14 Şubat 2021 Pazar

14 Şubat 2021 facebook notlarım

 BANA APARTMANINIZIN ÖNÜNDEKİ ÇÖPÜ GÖSTERİN, SİZİN KİŞİLİĞİNİZİ SÖYLEYEYEİM!

Aslında yaşadığımız bütün problemler, insan türünün gelişimini tamamlayamamasıyla ilgili. Bu da bencilliği doğuruyor; beraberinde duyarsızlığı getiriyor, sorumsuzluğu getiriyor, anlayışsızlığı getiriyor vesaire... Mesela kapılarımızın önündeki çöp kutuları... Sanki çöp noktası, bizim evimizin 2 metre ötesindeki bir uzantısı değilmiş gibi... Evinin içi düzenliyken, 2 metre ötedeki çöpü düzgün kullanmamaktan nasıl rahatsızlık duymazsınız ki..? Çöpler poşette atılmaz, sulu sulu atılır veya çöp kutusunun dışına koyulur, ev tadilatı yapılırsa belediyenin almadığı molozlar bırakılır, çekyat, yatak, dolap, koltuk, halı gibi eşyalar bırakılır... Evden çıksın da, ondan sonrası ne olursa olsun duyarsızlığı var. İnsanın gezegeni sadece dört duvarı değildir ki, üzerindE yaşadığımız dünyanın bütünüdür gezegenimiz. Sanki gezegene bir şey olsa, dört duvarı onu koruyacak. Sokak diyip geçmemek gerekiyor; sokağa gösterdiğimiz duyarsızlık, aslında bizim kişilik profilimizdir. Sokaktaki çöp konusunda duyarsız olan bir insan, kutuplardaki buzulların erimesi, ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, hayvan hakları vesaireyle hiç ilgilenmez. Evet, ben bir çöpe bakarak, o noktadaki insanlığa açık seçik notumu veririm. Benim hiç çöpüm olmamasına rağmen apartmanımızın önünü, çöp kutumuzun etrafını temizlemem benim için sorun değil ama insanların duyarsız kişiliği değişmediği sürece benim çabam yetmeyecek ki dünyayı temizlemeye!

YANDIM AMA KENDİMİ KANDIRAMADIM! Sevgililer günüymüş; kapitalizm!

Sevgililer gününe gelirsek... Benim hiç sevglim olmadı; beni hiç kimse duygusal anlamda sevmedi. Sebebini bilmiyorum; belki de ben insanlara kapılarımı açmamış olmamdan olabilir. Ama haklıydım açmamakta. Çünkü ben çıkarsız olmayan hiçbir sevgiyi, duyguyu aşk olarak kabul edemem ki... Yani emek verilecek bir aşk olsaydı, emek verirdim ama böyle birisiyle hiç karşılaşmadım. Ben de çıkarcı ilişkilere gerçek kapımı hiçbir zaman açAmadım, dış kapıdan "selamlaşıp" gönderdim. Belki de bu dünyanın sevgi anlayışı benim kitabıma uymadı kısaca. Bir de şu var; öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanlarda çıkarsız sevmeye yürek yok ki en başta! Yaa, sevmesini bildikleri de pek söylenemez. Koşullu sevmek, sevmek değildir. İçgüdüsel sevmek de sevmek değil, bir dürtüdür. Gerçek sevgi saygı barındırır. İnsanlardaki saygı da, karşısındakine hükmedinceye kadar! Hamuru özgürlükle karılanlaraysa, bu tür sevgi anlayışı asla uymaz, onların beklentilerini asla karşılamaz çünkü. Velhasıl aşksız geldim, aşksız gideceğim; içimde limitsiz sevgi olmasına rağmen. Burada kurtarıcı; doğayı ve yaşamayı sevmek oluyor, kendimi sevmek oluyor; ve de hayvanlar, bitkiler... Veya müzik gibi sanatsal şeyler. Biliyor musunuz; ben aşksal anlamda, bir müzik CD'sinden veya kedilerimden daha çok sevebileceğim birisiyle karşılaşmadım. ÇÜNKÜ YANDIM AMA KENDİMİ KANDIRAMADIM!

Aşk kedidir, "prernses"tir!

İnsanın kendisinden başka gerçek sevgilisi olmaz. O birbirimizi yıllardır çok seviyoruz diyenlerinki, birbirlerinden nefret etmelerine rağmen mecburiyetten birbirine bağımlılıktır. İnsanlar ya birbirine katlanıyor, ya da öldürüyor. Çekip gidebilenler akıllılık yapıyor. Çünkü aşkta süreklilik, istikrar yoktur.

SEVGİLİSİ OLMAYANA AŞKIN TARİFİ!

Hiç aşk yaşamadım diyorum ama belki de aşkların en güzelini benim gibi özgürler yaşıyordur. Çünkü her ilişkimde bir duygu yoğunluğu oluyor, duygu yoğunluğu olmayan ilişkileri tekrar yaşanmıyorum. Bir de sözlü veya yazılı bir anlaşma olmadığı için, garanticilik olmuyor, garanticiliğin verdiği heyecan eksikliği olmuyor. Çünkü garanti ilişkilerde, "ilgi" ihmalkarlığı ve savsaklaması olabiliyor. En önemlisi de garanti ilişkilerde özlem olmadığı için(Çünkü uzun süre biraradayken özlem mi kalır?) heyecan da kalmıyor. Kimyamın uyuştuğu hiçbir ilişkimi bitirmedim, yıllardır devam ediyor. En önemlisi de, dörtdörtlük insan olmadığı için dörtlükdörtlük aşkı da çoklu ilişkilerde yakalayabilirsin; kimisinde tutku bulursun, kimisinde duygusallık, kimisinde insanlık, kimisinde huzur, kimisinde vesaire... Ben hiç yalamadım derken, heteroseksist toplum yapısına uygun aşk yaşamadım demek istemiştim. Yoksa doğal olan özgür aşkı dibine kadar yaşamış biriyim

***

İstanbul Yahudilerinden olan Edouart Roditi, Yaşar Kemal'in eşinin de kuzeniymiş. Babası İstanbullu Seferad'larındandmış. Öykü Tekten, Rodditi'yi "Sürrealist yazar, şair, çevirmen, eleştirmen, hikâye toplayıcısı, gezgin (neredeyse derviş), çok dilli bir bibliyofil, misafir gittiği evin bulaşıklarını yıkamadan çıkmayacak kadar alçakgönüllü " olarak tanımlıyor. Yaşar Kemal'in İnce Memed romanının dünyaya tanıtımı da onun Türkçe'den çevirisiyle oluyor. ve başka Türkçe kitap çevirileir de...  İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ve İspanyolca ve Türkçe biliyor.

Wikipedia kişisel hayatını şöyle anlatıyor...

Édouard Roditi, erken yaşlardan itibaren diğer erkeklerden etkilendiğini fark etmiş ve Paris'teki dans salonlarının, barların, hamamların ve halka açık gezinti alanlarının eşcinsel ortamını genç yaşlarından başlayarak ve daha sonra yaşadığı diğer yerlerde de aktif olarak keşfetmiştir. 1930'ların başında Fransa'daki yakın arkadaşları arasında Amerikalı homoseksüel şair Hart Crane de vardı. 1984 tarihli bir röportajda, "Şahsen, hiçbir zaman doğrudan eşcinsellere ilgi duymadım ve daha keyifli ve kalıcı ilişkilerimin çoğu biseksüel veya aşk hayatında istisna olduğum heteroseksüel erkeklerle oldu" demiş.

6 Haziran 1910 yılı doğumlu.

***

Nuray Hafiftaş ve Hüner Coçkuner'i bir başka severdim. Biri Halk Müziğimizin, biri de Sanat Müziğimizin en ama en özel seslerindendi. İkisi de hayvanları deliler gibi seviyorlardı. Biri '62 doğumlu, biri '63 doğumlu idi. Bir 4 Şubat'ta, biri 14 Şubat'ta vefat etti... İkisinin de ölüm sebebleri aynıydı...  İkisi de sevgi insanıydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder