallara ben niye uyayım ki? Hayatımı keyfimce yaşayamadıktan sonra toplumsal kuralara uydu diye beni ahlaklı ilan etseler, hatta adımı tarihe altın harflerle yazdırsalar kaç yazar ayol. Ölümlü dünyada tekrarı olmayan hayatımı gönlümce yaşamaktan başka hiçbir şey istemiyorum. Öyle de yaptım; toplumsal kurallara uymayarak da hiçbir şey kaybetmedim. Toplumsal kurallara uyan biri olarak yaşasaydım, pişmanlıktan geberirdim zaten.
Cumartesi'leri çok sevdiğim için, zaman zaman ertesi günü hep Cumartesi zannederim...
Bazı kadınların isyanı, kocamı 3. kişiler ayarttı şeklindedir. Ayartılmak istemeyeni, hiç kimse ayartamaz!
Eşler birbirini aldattığı veya ayrıldıkları zaman çok sevinirim. Bitmiş bir ilişkiyi sürdürmek bana çok aptalca geliyor çünkü...
Melankoli olmasa Nükhet Duru gene Nükhet Duru olurdu ama Türkiye'de Melankoli olmazdı! Nükhet Duru'nun mutfağındakiler Nükhet Duru'dan önce yoklardı, Nükhet Duru'dan sonra tamamen yok oldular. Türkiye'de müzisyenler kendilerini şarkıcılara karşı ezik hissediyorlar ve onlara karşı bir kompleksleri var ki, iki de bir şarkıları söylendiği zaman isimlerinin zikredilmemesinden şikayetçi oluyorlar veya şarkılarını söyleyen şarkıcılara söylettirmemeye çalışıyorlar. Nedir bu yaa; çok komik gerçekten. Oysa Batı'da şarkıcılar şarkı sahiplerinin isimini hiç söylemedikleri gibi, ne kimse şarkı sahiplerinin isimlerini bilir, ne de şarkı sahiplerinin vitrine çıkmak gibi dertleri vardır. Orada herkes ve her şey stara hizmet eder, starı parlatmak için çalışır. Siz hiç Madonna'nın mutfağındakilerinin kim olduğunu bilir misiniz? Kaldı ki Madonna'dan değil, Nükhet Duru'dan bahsediyoruz; sadece bir şarkıcıdan değil, şarkılara hayat veren bir yorumcudan. Türkiye'de müziğe, bestecilere, güftecilere bir lütuftur Nükhet Duru. Nükhet Duru bir ekoldür, müziği gerçekten sevene bir okul, hatta bu coğrafyada müziğin ta kendisidir. Çünkü Nükhet Duru müziğe yön vermiştir. Nükhet Duru bir Hadise falan değildir; depremdir, melankolidir, taydır, çakırdır, şadırvandır, tokattır.., hayatın ta kendisidir... Bir şey sormak istiyorum. Siz hiç Zülfü Livaneli'nin veya Timur Selçuk'un Nükhet Duru ile didiştiğini gördünüz mü? Ama görüyoruz ki, Nükhet Duru'nun kendilerine saygısına rağmen, daha önce Nükhet Duru'nun mutfağında yer alanlar, Nükhet Duru ile kuru fasülyeye pilav olma şanslarını yakalamışken, sonrasında şımarık bir çocuğa dönüşüyorlar, hadsizleşiyorlar...
Türkiye'de senfonik pop 40 küsur sene önce Nükhet Duru ile hayat bulmaya başlamıştır...
Sağlık problem veya kontrollerim için sırasıyla Nöroloji, Ortapedi, Kalp, Dahiliye, Endokrinoloji ve Beyin ve Sinir Cerrahı uzmanlarına ve aile hekimime gözüktüm. Ramotoloji'yi şimdilik erteledim. Evet, sol elimdeki karıncalanma hala devam ediyor. Belki de doktorların dediği gibi sinir sıkışmasıdır. Belki de bu süreçte ortaya çıkan tiroid salgısı yükselmesiyle alakalıdır. Zaten tiroid, karıncalanma-uyuşma-güç yetersizliği veya vitamin eksiklikleri gibi bazı problemler birbiriyle bağlantılıymış. 2 aylık ilaçla tedavi sürecinden sonra bakarsın bir şeyler değişir.
"LGBTQ içerikli kitap okumak günah mı?" demiş birisi. Evet günah, cehennemde cayır cayır yanacaksın!! Aptal olmak bedava yalnız!
Günah-sevap, manevi bir inanç meselesi; bilimsel hiçbir gerçekliği olmadığı için, insanları inançlarınız üzerinden yargılamayın!
İnsanların yargılanabileceği tek mercii adalet sistemidir. Ondan kerisini kendinize saklayın.
Şu ayıpmış, bu günahmış... Ne diyorsunuz siz ya; bunlardan bana ne? İşin aslı hak-hukuktur, eşitlik, özgürlük, demokrasidir..!
Aslında ben inançlara çok saygılı birisiyim. Çünkü o da insanların sosyal evrim süreç paralelinde kendilerini gerçekleştirdikleri bir edim. Ve bu, sizin hayatınızı karşılayabilir ama tüm yaşam biçimlerini karşılamasını beklemeniz, olaya sadece kendi çerçevenizden bakmak demektir. Farklı yaşam biçimlerine saygı duyulursa, hayata dair her şeye de saygı duyulmuş olur. Ama sadece kendi inandıklarınıza saygı beklmek, saygısızlıkları da beraberinde getirecektir....
Polonya'da Meryem Ana'yı LGBTİ sembolüyle tasvir edip yargılanan aktivistler beraat etti. Bizde ise, Kabe'nin kenarına gökkuşağı renkleri iliştirildi diye öğrenciler 7'şer yıl hapis cazasıyla yargılanacaklar.
İnsanlar eşcinsellikle ilgili suçlandıkları zaman, hemen eşcinsel değilim diye savunmaya geçiyorlar. Bu bir cahilliktir. Çünkü eşcinsellik bir suç değil, doğanın gerçeği bir cinsel yönelimdir. Eşcinseller ne yapsın o zaman; intihar mı etsinler? Farkında olmadan hem cahilliğinizi sergiliyorsunuz, hem de eşcinsellere saygısızlık etmiş oluyorsunuz. Eşcinsellikle suçlanan şahıslar çıkıp demiyor ki, "eşcinel olsam bile eşcinsellik bir suç derğildir" diye. Eşcinsellik suç değil diye konuşsalar, ne şantaja maruz kalacaklar, ne de suçluymuş gibi savunma ihtiyacı duyacaklar. Şimdi birisi bana sen heteroseksüelsin diye baskı ve şantaj yapsa, ben savunmaya mı gececeğim. Gerçekten çok komik bir dünya...
Bir milletvekilimiz eşcinsel olduğu için partiden ihraç edildiğini ama eşcinsel olmadığını ispat edeceğini söylüyor. İhraç olayı da yanlış, eşcinsellikle suçlananın eşcinsel olmadığını ispat etmeye çalışması da. Çünkü bir insnanın cinsel yönelimi, milletvekili olmasının önünde bir engel değildir. Öyle olsaydı, Batı'da eşcinsel başbakanlar, milletvekilleri olur muydu? Bir insanın eşcinsel olmadığını ispatlamaya çalışmasını, içinde yaşadığımız heteroseksist ve homofobik bir kültürden dolayı aslında normal karşılayabiliriz. Çünkü homofobik bir toplumda bir insanın eşcinsellikle itham edilmesi, elbette kişinin kendisine ve çevresine bir baskı ve ötekileştirme olarak geri dönecektir.
İnsanlara en önemli tavsilerimden biri de, kendilerini hiçbir şey için, özellikle lüzumsuz şeyler için üzmemeleri gerektiği olurdu. Çünkü fiziksel problemlerin bir çoğunun sebebi üzüntü. Bugün anladım ki, sol elimdeki keçeleşmenin sebebi tamamen üzüntü ve stres kaynaklı. Çünkü Voleybolda Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde FB takımı elendi ve sinirlendim. Sonrasında sol elim zonklamaya başladı...
Toplum değişmedikçe siyasi anlamda beklenti içinde olmamak gerekir. Çünkü siyaseti de yönlendirecek olan toplumdur. Hani diyorlar ya, iktidara iyi bir temsilci gelmiyor diye. Gelse ne olacak; ertesi gün indirirsiniz. Toplum kendine benzeyeni iktidar yapıyor zaten; tabi bu arada kurunun yanına yaş da yanıyor. Söylediklerim anlaşılması zor şeyler mi? Söyledikleirimi aslında herkes de biliyor. Eskiden tek kanallı dönemde "İcraatın İçinden" programı olurdu ve siyasi lider saatlerce konuşur, dolayısıyla bu program yüzünden haftalık yayın akışında değişiklik olur ve izleyeceğimiz programı izleyemedik diye sinirlenirdik. Çünkü icraat denilen şey sadece lafta, icraat yok ki!
Geçen yıl 24 Nisan'da bir keresinde bir şeye, yaptığım bir hataya çok üzüldüm ve o gün sol elim uyuşmuştu. Ondan sonra da çok düzeldiğini söyleyemem. Aslında doktorlarda çare aramak anlamsız. Üzülünce veya sinirlenince tekrar depreşiyor işte. Tek çaresi sinirlenmemek ve üzülmemek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder